Merhaba dostlarım,
Yaşadığımız bu hayatta hep bir doğru zaman arzusuyla meşgulüz. Oysa Sıla'nın da söylediği gibi "en doğru zaman canım istediği zaman, anlaştığım zaman, kendimle" olabilir miydi? Gelin bu konu hakkında biraz konuşalım.
Genellikle hayatımızı ertelemelerle dolduruyoruz. Bir işe başlamak için doğru günü bekliyoruz, bir karar almak için koşulların kendimizce mükemmel olmasını istiyoruz. Sanki gökyüzünden işaret gelecek, tüm taşlar yerine oturacak ve biz o an sihirli bir şekilde harekete geçeceğiz. Ancak ne yazık ki hayat bize hazır bir sahne sunmuyor. Hep bir eksiklik oluyor; ya yeterli paramız olmuyor ya da cesaretimiz. Kimi zaman başkalarının onayını bekliyoruz, kimi zaman da kendi içimizdeki korkularla boğuşuyoruz…
“Doğru zaman” dediğimiz şey aslında çoğu zaman bahanemiz oluyor. Çünkü mükemmel an diye bir şey yoktur. Her birimizin yaşadığı hayat kusurlarla, aksaklıklarla ve beklenmedik durumlarla dolu. Eğer her şeyin tam olmasını beklersek, yaşamak dediğimiz o kısacık ömrü hazırlık aşamasında tüketebiliriz. İşin ilginç tarafı farkındaysanız çoğu insan pişmanlıklarını “yanlış zamanda başladım” diye değil, “hiç başlamadım” diye dile getiriyor. Kelimenin tam anlamıyla bu durumu keşkelerimizle açıklayabiliriz. Bunu en çok gündelik hayatta hissediyoruz. Spor salonuna yazılmak için pazartesiyi bekleyenleri düşünün, kitap yazmaya karar verip hep yeni yılın ilk gününü hayal edenleri ya da duygularını ifade etmek için uygun anın gelmesini umanlar… Oysa zaman, bizim niyetimizi değil kendi akışını takip ediyor. Bir gün, bir hafta, bir yıl derken aslında beklediğimiz o an hiçbir zaman gelmeyebiliyor. Belki de asıl doğru zaman içimizdeki o kıvılcımın kendini hissettirdiği an’dır. Kalbimiz daha hızlı atmaya başladığında içimizde “yapsam mı?” diye bir ses yükseldiğinde… İşte o an, ne kadar küçük olursa olsun harekete geçmek için bir fırsattır. Çünkü cesaret, planların mükemmelliğinden değil, küçük adımlardan doğar. Şunu da unutmamak gerek: Zamanı doğru kılan aslında bizleriz. Attığımız adımlar, aldığımız kararlar, yaptığımız seçimler… Onlar sayesinde kimi zaman geriye dönüp baktığımızda “iyi ki başlamışım” diyebiliyoruz. Eğer adım atmazsak geriye yalnızca kaçırılmış ihtimaller kalıyor. Kimi zaman hayat bizi hiç beklemediğimiz anlarlar karşılayabiliyor. Bir telefon, bir haber, bir kayıp… Ve o an anlıyoruz ki aslında hiçbir şeye tam olarak hazır olmamız mümkün değil. Bu yüzden “hazırım” duygusunu içsel bir seçim gibi görmek gerekir. Belki elimizde tüm kaynaklar yok, belki cesaretimiz tam değil ama yine de başlayabiliriz. Çünkü başladığımızda zaman bizimle şekilleniyor olacaktır.
Hatırlatmak isterim ki; doğru zamanı ararken çoğu kez kendimizi unuturuz. Ancak odaklanmamız gereken nokta Sıla’nın sözünde olduğu gibi kendimizle anlaşabilmekte. Yani aslında içimizdeki sesle barışabildiğimizde ve başkalarının beklentilerinden özgürleştiğimizde, kendimiz için en doğru an’a ulaşmış oluyoruz. Başkalarının takvimiyle değil de kendi kalbimizin ritmiyle ilerlediğimizde hayat daha anlamlı hale geliyor. Şimdi düşünün: Hangi hayalinizi ertelediniz? Hangi adımı atmaktan korktunuz? Belki de artık doğru zamanı beklemeyi bırakma vakti gelmiştir dostlarım. Çünkü doğru zaman, dışarıda bir yerde değil; tam da şu an bu satırları okurken sizinle.
Hayat, bekleyenlere değil, yola çıkanlara gülümser. Ve belki de bugün, o yolculuğa başlamak için en güzel gündür.