Hamit Uzun
Hamit Uzun
Yazarın Makaleleri
Taze çökelek ve yeşil soğanlı dürüm...
"Oğlum köyde it… taşlayıp, boş gezemesin.” diye bana iş bulur. İşim… büyük baş hayvanları gütmek. Tarlada, pulluğu çeken, İki ağaç tekerleği olan kağnıya koşulan öküz dediğimiz hayvanlardan (4 çift 8 öküz) hayvanı ayarlar....
Sevdalıyım “ya, hu”...
KALABALIKTAN çekiniyor, yalnızlıktan da  sıkılıyordu.  Güneş gökyüzünde gülümseyerek ışıklarını bir gül gibi oyun oynayan çocuklara ikramda bulunurken, toprak bağrında beslediği canlı varlıklara; -Haydi uyanın, sizlere...
Diz çöküp tövbe dersine çalışmak...
TAŞ betonlarla örülü Mapushanede. Cananla, Ağ gelin  Satı'nın sızılı!... muhabbeti.  Aradan geçen günlerden birgün.  Evin avlusunda oturuyorduk. Gene aynı  böyle  ikindi  vaktiydi.  Laf  vaktinde...
Atın iyisine doru derler…
KÖYÜN  içinde  demir  ve  kaynak  işleriyle  uğraşan Demirci  İsmail  ve  Demirci  Kara'nın  oğlunun  da  yüzleri gülüyordu. Çünkü  çiğdem  toplamak  için...
Kurt kayası…
GECENİN yarısı olmuştu. Bulutlar,  Ay  ışığını  perdelemiş,  Ay  ve Yıldızların  uyumasını  sağlıyordu. Küçük çoban Mevlüt, yaylımdaki  koyun  sürüsünü  topladı,  onlara kavalıyla...
Bakar körler…
BAHAR gelir  sular  coşar  sel  olur.  Sevdalı  gönüller.  Gözlerden  akan  yaşlarla  coşar.  Boz  kırlarda  taze  açmış  çiçeklerle  oynaşan  yel  olur. ...
Şükürle tövbeye…
ASKERİ  jip  arabasına  benzeyen  bir  araba  geldi, içinden  heybetli  ve  bir  o kadarda  insanın  içine  sıcaklık  veren  güzel  yüzlü     birisi!...  indi,...
Canda yanar Cananına…
KINALI kayadan ses geliyor… Taş  betonlardan, katı kalplerden bile...  Bir  Canandan  nefes  gelmiyor… Sızılar duyulmuyordu: -Canda yanar bir gün Cananına, diye.  Cana Can katarak. Gönül sevdasını da  mürekkep...
Evlatlık…
ANADOLU'nun ücra köşesinde köyün birinde fakir bir o kadarda kalabalık bir ailenin kızı Naciye!... kıpır, kıpır neşeli ve bir o kadarda masum ve nazlı biri henüz beş yaşında bazı kardeşlerinde olduğu gibi onunda doğum kaydı yoktu....
Kar taneleri…
ÖĞRENCİLERİ ile vedalaştı. Mustafa'ya seslenerek; -Mustafa, seninle  konuşacaklarım  var, diyerek sınıfta kalmasını söyledi ve diğer arkadaşlarına dönerek; -Zil çaldı, sizler gidebilirsiniz, dedi. Öğretmen, heyecanlı hareketlerle...
Hatamı… anladım…
GÜNEŞİN öğle sıcağı, doğanın üzerine yün yorganı kapatmış gibi  bulutların arasından süzülerek geliyor ve insanların nefes almalarını güçleştiriyordu. Köylerden insanlar at arabalarına binerek, atların boynunda takılı olan...
Nalinliim, Aleeeheeeyy…
ELİNDE bir keser. Ahır ve kümesin kapılarını tamir ediyordu. Bir ara anasına seslendi:  -Ana apış emminin oğlu çavuşun düğünü için götürdüğün sarı tavuk var ya, geri  gelmiş.  Anası elindeki  yün  eğirdiği,...
Köyüm’den bir gezinti...
GÖNÜL  köprüsünden  geçerek, sevda ve gönül aşkıyla yanan yüreklerin alevini... Sabır çiçeklerinin  meyveye dönüşünde Kerkenez dağında uçurtma uçurmayı... Ulu tepeye çıkıp, -Kokun  geliyor... diyerek sevgili kokuları...
Kınalı eller...
GÜL ağacı sıtma  tutmuş  gibi  tir, tir  titriyordu.  Bizimki… sevgi  gülücükleri saçarak  elleriyle de okşayarak mülayim bir ses tonuyla:  -Ne  oldu  gül  ağacı  neden  avunup...
Ay, sen’…
BEYAZ  karlarla  fazla  kartopu  oynamadan.  Uzun  geceler  kuru  ve  ayaz  geçen  kış  günleri  coşkun  akan  selleriyle  baharla  buluştu. Kuş  cıvıltıları...
ÖNCE KENDİNİ SORGULAYACAKSIN...
KOŞAN yorulmaz mı? Bahar gelirde Çiğdemler açmaz mı? Koyun benekli kuzusunu doğurup meğeletmez mi…Mecnun olurda Leylasına 'Ela gözlüm” deyip dağı taşı delmezmi, heç.  Bende de bir  laf söz dinlemez deli Gönül var Sevgiyle...
İzin ver Müdürüm…
ŞUNU DA yazayım mı…? müdürüm. Kızma ne olur gözüm gördü… gönül durmuyor, 'yaz  gurban”  diyor.  Neyimi  yazayım  müdürüm...?  Siz izin verin ben inci taneleri gibi dizeyim: -Bir çocuk gibi misafirlerinin...
Öğretmen’le sohbet
Utangaç  ve  çekingen  bir  çocuktu.  İçine  kapanık  yalnız  kalmayı  çok  severdi.  Çocukların  yanına  pek  varmazdı.   Oyun...
Uçuşan Cırıl kuşları...
GÜNEŞ sahibinden aldığı emirle  ışığını  ve  ısısını cömertçe  yeryüzüne yayarak her tarafa çöreklenmiş uyuyordu. Kaynana  Telli  Hacer,  öfkeli  bir  şekilde  tarladaki ırgatçılara...
Çocuk, kaybolmuş...
SARARAN  yapraklar  hazan  gülleri  gibi  sararıp  soluyordu. Bir ses: -Küçük  öğretmen, dedi. -Küçük asker olur da, küçük öğretmen olmaz mı?, dediler: -Babası da çok zenginmiş...  Deli midir nedir,...
Mektup’ların dili...
MEVSİMLER dağlara, taşlara  sevgi sıcaklığını cömertçe  dağıtıyorsa. Sevdalı  gönülleri de yakıp kavurarak Deli gülleri coşturan Yaz'ı ne etmeli.  Zemherinin kanları donduran  ayazların  yaşandığı...
Çocuk, arkadaşı...
SEVGİ  ney'idi? Yalancıktan seni  seviyorum diyerek sevgisiz eriyip gitmek miydi?.  Sevgi  ney'idi?  Bir  sürü  sözler  verip  tövbenden  caymak mıydı?.  Sevgi  ney'idi?  Kaşını...
Öğretmen’ler günü...
İZMİT Kocaeli'inde gönlü güzel ,yüreği güzel bir Öğretmen ve bir o kadar da sıkı bir okuyucum.   Bana yolladığı çok değerli mektubunu, siz güzel okuyucularımızla paylaşmak istedim.  Rüzgarların  uğuldayıp, gaz...
Sen ve O. O ve sen...
YARI çemberin içindesin. İçinde dünyaya küskünlük var. Yarı çemberin dışındasın. Asılı mı kaldın hayatta? Ya da sıkışık mı kaldın? Sevinçli vahşi yüreğin ile günahkar yanmış yüreğinin derinliklerinden gelen bunaltı mı geriyor...
Adına hep hasret, sevda, diyelim...
Seher  vakti  deli  gönlüm  yine  coştu. Nedenini  bilmediğim  o  yaşlar. Neden  hep  akar  ha  akar... Penceremin  demirlerine  konan  kuşlar. Söyleyin beni yakıp  kavuran...