Merhaba dostlarım,
Sosyal medya bir zamanlar gençlerin oyun alanıydı. Bugün ise her yaştan insanın gündelik hayatına yer edinmiş durumda. Bu dönüşümün en dikkat çekici yönlerinden biri ise yaşlıların sosyal medya ile kurduğu ilişki. Torun fotoğraflarını görmek, eski arkadaşlarla bağlantı kurmak ya da dünyadan haberdar olmak için açılan ekranlar zamanla bambaşka bir gerçeklik algısının kapısını aralayabiliyor. Özellikle de her izleneni doğru kabul etme eğilimi…
Yaşlılar için bilgi uzun yıllar boyunca gazete sütunlarından, televizyon haberlerinden ve yüz yüze sohbetlerden günümüze süzülerek geldi. Kaynağın sınırlı olması, güven duygusunu da beraberinde getiriyordu. Bugünün en büyük haber alma araçlarından biri olan sosyal medya ise kaynağı belirsiz içeriklerle dolu. Paylaşan kişinin niyeti, içeriğin doğruluğu ya da bağlamı fark edilmeden herhangi bir içerik (video, fotoğraf, metin) birkaç saniyede milyonlara ulaşabiliyor. Bu ortamda, alışkanlıkları analog dünyada şekillenmiş bireylerin ayıklama yapması bekleniyor. Asıl kırılma noktası ise son dönemin gözdesi yapay zekâ ile üretilmiş videolar. Gerçeğe neredeyse birebir benzeyen yüzler, hiç söylenmemiş cümleleri kuran dudaklar ve hiç yaşanmamış olayları kanıtlar gibi sunan görüntüler… Bu teknolojik illüzyon, gençler için bile kafa karıştırıcıyken, yaşlılar açısından ciddi bir tuzağa dönüşebiliyor. Tanıdık bir simanın konuştuğunu görmek, içeriğin doğruluğuna dair güçlü bir ikna yaratıyor.
Bu durumun sonuçları yalnızca yanlış bilgiyle sınırlı kalmıyor. Korku, öfke ve güvensizlik duyguları içimizde hızla yayılıyor. Sahte sağlık önerileri, uydurma siyasi söylemler ya da manipülatif dini içerikler özellikle yaşlı kullanıcıların dünyasını iyice daraltabiliyor. Bir videonun ardından başlayan endişe günlerce süren bir huzursuzluğa dönüşebiliyor. Sosyal medya, bağ kurması gereken bir araçken git gide zihinsel bir yük halini dönüşüyor. Burada sorumluluğu yalnızca yaşlılara yüklemek kolaycı bir yaklaşım olur. Dijital okuryazarlık, kuşaklar arası bir dayanışma gerektiriyor. Aile içinde kurulan sakin sohbetler, birlikte içerik değerlendirme alışkanlıkları ve basit doğrulama yöntemlerinin öğretilmesi büyük farklar yaratabilir. “Buna inanma” demek yerine “Birlikte kontrol edelim” demek hem güveni korur hem de öğrenme kapısını aralar.
İleri yaşlarda olan kesimin sosyal medyada var olması bir sorun değil; asıl mesele, bu varoluşun sağlıklı bir zemine oturması. Yapay zekânın hızla ilerlediği bir çağda gerçek ile kurgu arasındaki çizgi giderek daralıyor. Bu çizgiyi yeniden görünür kılmak yalnızca teknoloji şirketlerinin değil, toplumun da ortak görevidir. Aksi halde ekranlar, bilgi vermekten çok yanıltan aynalara dönüşmeye devam edecek.