Günümüz dünyasında İslâmî değerlere bağlı olarak yaşamaya çalışan gençlerin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, içinde bulundukları toplumun değerleriyle kendi inançları arasında yaşanan çatışmadır. İnsan, yalnızca kendi iradesiyle değil, yaşadığı çevrenin etkisiyle de şekillenir. Bu nedenle gençlerin inançlarını koruma ve ahlâkî değerlerini yaşatma çabası, onları çevrelerinden farklı ve zaman zaman “garip” bir konuma düşürebilmektedir.
Toplumun genelinde kötülüğün sıradanlaştırılması, ahlâkî sınırların zayıflaması ve yanlış davranışların normal kabul edilmesi, özellikle gençler üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Ahlâksızlığın eğlence adı altında sunulması, ölçüsüz tüketimin özendirilmesi, aile ve toplum değerlerini zedeleyen yayınların yaygınlaşması, gençlerin doğru ile yanlış arasındaki ayrımı yapmasını güçleştirebilmektedir.
Asıl mesele ise kötülüğün yalnızca var olması değil, zamanla normalleştirilmesidir. Bir toplumda yanlış davranışlar sürekli tekrarlandığında insanlar bunlara karşı duyarsızlaşabilir.
Böyle bir ortamda iffet, haya, adalet, merhamet ve ölçülü yaşamak gibi değerleri savunan kişi kendisini toplumun genel akışına karşı duruyor gibi hissedebilir.
İşte burada gençliğin sorumluluğu ortaya çıkmaktadır. İnandığı değerleri yaşamak isteyen genç, çevresindeki her akıma kapılmadan kendi ölçülerini koruyabilmelidir. Ancak bu, toplumdan tamamen uzaklaşmak veya insanları küçümsemek anlamına gelmemelidir. Aksine
Müslüman genç, yaşadığı toplumun problemlerini görmeli ve onları düzeltmek için güzel bir dil, sağlam bir bilgi ve örnek bir ahlâk ortaya koymalıdır.
Metinde dikkat çekilen bir başka önemli konu ise toplumdaki adaletsizliklerdir. Bir tarafta büyük servetlere sahip insanların lüks ve israf içerisinde yaşaması, diğer tarafta temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan insanların bulunması, sosyal adalet meselesini gündeme getirmektedir. İslâm’ın temel değerlerinden biri olan adalet, yalnızca bireysel ilişkilerde değil, toplumun bütün kesimlerinde gözetilmesi gereken bir ilkedir.
Zenginlik başlı başına kötü değildir. Ancak servetin insanı başkalarının hakkını görmez hâle getirmesi, israf ve gösterişe dönüşmesi önemli bir ahlâk problemidir. Aynı şekilde yoksulluk da yalnızca bireysel bir mesele olarak görülmemelidir. Toplumda ihtiyaç sahiplerinin korunması, paylaşma ve dayanışma kültürünün güçlendirilmesi herkesin sorumluluğudur.
İslâm’ın garipliği olarak ifade edilen durum, aslında inancın ve ahlâkın zor şartlarda korunması meselesidir. İnsan çevresindeki herkes farklı davranıyor diye doğrunun yanlış, yanlışın doğru olduğuna inanmamalıdır. Hakikatin ölçüsü çoğunluğun davranışı değil, doğru bilgi, sağlam vicdan ve ahlâkî sorumluluktur.
Bugünün gençliği için en önemli ihtiyaçlardan biri de güçlü bir değer bilincidir. Gençler neyi neden yaptığını bilmeli, inandığı değerleri bilinçli şekilde öğrenmeli ve bunları hayatına aktarabilmelidir. Bunun yolu yalnızca yasaklardan değil; eğitimden, okumaktan, düşünmekten, güzel örnekler görmekten ve sağlıklı bir çevrede yetişmekten geçer.
İslâm gençliği, içinde bulunduğu toplumun bütün olumsuzluklarını görerek ümitsizliğe kapılmamalıdır. Çünkü kötülüklerin çokluğu, iyiliğin değerini azaltmaz. Aksine iyiliğin daha fazla yaşatılması gerektiğini gösterir. Gençlerin görevi dünyadan kopmak değil; dünyayı güzelleştirecek ahlâkı temsil etmektir.
Sonuç olarak İslâm’ın garipliği, yalnızca farklı görünmek değil, zor şartlarda doğru bildiği değerleri koruyabilme imtihanıdır. Gençler bu imtihanı bilgi, sabır, ahlâk, merhamet ve adaletle verebilir. Toplumun değişmesi de ancak kendi değerlerini bilen, başkalarına saygılı, adaleti gözeten ve güzel ahlâkı hayatına taşıyan bireylerin çoğalmasıyla mümkün olacaktır.
Bugünün gençlerine düşen görev, kötülüğün yaygınlığından korkmak değil; iyiliğin temsilcisi olmaktır. Çünkü bazen kalabalığın içinde doğruyu savunmak insanı yalnız bırakabilir. Fakat hakikatin yanında durmak, insanın kendisine ve geleceğine bırakabileceği en değerli miraslardan biridir.