Türkiye’de eğitim denildiğinde çoğu zaman gözler üniversitelere çevrilir. Oysa bir ülkenin gelişmesinde, sadece akademik bilgi değil, nitelikli iş gücü de en az o kadar önemlidir. İşte bu noktada meslek liseleri devreye girer.

Meslek liseleri, öğrenciyi yalnızca sınavlara değil, hayata hazırlayan okullardır. Bir genç burada matematik ve Türkçe öğrenirken aynı zamanda eline bir meslek de alır.

Bu okulların en büyük katkısı, ülkeye nitelikli eleman kazandırmalarıdır. Sanayi, teknoloji, hizmet sektörü… Hepsi işini bilen, teknik donanımlı insanlara ihtiyaç duyar. Meslek liseleri de bu ihtiyacı karşılar. Mezunları isterse hemen iş hayatına atılır, isterse kendi alanlarında yükseköğretime geçişi kolaylaştıran düzenlemeler sayesinde eğitimini devam ettirebilir.

Yıllardır gazetecilik yapan bir iletişim uzmanı ve grafik tasarımcı olarak, sektördeki nitelikli eleman eksiğini bildiğim için, bilinçli olarak oğlumu Bilim Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesine kayıt yaptırmıştım.

Eğitim öğretim yılının başlamasından çok kısa bir süre önce Yozgat’ta devlet destekli organize sanayi bölgesi okulu olan Özel Yozgat Bilim Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi mahkeme kararı ile kapatıldı.

Bu okul, Yozgat’taki devlet destekli tek OSB meslek lisesiydi. Okulun diğerlerinden farkı ise “otomasyon” gibi Yozgat’taki diğer meslek liselerinde olmayan önemli bir bölümün bulunmasıydı.

Çocuğunu meslek lisesine göndermeyi düşünmeyen aileler için bile bu okulun devlet destekli olması, fiziki şartları, hijyen koşulları, öğrenci sayısı gibi avantajları tercih sebebi olmuştu.

Okulun kapatılma süreciyle ilgili bürokratik ve siyasi konulara girmeyeceğim. Zaten okul yönetimi basın toplantısı düzenledi ve detayları kamuoyu ile paylaştı.

Konuya “çocuğun üstün yararı ilkesi” üzerinden yaklaşıyorum.

Aslında bu ilke, çocuklarla ilgili alınacak her kararda, çocuğun sağlığını, eğitimini, güvenliğini ve gelişimini öncelemeyi ifade eder. Yani devletin, okulun, ailenin ya da toplumun çıkarından önce, çocuğun iyiliği gözetilmelidir. Bir okulun kapanmasıyla eğitim hakkı sekteye uğrayan bir öğrenci söz konusu olduğunda, bu ilke bize şunu hatırlatır: Çocuğun eğitim hakkı hiçbir gerekçeyle elinden alınamaz, çocuk mağdur edilmemelidir.

Okul yönetiminden kaynaklanan yanlışlardan dolayı Millî Eğitim Bakanlığınca okula idari para cezaları verilmesinin ve okulun kapatılmasının ardından diğer illerde kapatılan aynı statüdeki okullara uygulanan “yürütmeyi durdurma” kararının Yozgat’taki okul için uygulanmaması ve hukuki yolun kapanması…

Özel bir kolejden değil, devlet destekli bir meslek lisesinin kapatılmasından bahsediyoruz. Kafeterya veya restoran değil, yüzlerce öğrencinin eğitim gördüğü bir meslek lisesi!

Yeni dönemin başlamasına birkaç gün kala okulsuz kalan 267 öğrenci belki kâğıt üzerinde mağdur edilmediler, Yozgat merkezdeki Mimar Sinan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, eski adıyla Endüstri Meslek Lisesine kayıtları aktarıldı ama yüzlerce öğrencisi bulunan okulun üzerine okul kurulmuş oldu!

Kapatılan okulun mevcut fiziki şartları korunarak, geçici süreyle de olsa, teknik öğretmenlerle sözleşme yapılıp, Mimar Sinan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinin ek binası gibi eğitime devam edilebilir miydi?

Devlet büyük, elbet bir yol bulunur, 267 çocuğun mağduriyetinin önüne geçilebilirdi.

Çeşitli nedenlerden dolayı birçok ebeveyn istemeye istemeye meslek liseli çocuklarını alıp başka liselere kayıt yaptırmak zorunda kaldılar.

Evet, kâğıt üzerinde bir mağduriyet yok belki ama gerçekte öyle mi?

Çocuğun üstün yararı ilkesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde de yer alır ve Türkiye bu sözleşmeye taraf bir ülkedir. Yani bu, yalnızca ahlaki bir sorumluluk değil, aynı zamanda hukuki bir yükümlülüktür.

Kısacası, çocuklarla ilgili her adımda sorulması gereken temel soru şudur: “Bu karar çocuğun yararına mı?” Eğer yanıt “hayır” ise, o kararın meşruiyeti zaten tartışmalı hale gelir.