Şehrin tam tepesinde, kafanızı kaldırmadığınızda göremeyeceğiniz kadar yukarıda bir kale.

Mardin halkı ise oraya Kartal Yuvası diyor. Peki ama neden? Mezopotamya Ovası'ndan yüzlerce metre yüksekte, 1200 rakımlı dik kayaların üzerine kurulmuş 1 kilometrelik bir taht gibi duruyor. Tam olarak bu yüzden bu ismi sonuna kadar hak eden bir kale. Oraya çıktığınız anda gördüğünüz şey bir ovadan çok daha fazlası. Binlerce yıllık bir kültürün, çeşitli medeniyetlerin uğradığı yaşadığı ve hepsinin kendinden bir şeyler bıraktığı bir coğrafya.

Kale de Mardin’in geçmişi gibi katmanlı ve çok çeşitli. Tarih kitapları kalenin tek bir medeniyet tarafından yapıldığını söylese de kalede Subari'den Sümer'e, Karakoyunlu’lardan Akkoyunlular’a Babil'den Roma'ya, Artuklu'dan Osmanlı'ya kadar onlarca medeniyet hüküm sürmüş, kültürlerini ve izlerini bırakmışlardır.

Bütün bunlara rağmen maalesef ki tepesinde bulunan NATO'ya ait radar sistemi ve kalenin askeri bölge statüsünde olması nedeniyle ziyaretçilere kapalıdır. Belki de bu kapalılıktır onu koruyan yıkılmasına zarar görmesine engel olan şey kim bilir…

Mardin'i tanımak, keşfetmek dönerken bir parçasını da kendinizle mi götürmek istiyorsunuz. O zaman önce kafamızı gökyüzüne kaleye doğru çevirin. Kale size taş evleri, yüzlerce yıllık sokakları, farklı dillerden ve dinlerden insanların nasıl da bir arada yaşadığını ve bunu müthiş bir uyum içinde gerçekleştirdiklerini gösterecek.

Evet bazı şehirleri gezerek, dolaşarak keşfederiz… Ama Mardin’i keşfedebilmek ve onu anlayabilmek için aynı yerden aynı ruhla bakabilmek gerekir.