Erdoğan Akdağ Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen çalıştayda, önceki dönemlerde Bozok Üniversitesi rektörüne basın danışmanlığı yapan ve çalıştığı dönemde Gazetecilik Bölümünün kurulmasına öncülük eden Kayseri Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Mehmet Sena Kösedağ, “Yerel Basının Dünü Bugünü ve Geleceği” konusunda ulusal ve yerel basın temsilcilerini, öğretim elemanlarını ve öğrencileri bilgilendirdi.

Çalıştay Mehmet Sena Kösedağ (4)

Uzun yıllar sektörde de çalışan Mehmet Sena Kösedağ, “Yerel Basının Dünü Bugünü ve Geleceği” konusunda yaptığı bilgilendirmede, “Akademide yerel basınla ilgili çalışma yapan hocalarımızın sayısı çok az, bu konuda yapılan araştırmalarda çok az. Mehmet Ramazan hocamız bazı veriler sundu. O verilere baktığımızda genelde yabancı akademisyenler tarafından ya da yabancı kuruluşlar tarafından yapılan araştırmalar olduğunu gördük. Çünkü ülkemizde akademide olan bu ilgisizlik, yerel basını geri planda bırakma anlayışı aslında birkaç kesimde daha var. Yerel idarelerde de var. Üçüncü halkta var. Dördüncü mesleğin içinden gelen basın meslek örgütleri ve gazeteciler var. Ülkemizde yerel basını destekleyen, ayakta tutan tek yapı bana göre merkezi hükümetler” dedi.

Çalıştay Mehmet Sena Kösedağ (1)

“GAZETECİLİK DEVLET ELİYLE BAŞLADI”

Kösedağ konuşmasında, “Ülkemizde gazetecilik 1831 yılında Takvîm-i Vekâyi devlet eliyle çıkarılmasıyla başladı. Bu gazete saraydan finanse edilen ve çalışanları da yine buradan maaşlı çalışan kişilerdi. 1840 yılına geldiğimizde Cerîde-i Havâdis çıkıyor. O gazetede yarı resmi bir gazete olarak çıkıyor. Ta ki 1860 yılına kadar. 1860 yılında ülkemizde çıkan üçüncü gazete, Agâh Efendi tarafından çıkarılmıştır ki kendisi de bir Yozgatlıdır. Türkiye’de özel gazetecilik girişimin başladığı yıllardır. İşte ülkemizde yerel gazetecilerin zorlukları Tercümân-ı Ahvâl ile başlıyor. Meslekten yetişmiş muhabirin, matbaada çalışmış insanların olmadığı. Kâğıt ve mürekkep sıkıntısının ciddi manada yaşandığı. Matbaa diyebileceğimiz araç gereçlerin temin edilemediği bir yerel gazetecilik anlayışı 2000’li yıllara kadar maalesef devam etti. Ülkemizde çıkan ilk gazeteler İstanbul, Ankara ve İzmir merkezlidir. Daha sonra 1864 yılında eyalet sisteminden vilayet sistemine dönülmesi ile Osmanlıda idari bir değişiklik oldu. Her vilayete bir matbaa kurulma kararı hükümet tarafından alındı. Yerel gazetecilik Anadolu’nun çeşitlik illerinde yapılmaya başladı. Konya’da, Kayseri’de’ Bursa’da gazeteler açıldı. Yanılmıyorsam 1910 yılında Yozgat’ta ilk gazeteler çıkmaya başladı. Gazeteciği ilk başlatanda devlet eliydi. Daha sonra Anadolu’ya yaygınlaşmasının nedeni de yine devlet organlarıdır. Matbaacılığı öğrettiler, gazeteciliği öğrettiler. Çok partili sisteme geçilene kadar birçok ilde devlet eliyle çıkan gazeteler var. Bu gazeteler toplumsal yaşantıyı hareketlendiren, yine kültürel çeşitliliği zenginleştiren, halka haber ulaştıran aynı zamanda da halkın sorunlarını gündeme getiren çok önemli bir işlev görmüştür. Buna rağmen çok ciddi zorluklar yaşamıştır” ifadelerini kullandı.

Çalıştay Mehmet Sena Kösedağ (2)

“KURTULUŞ SAVAŞINI KAZANMADA BÜYÜK ROL OYNADI”

Milli mücadele döneminde yerel basının gördüğü olağanüstü işlevden bahseden Kösedağ, “Her iletişim öğrencisinin bilmesi gereken bir hususta, milli mücadele döneminde yerel basının, Anadolu basınının gördüğü olağanüstü işlevdir. Kurtuluş Savaşının kazanılmasında o yerel gazetecilerin canı pahasına gece gündüz demenden çok güç koşullar altında, el yordamıyla bastıkları tek nüsha halindeki gazetelerin dağıtılması bu kurtuluş mücadelesinin başarıya ulaşmasında çok büyük bir rol oynar. İstanbul hükümetinin, işgal kuvvetlerinin baskısıyla İstanbul’da baskı şansı bulamayan gazeteler Ankara’ya, Kastamonu’ya, Kayseri’ye taşınıp orada el yordamıyla gazeteler basıp halkı bilinçlendirmiş, milli mücadeleye katılmaya çağırmış. Onları demoralize eden yabancı yayınlara karşı dimdik bir duruş sergilemiştir. Yerel gazetecilik bakın bu kadar önemli aslında” diye konuştu. 

Yerel Basın Çalıştayı (2)

2024-KPSS Ön Lisans başvurusu son tarih ne zaman? 2024-KPSS Ön Lisans başvurusu son tarih ne zaman?

“YEREL BASINI ZAYIF VE GÜÇSÜZ BIRAKTI”

Resmi ilanların yerel gazetelerin tek yaşam kaynağı olduğunu söyleyen Kösedağ, “Cumhuriyet dönemiyle birlikte resmi ilan dediğimiz kamu ihalelerinin, duyurularının gazetelerde belli bir ücret karşılığı yayımlatılması basının en önemli gelir kapısı, can damarı ve belki de tek yaşam kaynağı günümüzde. Çok partili sisteme geçtiğimiz dönemde illerde genelde bu vilayet gazeteleri dediğimiz gazetelerin daha etkin olduğu ama yavaş yavaş yayın çeşitliliğinin arttığını görüyoruz. Çok partili sisteme geçilmesi ve Demokrat Partinin iktidara gelmesi Anadolu da yerel gazeteciliğin coşması, çeşitlenmesi, sayısal olarak da artması anlamına gelir. Demokrat Parti, ilk dönemi basınla çok iyi geçindi. Basını ekonomik olarak da, siyasal olarak da desteklediği bir dönem. Türk basınının sıçrama yaptığı ikinci dönem bu Demokrat Parti dönemidir. İlk dönemde İkinci Meşrutiyetin ilanıdır. İkinci Meşrutiyetin ilanıyla birlikte biraz daha Anadolu’ya yayılan gazeteler, çok partili sisteme geçildiği bu dönemde daha da büyük etkinlik göstermeye başlamıştır. Tabi darbe dönemleri yaşıyor ülkemiz. Bu dönemlerde yine yerel basın ayakta kalma mücadelesi verdi. 90’lı yıllara kadar bu şekilde gitti. 90’lı yıllarla birlikte radyo ve televizyon yayınlarının özel girişimlere açılması Türkiye’de tekelleşmenin doruk noktaya ulaşmasına neden oldu ve yerel basını bir daha zayıf ve güçsüz bıraktı” ifadelerini kullandı.

Gazete (2)

“RESMİ İLANLAR NE ÖLDÜRDÜ NE OLDURDU”

Uzun yıllar geçmesine rağmen yerel basında bir düzelme olmadığının altını çizen Kösedağ, “Yaygın basına verilen destekler, yaygın basının promosyon adı altında magazinsel yayıncılık anlayışı. Yine Anadolu’nun çeşitli illerinde ekler veya oralarda temsilcilikler açarak yerel basını sindirme dönemi bu dönemdir. Türkiye’de ilk çıkan gazeteler 500 tirajlıdır. 90’lı, 2000’li yıllarda gazeteler yine günlük tirajı 500’dür. Baskı kalitelerinde çok ciddi bir ilerleme olmadığını tespit ettiler. İçeriksel anlamda, yayın kalitesi anlamında çok fazla bir iyileşme olmadığı tespit edilmiş. 100 yıl geçti, 150 yıl geçti ama bu alanda bir düzelme olmadı ve devlet tabiri caizse resmi ilanlarla ne öldürdü ne oldurdu. Gazeteciler kendi aralarında hiçbir zaman birlik olamadılar. Siyasal çekişmelere, ideolojik çekişmelere kurban ettiler. Bugün Anadolu’nun birçok yerinde 3-5 tane cemiyet var, dernek var. Birbirleriyle çekişmekten sektörel sorunlara, sektörün problemlerine veya sektörü dijital çağa, sektörü teknolojiye ayak uyduracak sıçramalar veya anlayışı getiremiyorlar” şeklinde konuştu.
Yerel basını anlamadan Türk tarihinin anlaşılamayacağını ifade eden Kösedağ, “Türkiye’de yerel basını önem vermeden, yerel basını anlamadan Türk basın tarihini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmemiz mümkün değil. Türk basın tarihini doğru değerlendiremediğimizde, Türk siyasi tarihini de doğru değerlendiremeyiz. Ekonomi tarihini, eğitim tarihini de bütüncül bir bakış açısıyla bakamayız, bilemeyiz. Bunlar hep birbirinin tamamlayıcısı konumunda. Hem akademinin, hem basın sektörünün özellikle yerel basın sektörünün hem halkın hem de yerel idarecilerin bu konuda kaçınılmaz adımlar atması gerekiyor” açıklamasında bulundu. 

Yerel Basın Çalıştayı (6)

“ÇOK ACI BİR TABLO”

Yerel basının kendini geliştirmediğinden bahseden Kösedağ, “Tiraj değişmemiş, başlık teknikleri değişmemiş, içerikte zenginleşme yok. Toplumu ilgilendirecek veya çok dikkatini çekecek haberler yok. Bir sürü sorun sayabiliriz. Yerel basının ekonomik sorunu var, tiraj sorunu var, personel sorunu var. Bu maddeler yıllarca sayılıp duruluyor ama çözüm henüz bulunabilmiş değil. Ülkemizde 2 bine yaklaşık yerel gazete, bin civarında yerel radyo, 200 civarında yerel televizyonlar baktığımızda sayısal olarak Türk medyasının yüzde 95’ini oluşturuyor ama ulaştığı kitle açısından yüzde 5. Çok acı bir tablo” ifadelerini kullandı. 

Gazete (1)

“ÇOK İYİ KARİYER YAPABİLİR”

İletişim çağında olduğumuzu bu yüzden de bu alanda işin çok fazla olduğuna değinen Kösedağ, “Bugün dijitalleşmenin, yapay zekanın konuşulduğu, sosyal medyanın etkinliğinin bütün yaşantımızı, gündelik yaşantımızı etkisi altına aldığı bir çağdan geçiyoruz. Bu yerel medya için hem ciddi fırsatlar barındırıyor hem de tehditler içeriyor. Bu fırsatları da tehditleri de iyi belirlemek gerekiyor. Bunu sektörün bütün paydaşları bir araya gelerek yapacak. Bu alanda bir anlayış, bir politika belirlenmeli. Bazı İletişim Fakültesi hocalarımız öğrencilere bu alanı neden seçtin, bu alanda iş yok, bu sektörde barınamazsınız gibi söylemlerde bulunuyorlar. Günümüzde en kalifiye yetişmiş eleman ihtiyacının olduğu sektör, iletişim sektörü. Hem geleneksel medya, hem sosyal medya, hem internet siteleri yetişmiş, yapay zekayı kullanan, SEO uyumlu içerik üretebilen elaman arıyorlar. Biz iletişim çağındayız. İletişim teknolojileri hayatımızın her aşamasını sarmış durumda. İnsanlar gündelik yaşantılarının en önemli bölümünü kitle iletişim araçlarında geçiriyorlar. Yani bu çağda yetişmiş, donanımlı, iletişim alanının işleyişini bilen iletişim alanındaki farklı platformlara içerik üretebilecek teknik donanımlara sahip olan ve kullanmayı bilen personel çok iyi şartlarda, çok iyi ekonomik koşullarda istihdam edilir ve çok iyi kariyer yapabilir” diye konuştu.

“BU ALANDA ÇOK FAZLA İŞ VAR”

İletişim Fakültesinden mezun olanların bir alanda kendini yetiştirerek iyi olması gerektiğine vurgu yapan Kösedağ, “Basın sektörüyle ilgili bir şeyi iyi yapmamız lazım. Bir konuda uzman olmamız lazım. Ya iyi fotoğraf çekebilmemiz, ya iyi metin yazarlığı yapabilmemiz lazım. Bu alanın gerektirdiği bir şeyi çok iyi bilmek gerekiyor. Daha sonra diğer hususlar bir şekilde telafi edilebilir. Çok fazla iş var bu alanda” ifadelerini kullandı.

Gazete (3)

“YAPAY ZEKA BİLGİYİ, İNSAN İSE FİKRİ ÜRETİR”

Kösedağ son olarak şu ifadelere yer verdi: “İletişim alanını anlamamız, anlamlandırmamız, yorumlamamız ve ülkemizde iletişim alanıyla ilgili problemleri iletişim uzmanları olarak düzenleyici konumda olduğumuzu unutmamamız gerekiyor. Yani biz sadece sektörde çalışan eleman değiliz. Bu alanda bilgi üreten, bu alanda fikir üreten insanlarız. Yapay zeka dönemi içerisindeyiz. Yapay zeka sadece bilgi üretir ama fikri insan üretir. Gerçek zeka üretir, yapay zeka değil. Bu alanda fikir üretebilecek, Türkiye’de iletişim alanında yenilik getirebilecek fikir insanları da lazım. Akademisyen lazım.”

Muhabir: Sema Nur Koçaker