Merhaba dostlarım,
İnsanlık her çağda bir şeylere hayran oldu. Ateşe, tekerleğe, makineye… Şimdi ise sırada yapay zekâ var. Aradaki fark şu: Öncekiler hayatı değiştirdi, yapay zekâ ise insanın yerini tartışmaya açtı. Bunu yüksek sesle söylemiyoruz belki ama içten içe hissediyoruz. Çünkü artık mesele kolaylık değil, kontrol.
Yapay zekâ bize düşünmemeyi öğretiyor. Bu cümle rahatsız edici gelebilir ama etrafımıza baktığımızda inkâr etmek zor. Ne izleyeceğimizi seçmiyor, önümüze düşüyor. Ne dinleyeceğimize karar vermiyoruz, öneriliyor. İnsan zihni, yavaş yavaş “zahmetli” ilan ediliyor. Sorun teknolojinin gelişmesi değil; insanın geri çekilmesi. Yapay zekâ düşünmeyi kolaylaştırmıyor çoğu zaman devralıyor. Ve maalesef bizler buna alkış tutuyoruz. Çünkü hız çağında yavaş düşünen insan sistem için bir yük haline gelmeye başlıyor. Oysa düşünmek, hata yapmak, duraksamak insan olmanın bir parçasıydı. Şimdilerde ise bu özellikler en aza indirilmesi gereken kusurlar haline gelmeye başladı.
Bir diğer mesele, görünmeyen itaat. Yapay zekâ baskı kurmuyor, zorlamıyor, tehdit etmiyor. Daha tehlikelisi alıştırıyor. Önce yardım ediyor, sonra yönlendiriyor, en sonunda belirliyor. İnsan fark etmeden seçimlerini daraltmaya başlıyor. Kendi fikri sandığı şey, aslında binlerce verinin süzgecinden geçmiş hazır bir sonuç. Özgürlük hissi korunuyor; ama yön verme duygusu artık bizlerde mi?
Yapay zekâ için “Herkes kullanıyor” cümlesi de en büyük savunma olmuş durumda. Sorgulamak yerine uyum sağlamaya teşvik ediliyoruz. Kimse şu soruyu sormak istemiyor: Bu kadar şeyi makineler yapıyorsa, insanlar ne yapacak?
Üretmek mi? Yapay zekâ yazıyor, çiziyor, beste yapıyor. Hatırlamak mı? Her şey kaydediliyor. Karar vermek mi? O da algoritmalara bırakılıyor. Geriye ne kalıyor? Tüketmek, onaylamak, ekran kaydırmak, gönderi beğenmek ve sessizce izlemek. İşin ironik tarafı, yapay zekânın “insan gibi” olması için çalışılırken, insanın makineleşmesini sağlamak. Duygular hızla tüketiliyor, düşünceler sadeleştiriliyor hatta hayatlarımızdaki karmaşıklık törpüleniyor. Oysa insan dediğimiz şey, tam da bu karmaşanın içinden doğmuyor mu? Çelişkiler, kararsızlıklar, yanlışlar… Elbette bu gidişat kaçınılmaz değil. Ancak farkında olmak zorundayız. Sessiz kalırsak, kolay olana teslim olursak, sorgulamayı bırakıp yalnızca kullanırsak, kaybettiğimiz şey teknolojiyle telafi edilemez bir hal alacaktır.
Belki de asıl soru: Yapay zekâ ne kadar gelişecek? yerine, insan, duygular ve düşünme mekanizmamızın ne kadar gerileyecek? olmalı. Gelecek daha akıllı makinelerle değil; daha bilinçli insanlarla yaşanabilir. Aksi hâlde ilerleme dediğimiz şey, yalnızca hızlanan bir dünyada yavaşlayan insanlığın bir kaybı olacaktır.