Fârâbî’nin “İlimlerin Sayımı” adlı eserinde ele aldığı Medenî İlim, insanın toplum içerisindeki yaşayışını, ahlakını, davranışlarını ve gerçek mutluluğa ulaşma yollarını konu edinir. Filozofa göre toplum düzeninin asıl amacı yalnızca insanların birlikte yaşamasını sağlamak değil, onları gerçek saadete ulaştırmaktır.
İnsan, yaratılışı gereği tek başına bütün ihtiyaçlarını karşılayabilen bir varlık değildir. Bu nedenle başka insanlarla bir arada yaşamak ve ortak bir hayat kurmak zorundadır. Ancak birlikte yaşamak, yalnızca aynı şehirde veya toplumda bulunmak anlamına gelmez. Asıl mesele, insanların ortak bir amaç etrafında birleşmesi ve hayatlarını iyilik, güzellik ve fazilet üzerine düzenleyebilmesidir.
Fârâbî, bu noktada Medenî İlim kavramını ortaya koyar. Medenî ilim; insanların iradeleriyle gerçekleştirdikleri davranışları, alışkanlıkları, karakter özelliklerini, ahlaklarını ve bütün bunların yöneldiği amaçları araştırır. Hangi davranışların insanı iyiliğe ve mutluluğa ulaştıracağını, hangilerinin ise insanı gerçek saadetten uzaklaştıracağını ortaya koymaya çalışır.
Gerçek saadet nedir?
Fârâbî’nin düşüncesinde en önemli kavramlardan biri saadet, yani gerçek mutluluktur. İnsan hayatında mutluluk olarak görülen birçok şey vardır. Zenginlik, makam, şöhret, zevk ve rahatlık bunlardan bazılarıdır. Ancak filozofa göre bunların hepsi gerçek saadet değildir.
İnsan zaman zaman geçici nimetleri ve dünyevî imkânları mutluluğun kendisi zannedebilir. Oysa gerçek saadet, yalnızca bu dünyadaki maddî kazanımlardan ibaret değildir. Fârâbî, gerçek mutluluğun insanın ahlaki ve manevi yönden olgunlaşmasıyla ilişkili olduğunu ve asıl saadetin ahiret hayatında gerçekleşebileceğini ifade eder.
Bu yaklaşım, insanın hayatındaki amaçları yeniden düşünmesini sağlar. Çünkü mesele sadece “Ne kadar kazandım?” veya “Ne kadar rahat yaşadım?” sorusu değildir. Asıl soru, “Nasıl bir insan oldum ve hayatımı hangi amaç uğruna yaşadım?” sorusudur.
Faziletli toplumun temeli
Fârâbî’ye göre toplumların sağlıklı bir şekilde varlıklarını sürdürebilmeleri için iyilik, güzellik, fazilet ve doğru davranışların toplum içerisinde yaygınlaşması gerekir. İnsanların sahip oldukları güzel ahlak ve faziletler, yalnızca bireysel özellikler olarak kalmamalı; toplum hayatına da yansımalıdır.
Bunun gerçekleşebilmesi için ise toplumda düzen ve yönetim gereklidir. Fârâbî burada “reis”, yani topluma yön veren ve onun düzenini sağlayan kişiden söz eder.
Reisin görevi yalnızca insanları yönetmek değildir. Aynı zamanda toplumun ahlaki düzenini korumak, insanların faziletli davranışlarını geliştirmek ve onları gerçek saadete yönlendirmektir.
Yönetimin amacı: İnsanları saadete ulaştırmak
Fârâbî’nin yönetim anlayışı, günümüzde üzerinde yeniden düşünülmesi gereken önemli bir noktaya işaret eder. Ona göre yönetimin başarısı yalnızca düzeni sağlamasıyla ölçülemez. Asıl başarı, insanları iyiliğe, fazilete ve gerçek saadete yöneltebilmesidir.
Bu nedenle Fârâbî, başbuğluğu iki kısma ayırır. Bunlardan ilki, insanları gerçek saadete ulaştırmayı amaçlayan faziletli başbuğluktur. Böyle bir yönetim, insanların davranışlarını ve ahlaklarını fazilet doğrultusunda düzenler ve toplumun ortak iyiliğini gözetir.
Burada yönetici ile toplum arasında karşılıklı bir sorumluluk ortaya çıkar. Yönetici topluma doğru yolu göstermek ve düzeni sağlamakla yükümlüyken, toplum da bu düzen içerisinde faziletli davranışları benimsemelidir.
Bugünün dünyasına Fârâbî’den bir bakış
Aradan yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen Fârâbî’nin Medenî İlim anlayışı güncelliğini koruyan sorular ortaya koymaktadır.