İslam Gençliğinin Uyanışı ve Sorumluluğu

Günümüzde gençlerin yeniden dine, maneviyata ve kendi köklerine yönelmesi üzerinde dikkatle durulması gereken önemli bir gelişmedir. İnsan, hayatında karşılaştığı bunalımlar ve çıkmazlar karşısında kendisine güven verecek, hayatına anlam katacak bir yol arar. Geçmişte toplumların farklı düşünce ve sistemlerden beklediği çözümler her zaman insanın ruhî ve ahlâkî ihtiyaçlarına cevap verememiştir. Bu nedenle gençlerin yeniden fıtrata, özüne ve İslâm’a yönelmesi, üzerinde düşünülmesi gereken tabiî bir arayış olarak değerlendirilmelidir.

İslâm gençliğinin bu yönelişini doğru anlayabilmek için öncelikle gençleri dinlemek gerekir. Onların sorularını, kaygılarını, beklentilerini ve düşüncelerini küçümsemeden anlamaya çalışmak büyük önem taşır. Gençlerin dinî hassasiyetlerini yalnızca bir tepki veya geçici bir heyecan olarak görmek doğru değildir. Onların samimiyetini dikkate almak, düşüncelerine değer vermek ve doğru bilgiye ulaşmalarına yardımcı olmak gerekir.

Gençlerin zaman zaman sert ve tepkili bir tavır sergilemeleri karşısında ise şiddet, tehdit, itham ve dışlama yöntemlerine başvurulmamalıdır. Sertliğe sertlikle karşılık vermek çoğu zaman problemi çözmek yerine daha da büyütür. Bunun yerine gençlere yaklaşmak, onları anlamaya çalışmak ve karşılıklı saygıya dayanan bir iletişim kurmak gerekir. Sağlıklı bir toplumun yolu, kuşaklar arasındaki uçurumu büyütmekten değil, iletişim köprüleri kurmaktan geçer.

Bu noktada ilmî diyalog büyük önem taşımaktadır. Farklı düşünceler karşısında amaç karşı tarafı susturmak veya yenmek değil, hakikati birlikte aramak olmalıdır. Gençlerin sorularına sabırla cevap verilmeli, yanlış anlaşılan kavramlar açıklığa kavuşturulmalı ve üzerinde uzlaşılan veya ayrışılan noktalar açık biçimde ortaya konulmalıdır.

İslâm gençliğinin dikkat etmesi gereken en önemli hususlardan biri de ihtisasa saygıdır. Her ilim dalının kendine özgü uzmanları vardır. Bir insan tıp eğitimi almadan nasıl doktorluk yapamıyorsa, dinî ilimler konusunda yeterli bilgi ve birikime sahip olmadan kesin hükümler vermek de doğru değildir. İslâm, belirli bir ruhban sınıfı oluşturmaz; ancak din konusunda uzmanlaşmış âlimlerin bilgisine başvurmayı gerekli görür.

Kur’an-ı Kerîm’de, “Eğer bilmiyorsanız, ilim sahiplerine sorunuz.” buyurulması da bu anlayışın temelini ortaya koymaktadır. Bilmediğimiz konularda bilenlere danışmak bir eksiklik değil, aksine ilme ve hakikate verilen değerin göstergesidir. Bu nedenle gençler araştırmalı, okumalı, soru sormalı; fakat dinî konularda güvenilir ve ehil kaynaklardan yararlanmayı da ihmal etmemelidir.

Bilgi ile samimiyetin birlikte yürütülmesi büyük önem taşır. Samimiyet tek başına yeterli olmadığı gibi bilgi de ahlâktan ve güzel niyetten uzak olduğunda beklenen faydayı sağlamayabilir. İslâm gençliği, inancını bilgiyle güçlendirmeli; bilgisini güzel ahlâk ve sorumlulukla hayata yansıtmalıdır.

Gençlik, toplumun geleceğidir. Bu nedenle İslâm gençliğinin sorumluluğu yalnızca kendi hayatıyla sınırlı değildir. Gençler; adalet, merhamet, sevgi, kardeşlik, ahlâk, ilim, çalışkanlık ve dayanışma gibi değerlerin toplumda güçlenmesine katkıda bulunmalıdır. İnanç, insanı hayattan koparan değil; hayatı güzelleştiren, insanı sorumluluk sahibi yapan bir güç hâline gelmelidir.

Sonuç olarak İslâm gençliğine verilecek en önemli öğüt; ilimden ayrılmamak, ihtisasa saygı göstermek, güzel ahlâkı kuşanmak, samimiyeti korumak ve farklı düşünceler karşısında hikmetli bir dil kullanmaktır. Gençlerin enerjisi ve heyecanı, doğru bilgi ve sağduyu ile birleştiğinde toplum için büyük bir imkâna dönüşebilir.

Gerçek bir uyanış yalnızca sözlerle değil; ilim, ahlâk, sabır, sorumluluk ve güzel davranışlarla ortaya çıkar. Kendi köklerini bilen, çağını anlayan ve geleceğe güvenle yürüyen bir İslâm gençliği hem kendisinin hem de toplumunun geleceğini daha sağlam temeller üzerine inşa edecektir.