Bu pazartesi Yozgat Bozok Üniversitesinde 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı Güz Yarıyılı dersleri başladı. Beş yıldır İletişim Fakültesinde ders veriyorum. Hem bilgi ve birikimimi genç iletişimcilerle paylaşıyor hem de mezun olduklarında çalışacakları sektörü tanımalarına yardımcı oluyorum.
Anlatmayı ve öğretmeyi seven biri olarak bugün sektörde çalışan öğrencilerimi gördükçe de ayrıca gurur duyuyorum.
Pazartesi günü fakültede bir kez daha tanık olduğum o tatlı telaşı sizlerle paylaşmak istedim.
Sabah erken saatlerde ders için gittiğim İletişim Fakültesinde, yeni kayıt yaptıran öğrenciler kadar velilerin de heyecanı gözlerinden okunuyordu. Dekanımız Zülfiye Hoca'ya selam vereyim diye odasına gittiğimde, il dışından gelen öğrenci velileriyle sohbet ettiğini gördüm. Hoca, fakülteyi velilere anlatıyordu.
Diğer hocaların yanına geçerken bir baba-kız ile karşılaştım.
Baba ile selamlaştık, bana kızını yurda kaydettirip fakülteye geldiklerini söyledi. Sonrasında anlattıkları ise beni gerçekten etkiledi...
Baba Trakya’da inşaat işi yapıyor, aslen Vanlı. Van’dan kızını almış, otobüsle Yozgat’a gelmiş. Burada yurt ve kayıt işlemlerini halledip akşamüzeri iş için tekrar İstanbul otobüsüne bineceğini anlattı.
Hayatlarında ilk kez Yozgat’a gelmişler. Hâliyle ilk kez ayak bastıkları bu şehri tanımaya çalışıyorlar.
Kantine geçip sohbet edelim istedim. Biraz memleketimizden bahsettim. Kızı ilk kez ailesinden uzak kalacağı için durgundu. "Kızımız burada rahat eder, gözün arkada kalmasın" diye babayla sohbet ederken Dekan Zülfiye Hoca'yı gördüm ve onları hemen tanıştırdım.
Birlikte odasına geçtik. Zülfiye Hoca uzun yoldan yeni gelen misafirlerine ısrarla soruyor: "Kahvaltı yaptınız mı, karnınız aç mı?"
Çaylar geldi, baba anlatmaya başladı:
"Benim altı kızım, bir oğlum var. Büyük kızım üniversitede, bir diğeri il dışında lisede okuyor. Ortanca kızım da Yozgat’ı kazandı, getirdim. Ben kızlarım için çalışıyorum. Okusunlar diye elimden geleni yapıyorum."
Babanın bu samimi sözleri bizi çok etkiledi.
Bir adam düşünün, ülkenin öbür ucunda, sırf kızları okusun diye ter döküyor. Memleketi de ekmek parası için çalıştığı şehir de Yozgat’a kilometrelerce uzaklıkta. Hayatlarında ilk kez Türkiye’nin tam ortasında bulunan bir şehre gelmişler, buna da üniversite vesile olmuş.
Özellikle baba, haklı olarak kızını emanet edeceği kurum ve şehir hakkında bir şeyler öğrenmek, güven duymak istiyor. Ben de o endişeyi gidermek adına memleketimizi elimden geldiğince anlattım.
Bu sohbet beni 18 yıl öncesine, geçmişte yaşadığım bir tecrübeye götürdü.
2006-2010 yılları arasında Yozgat Valisi olarak görev yapan Sayın Amir Çiçek ve değerli eşi Hülya Çiçek ile birlikte yürüttüğümüz çalışmalar aklıma geldi. O dönem Yozgat genelinde okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması ve özellikle kız çocuklarının okullaşması için büyük çaba harcanmıştı.
Bilhassa Hülya Hanım, UNICEF iş birliğiyle yürütülen “Haydi Kızlar Okula” ve Cumhurbaşkanlığı himayesindeki “Türkiye Okuyor” (yereldeki adıyla “Yozgat Okuyor”) kampanyalarına şehrimizde öncülük etmişti.
O yıllarda kampanyalara hem destek veren bir gazeteci hem de görsel materyallerini gönüllü tasarlayan biri olarak, atılan o tohumların bugün meyve verdiğini görmek beni çok mutlu etti.
Bugün Bozok Üniversitesinde tanık olduğum o tatlı telaş ve Vanlı babanın çabası, "Haydi Kızlar Okula" vizyonunun en canlı, en güzel örneklerinden biriydi kuşkusuz.
Evet, bugün yüzlerce aile çocuklarını Yozgat Bozok Üniversitesine, esnafından bürokratına, siyasetçisinden vatandaşına kadar tüm Yozgatlılara emanet edip memleketlerine dönüyor.
Yarın caddede, sokakta aramıza karışacak binlerce öğrenciye bakarken, lütfen aklınızda bu fedakârlıklar bulunsun.
Bozok Üniversitesi, şehrimiz için sadece ekonomik bir getiri kapısı değil, Türkiye'nin dört bir yanından gelen umutların buluşma noktasıdır.
Bu gençler Yozgat'a emanet...