Çınarer; "Yaşamı boyunca Türkçülüğünden hiç taviz vermemiş, yazdığı makaleler ve çıkardığı dergiler yüzünden birçok kez mahkemelik olmasına, tabutluklarda işkenceler görmesine rağmen düşüncelerini kararlılıkla ve haykırırcasına savunan bir ülkü eri olan Büyük Türkçü, şahsiyet abidesi Hüseyin Nihal Atsız vefatının 48. yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyoruz" dedi.

Çınarer, "Atsız; Türk tarihinin meselelerini Türk tarihinin başlangıcı, kadrosu, çağları, isimlerin imlâsı, devletimizin kuruluşu gibi meseleler olarak bildirir. ‘Devamlı mücadele’ fikrinden doğan hayat görüşü, Atsız’ı, toprağı kutsal saymaya ve hakikatin kaynağı görmeye bizleri sevk etmiştir” ifadelerini kullandı.

Atsız'ı unutmadı

HÜSEYİN NİHAL ATSIZ KİMDİR?

12 Ocak 1905’te İstanbul’da doğdu. Ailece, babası deniz binbaşısı Nâil Bey tarafından Gümüşhaneli Çiftçioğulları’na, annesi Fatma Zehra Hanım ile de Trabzonlu Kadıoğulları’na çıkmaktadır.

İlköğrenimini Kadıköy’deki Fransız ve Alman okulları (1911) ile Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa ilk mektebi ve Haydarpaşa’daki hususi Osmanlı İttihad Mektebi’nde, orta öğrenimini ise Kadıköy ve İstanbul Sultânîsi’nde tamamladı. 1922’de imtihanla Askerî Tıbbiye’ye girdi, burada milliyetçi duygularının tepkisi yüzünden aldığı bir disiplin cezası dolayısıyla üçüncü sınıfta iken mektepten çıkarıldı (4 Mart 1925).

Arada yardımcı öğretmenlik, gemi kâtip muavinliği gibi geçici bazı işlerde çalıştıysa da asıl Türk tarihi ve edebiyatı ile ilgili araştırmalara merak sarıp yolunu seçmiş bulunduğundan 1926’da Edebiyat Fakültesi’ne kaydoldu. Buraya girişinden bir hafta sonra askere alındı. Taşkışla’da vatanî hizmetini tamamladıktan sonra 1927’de döndüğü fakülte ve onunla birlikte devam ettiği Yüksek Muallim Mektebi’nden 1930’da mezun oldu. Çalışmaları ile takdirini kazandığı hocası Fuad Köprülü tarafından Türkiyat Enstitüsü’ne asistan olarak alındı (25 Ocak 1931). Daha fakültede talebe iken arkadaşı Nâci [Kum] ile birlikte hazırladığı “Anadolu’da Türkler’e Ait Yer İsimleri” adlı ilk ilmî araştırması Türkiyat Mecmuası’nda (II, 1928, s. 243-259) yayımlanmıştı. Asistanlığa girişinden kısa bir süre sonra çıkarmaya başladığı (15 Mayıs 1931) Atsız Mecmua’daki milliyetçi mücadele yazıları ile kısa zamanda kendisini tanıtan Atsız’ın bu devreden itibaren Türklük ve milliyetçilik davası uğrunda çilelerle geçen mücadele hayatı başlar.

Atsız'ı unutmadı1

1932’de Ankara’da Birinci Tarih Kongresi’nde hocası Zeki Velidi Togan’ı, kabulü istenen tarih tezine aykırı konuştuğu için, ilmini ve hocalığını küçümseyip aşağılamaya kalkışmasından dolayı (bk. TTK Bildiriler, I [1932], s. 388-389) kendisine bir protesto telgrafı çektiği Türk Tarih Cemiyeti genel sekreteri Reşid Galib maarif vekili olunca, Atsız Mecmua’da Dârülfünun’daki liyakatsiz hocalar hakkında yazdığı yazı (“Dârülfünunun Kara, Daha Doğru Bir Tabirle Yüz Kızartacak Listesi”, nr. 17, 25 Eylül 1932, s. 166-170) vesile edilerek görevine son verildi (13 Mart 1933). Atsız Mecmua da, daha o nüshada asistanlıktan alınacağını haber veren Atsız’ın “Yolların Sonu” adlı veda şiiriyle bir daha çıkmamak üzere kapandı. Az sonra Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine gönderildi (8 Nisan 1933). Yeni ders yılı başında görevi Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine çevrildi (11 Eylül 1933). Buraya gelişinden hemen sonra Atsız Mecmua’nın yerini tutmak üzere çıkarmaya başladığı (5 Kasım 1933) Orhun mecmuasında Türk Tarih Kurumu’nun liseler için hazırlattığı dört ciltlik tarih kitabındaki yanlışları tenkit ve teşhir ettiği için vekâlet emrine alındı (28 Aralık 1933); Orhun mecmuasının yayımı da bakanlar kurulu kararı ile durduruldu.

Bir süre boşta kaldıktan sonra 9 Eylül 1934’te Kasımpaşa’da Deniz Gedikli Hazırlama Okulu Türkçe öğretmenliğine tayin edildi. Dört yıl kadar sonra bu okuldaki işinden de uzaklaştırıldı (1 Temmuz 1938). Kendisine resmî hizmet kapısı kapanan Atsız öğretmenliğini özel Yüce Ülkü Lisesi’nde (Ağustos 1938 - Mayıs 1939), onun kapanışı ile de Boğaziçi Lisesi’nde (Mayıs 1939 - Nisan 1944) sürdürdü. 1 Ekim 1943’ten sonra Orhun mecmuasını tenkit dozu daha da artmış yazılarla yeniden çıkarmaya başladı.

Yozgat hava durumu 03 Mart 2024 Yozgat hava durumu 03 Mart 2024

Burada devrin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na hitaben Türkiye’de gittikçe artan komünist faaliyetleri ve Millî Eğitim Bakanlığı bünyesindeki himaye gören komünistler hakkında yayımladığı iki açık mektubu (nr. 15, Mart 1944; nr. 16, Nisan 1944) yurt çapında akisler uyandırdı. Orhun bakanlar kurulu kararı ile kapatıldıktan başka ikinci mektubunda istifaya çağırdığı Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel tarafından da Atsız’ın hocalığına son verildi (7 Nisan 1944).

Atsız’ın, bu mektubunda kendisinden “vatan hâini” diye bahsettiği Sabahattin Ali’nin aleyhinde açtığı dava dolayısıyla Ankara’ya gelişi gençlik arasında büyük bir heyecan dalgalanışına sebep oldu. İkinci duruşmanın yapıldığı 3 Mayıs 1944 günü Atsız ve milliyetçilik lehine gösterilerin daha da büyümesi üzerine gençlik kesiminde geniş tutuklamalara girişildi. Atsız, hakaret suçundan hakkında verilen ceza ortada millî tahrik bulunduğu gerekçesiyle altı aydan dört aya indirilip tecil de edilmesine rağmen, kendisi ve bazı milliyetçi şahıslara karşı başlatılan takibat dolayısıyla, kararın bildirildiği 9 Mayıs 1944 günü duruşmadan çıktığında tevkif edildi.

Atsız'ı unutmadı2

Devrin cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 19 Mayıs 1944 gençlik bayramı nutkunda şiddetle suçladığı Atsız ve diğer tutuklular, uzun ve çeşitli baskılarla geçen bir sorgulama safhasından sonra, hükümete karşı darbe hazırlamak iddiasıyla İstanbul’da Birinci Sıkıyönetim Mahkemesi önüne çıkarıldılar. 7 Eylül 1944’ten 29 Mart 1945’e kadar altmış beş oturum devam eden yargılama sonunda Atsız altı buçuk yıl ağır hapse mahkûm edildi. Ancak Askerî Yargıtay’ın diğer tutuklularınki ile birlikte kararı baştan başa bozması üzerine 25 Ekim 1945’te tahliye edildi. İkinci Sıkıyönetim Mahkemesi’nde 5 Ağustos 1946’dan itibaren yeniden ve tutuksuz olarak görülmeye başlayan dava 31 Mart 1947’de Atsız ve öteki yirmi iki sanığın toptan beraatiyle sonuçlandı. Bu olay son devir adlî tarihine “Irkçılık-Turancılık Davası” adıyla geçti.

Uzun süre devlet hizmetinden uzak bırakıldıktan sonra, Edebiyat Fakültesi’nden arkadaşı Tahsin Banguoğlu, Millî Eğitim bakanı olunca, kendisine Süleymaniye Kütüphanesi’nde çalışan tasnif heyetinde uzmanlık görevi verildi (25 Temmuz 1949). Tek parti devrinin kapanması ile de Haydarpaşa Lisesi’nde tekrar öğretmenliğe dönme imkânını buldu (21 Eylül 1950). Ankara Atatürk Lisesi’nde 4 Mayıs 1952’de verdiği “Devletimizin Kuruluşu” adlı konferansı dolayısıyla öğretmenlikten alınarak Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki eski vazifesine iade edildi (13 Mayıs 1952). Burada on yedi yıl süren verimli bir çalışma devresinden sonra kendi isteğiyle emekliye ayrıldı (1 Nisan 1969). 1950-1952 ve 1962-1964 yıllarında devam ettirdiği Orkun’dan sonra 1 Ocak 1964’ten itibaren Ötüken adıyla çıkardığı dergide, memleketimizde gittikçe hız kazanan bölücülük hareket ve tertiplerini açıklayan bir seri yazı (nr. 40, 41, 43, 47, 48, Nisan-Aralık 1967) yüzünden, parmak bastığı suç kendisine isnat edilerek hakkında açılan dava sonunda (1973), Yargıtay’ın kararı bozmasına rağmen, kararında ısrar eden mahkemece oy çokluğu ile on beş ay hapse mahkûm edildi. Sağlık durumunun hapishane şartlarına elverişli olmadığı hakkındaki hastahane raporuna bakılmaksızın Toptaşı Cezaevi’ne konuldu (15 Kasım 1973). Kendi bilgisi dışında milliyetçi aydın çevrelerin harekete geçmesi ve yağan protesto telgrafları üzerine Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından cezası affedilerek iki buçuk ay kadar hapis yattığı Bayrampaşa Cezaevi’nden tahliye edildi. 11 Aralık 1975’te bir kalp krizi sonucu öldü. Cenazesi büyük bir kalabalığın katıldığı törenle Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi. 

Kaynak: Alpaslan Demir