Kıymetli gönül dostlarım…
Bugün sizi sessiz bir yolculuğa davet ediyorum.
Bu yolculukta kimseyi yargılamayacağız…
Kimseyi suçlamayacağız…
Önce kendi vicdanımızın kapısını usulca çalacağız.
Çünkü bazen bir ömrün yönünü değiştiren şey; dışarıdan duyduğumuz bir söz değil, içimizde yankılanan tek bir sorudur.
Gelin…
Sessizliğin ardındaki hakikati birlikte keşfedelim.
Belki yıllardır adını koyamadığımız bir duyguya dokunacağız…
Belki de en çok kendimizle karşılaşacağız.
Hayatta bazı insanlar vardır…
Gitmezler…
Hep yanınızdadırlar.
Aynı evi paylaşırlar…
Aynı sofraya otururlar…
Aynı fotoğrafın içinde gülümserler.
Ama yoklukları, varlıklarından daha ağır hissedilir.
Çünkü insan bazen birinin gidişine değil…
Hiç hissedemediği yakınlığın eksikliğine ağlar.
İşte o an kendi kendime şu soruyu sordum:
Ben gerçekten sevdiklerimin hayatında var mıyım; yoksa sadece görünen biri miyim?
Çünkü var olmak, aynı çatının altında yaşamak değildir.
Bir gönülde yer edinebilmektir.
Bir bakışta güven verebilmektir.
Bir insanın suskunluğunu duyabilmektir.
Bulunduğun yere huzur bırakabilmektir.
Çünkü insan girdiği her yere sadece bedeniyle gitmez…
Hâliyle gider…
Üslubuyla gider…
Bıraktığı hisle gider.
Ve çoğu zaman geriye kalan da, söylediği sözler değil; hissettirdiği duygudur.
Bugün hepimizin elinde dünyaya açılan bir kapı var.
Bir telefon kadar yakınız bilgiye…
Bir kitap kadar yakınız değişmeye…
Bir güzel sohbet kadar yakınız birbirimizi anlamaya…
Peki bütün bu imkânlara rağmen neden birbirimizden bu kadar uzaklaştık?
Aynı evin içinde yaşarken en son ne zaman telefonlarımızı bir kenara bırakıp birbirimizin gözlerinin içine baktık?
Bir akşam yemeğinde sadece karnımızı mı doyurduk…
Yoksa gönüllerimizi de besleyebildik mi?
Çocuklarımıza sadece "Dersini yaptın mı?" diye mi sorduk…
Yoksa "Bugün seni en çok ne mutlu etti?" diye merak ettik mi?
Anne babamızın sesini en son ne zaman gerçekten özlediğimiz için aradık?
Bir dostumuza hiçbir sebep yokken sadece "Nasılsın?" diyebildik mi?
Belki de bugün en büyük yoksulluğumuz, zamansızlık değil…
İlgisizliktir.
Çünkü bazen beş dakikalık samimi bir sohbet…
Bir bardak çayın etrafında edilen iki çift söz…
İçten söylenmiş bir "Seni merak ettim." cümlesi…
Bir insanın hayata yeniden tutunmasına vesile olabilir.
Hayat boşluk kabul etmez.
Biz sevgiyle, ilgiyle ve muhabbetle doldurmadığımız her boşluğu; zaman başka şeylerle doldurur.
Belki çocukluğumuzda eksikler yaşadık.
Belki sevgiyi göstermeyi öğrenemeyen anne babaların evlatları olduk.
Belki aynı evde yaşadık ama birbirimizi tanımaya fırsat bulamadık.
Bunların hiçbiri yaşanmamış sayılmaz.
Ama bunların hiçbiri, yarınımızı değiştirmemize de engel değildir.
Bugün elimizde imkân var.
Bir kitap açabiliriz.
Bir büyüğümüzü arayabiliriz.
Bir dostumuzun sesini duyabiliriz.
Bir çocuğu gerçekten dinleyebiliriz.
Küçük gibi görünen bu adımlar, bazen koca bir ömrün yönünü değiştirir.
Çünkü değişim, büyük adımlarla değil; her gün gönülden atılan küçük adımlarla büyür.
Bu satırları yazarken kimseyi değil…
Önce kendi vicdanımı dinledim.
Çünkü hepimizin eksikleri var.
Hepimizin geç kaldığı insanlar…
Söyleyemediği cümleler…
Ertelediği sevgiler var.
Önemli olan kusursuz olmak değil…
Farkına varıp gönlümüzü yeniden güzelleştirebilmektir.
Bugün kendimize sadece şu soruyu soralım:
Ben, bulunduğum yere ne bırakıyorum?
Huzur mu?
Yoksa fark edilmeden büyüyen bir yorgunluk mu?
Unutmayalım…
Çocuklarımız bizi en çok ayırdığımız zamanla hatırlayacak.
Anne babamız sesimizi özleyecek.
Dostlarımız ise zor zamanlarında yanlarında oluşumuzu unutmayacak.
Gerçek zenginlik; sahip olduklarımız değil…
Paylaşabildiğimiz sevgidir.
Gerçek miras ise geride bıraktığımız mallar değil…
Dokunabildiğimiz yüreklerdir.
Belki de gerçek varlık;
Yokluğumuzda aranmak değil…
Varlığımızla bir gönle huzur olabilmektir.
Haftaya yine, hayatın içinden bir hakikatin izinde buluşmak dileğiyle…
O zamana kadar küçük bir ricam var…
Bugün sevdiğiniz bir insanın gözlerinin içine bakın.
Telefonunuzu bir kenara bırakın.
Bir çay demleyin.
Beş dakikanızı ayırın.
Belki de bir ömrün en kıymetli anısı, ayırdığınız o beş dakikanın içinde saklıdır.
Sevgiyle kalın… Umutla kalın… Gönlünüzün ışığını çoğaltmayı hiç bırakmayın.