Esaret, yüreğimin üstüne çekilmiş ince bir ölüm perdesi.

Ayaklarım hâlâ o eski dar ağacında sallanır,

Gök çöker,

Yer kalkar

Gazze’nin dar sokaklarında.

Ey mihrabı yüce Allah’ım,

Başucumda bir minik nefes,

Bir minicik umut durur.

Nil’in kıyısında

Seninle ılık bir gök yüzü akar içimden.

Sevdam çözülür,

Düğümlerini bırakır Nil’in ağır sularına.

Ah, insem…

Ah, yürüsem Gazze toprağına yeniden…

Nehir kenarında bir mihrap olsam,

Gölge gibi durup beklesem.

Gazze’nin ışıkları sönüyor gece boyunca;

Yola serilmiş güller,

Bir seccade misali

Yere düşen her dua gibi.

Aşklar denizde çoğalır,

Semadan iner dalgaların kalbine.

Sen, ey yüreğim,

Ağla artık

Uykusu olmayan gecenin kucağına.

Eski foto romanlar asılı ayak izlerinde,

Telli turnalar dönüp selam taşır uzaklardan.

Kapıda birikmiş umutlar

Akıp gitmekte sessizce.