Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’in dünyayı teşriflerinin yıl dönümü Mevlid Gecesi’ne ulaştıran Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve sena olsun. Ümmeti olma bahtiyarlığına erdiğimiz Sevgili Peygamberimize, âline ve ashabına salât ve selam olsun. Mevlid Gecemiz ve Mevlidi Nebi haftamız mübarek olsun.
    Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeci, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatan bir kandil olarak gönderdik.” Hadis-i şerifte ise şöyle buyurmaktadır: “Allah’ı Rab, İslam’ı din ve Hz. Muhammed’i de peygamber olarak kabul eden kişi imanın tadını alır.”
    Peygamber Efendimiz (s.a.s), Kur’an-ı Kerim’i bize tebliğ eden, her haliyle yaşayıp öğretendir. Peygamberimizin sünneti, Kur’an-ı Kerim’in ete kemiğe bürünmüş halidir. Kur’an ve sünnet bir bütündür, birbirinden asla ayrılamaz. Allah Resûlü (s.a.s) olmadan İslam anlaşılamaz, yaşanamaz.
    Allah’a itaat etmenin yolu Peygamberimize tabi olmaktan geçer. Rabbimizin sevgisine mazhar olmak Peygamberimize itaat etmekle mümkündür. Nitekim bu hususta ayet-i kerime gayet açıktır: “Ey Habibim! De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.”
    Peygamberimiz hak ve hakikate şahit, iyilik yolunda müjdeleyici, bâtıla karşı da uyarıcıdır. Kur’an-ı Kerim’i ümmetine tebliğ eden, açıklayan ve bizzat yaşayarak öğreten O’dur. İnsanlığı huzura, barışa, adalete davet eden O’dur. Hayatının her safhasında ümmetine yol gösteren, rehberlik eden, istikamet çizen, imtihan dünyasında rehberimiz olup yolumuzu aydınlatan da yine Allah Resûlü’dür.
    Peygamberimiz bizler için eşsiz bir örnektir. Allah’a iman edip O’nun rızasını arayan, her iki dünyada da aziz ve mutlu olmak isteyenler için “üsve-i hasene” yani en güzel örnek Muhammed Mustafa (s.a.s)’dir. Rabbimiz bunu şöyle beyan buyurur: “İçinizden Allah’ın lütfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır.” Bu güzide örneği izleyerek onun terbiyesinde yetişen ashâb-ı kiram, iman ve adaletin, ilim ve hikmetin, cesaret ve merhametin timsali olmuş, gittiği her yere vahyin huzur ve güven mesajını taşımıştır.
    "Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir." Başka bir ayet-i celile de ise Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:"Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."
    İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) kameri aylardan Rebiülevvel ayının 12. gecesi doğmuştur. Mîladi takvime göre bu, 20 Nisan 571’e rastlamaktadır.
    Resûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Ben Allah katında, kitapların anasında (levh-i mahfûzda) Allah’ın son peygamberi olarak yazılıyım. Ben, İbrahim’in duası, İsa’nın müjdesi ve annemin rüyasıyım.” Aynı gece Kâbe’deki putlar baş aşağı devrilmiş, O zaman mukaddes sayılan Save Gölü’nün de o gece bir anda suyu çekilip kuruyuvermiş, İran hükümdarının sarayı beşik gibi sallanıp on dört sütunu parçalanarak yere düşmüş, Mecusilerin bin senedir söndürülmeden yanan ateşi birden sönmüştü. Bu durum Mecusi İran Devleti’nin on dört hükümdardan sonra Müslümanların eline geçeceğini sembolize etmektedir.
    Yüce Allah’ın, Hz. Muhammed’i (s.a.v) resûl olarak göndermesinden ve insanları Hakk’a ve sırât-ı müstakîme yönlendirmesinden daha büyük bir lütuf yoktur. Bir mümin için dünyada ve âhirette elde edilecek bütün hayırların sebebi hidayet ve imandır. Bunlar ebedî saadetin anahtarıdır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) en büyük mûcizesi yüce Allah’ın kendisine vahyettiği kelâmı ve hidayet kitabı Kur’ân-ı Kerîm’dir.     
    Hz. Peygamber (s.a.v) Yüce Allah’ın yanında o kadar kıymetli ve değerlidir ki O’nsuz Yaratıcı’yı bulmak ve kurtuluşa ermek asla mümkün değildir. O’nun faydası sadece Müslüman olanlara değil, azılı düşmanlarına bile erişmiştir.
    “(Ey Habibim) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” Allah Teâlâ bir başka ayet-i kerimede de şöyle buyurmuştur: Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir."
    Efendimiz (s.a.v) ümmetinin her bir ferdinin gaflet ve delaletinden dolayı üzüntü duyar. Fakat ümmetinin her bir rahmet ve hidayetinden dolayı da büyük bir sevinç duyar. Bugün bizler kendi günahlarımıza bile doğru düzgün gözyaşı dökmezken, bizim için gözyaşı döken, dua ve istiğfar eden Efendimiz (s.a.v)’i iyi anlamak, tanımak ve yoluna ram olmak gerek.
    “Mevlid günü ve gecesi mübecceldir, yani şerefi, kıymeti çoktur. Kendisine tâbi olanlar için kurtuluş vesilesi olan Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin doğumu için sevinmek, cehennem azabının azalmasına sebep olur. Bu geceye hürmet etmek, sevinmek, bütün senenin bereketli olmasına sebep olur. Mevlid gününün fazileti Cuma günü gibidir. Cuma günü, cehennem azabının durdurulduğu hadîs-i şerîf ile bildirilmiştir.
    Mübarek gün ve geceler münasebetiyle Resûlullah’ı (s.a.v) yâd etmek, pek çok hayra vesiledir. Okunan Kur’an’larda Allah’ı anma, Sohbetlerde Peygamberimize (s.a.v) övgü ve sâlat-u selam vardır. Allah’ı anmak ayeti kerimede geçtiği üzere en büyük fazilettir. Peygamber Efendimize (s.a.v) salât-u selam göndermek, ‘’Muhakkak ki Allah ve melekleri, Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir içtenlikle selam verin’’ ayeti mucibince bizlere emredilmiştir.
Rasulullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Cennet ehli yüz yirmi saftır. Bunlardan seksen safı bu ümmetten, kırk safı da diğer ümmetlerdendir."
Bu hafta Efendimiz (s.a.v)’in mübarek ruhuna çokça salât ve selam okumalıyız. Mevlid kandili v.b mübarek geceler, duaların Allah’a arz edilmesi, pişmanlık gözyaşlarıyla günahların silinmesi, yapılan ibadetlere verilen sevabın katlanması bakımından büyük fırsattır. Öncelikle böyle zamanlarda kulluğumuzu gözden geçirerek, eksik ve hatalarımızı düzeltebilmenin yollarını aramalıyız. Yani hesaba çekilmeden önce burada kendimizi hesaba çekmeliyiz, her gece ve dünyalık işlerin muhasebesini yaptığımız gibi bugünlerde de manevi kazanç ve kayıplarımızın muhasebesi yapmalıyız ki ahiretteki hesabımız kolay olsun.    Bu haftayı günahlarımızın affı için bir fırsat bilmeli ve bol bol tövbe ve istiğfarda bulunmalıyız. Özellikle müslümanların içinde bulunduğu sıkıntıları düşünerek Ümmet-i Muhammed’e dua edip Allah’a yalvarmalıyız. Eğer kaza namazlarımız varsa bunları kılma yoluna gitmeli, kaza namazımız yoksa bile, çokça nafile namaz kılmaya çalışmalı ve özellikle geceleri iyi değerlendirmeliyiz. İmkânımız nispetinde çokça Kur’an okumalıyız. Akrabalarla, komşularla ve dostlarımızla olan yakınlığımızı bir kat daha artırmalı ve yapacağımız ziyaretlerle onların gönlünü almalıyız. Onları sohbet meclislerine davet, hayır hasenata teşvik ederek onlarında bu feyzli, bereketli zamanlardan istifade etmelerinin sağlamalıyız. Etrafımızdaki fakir fukaraya yardım etmeli, imkânımız ölçüsünde sadaka vermeli, fakir öğrencilerin okuması için onların elinden tutmalıyız. Çünkü bu zaman dilimlerinde vereceğimiz sadakalar veya zekâtlar bize kat kat sevap getirecektir.
    Mevlid-i Nebi Haftamızın aziz milletimize, İslam âlemine ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum. Allah Teâlâ, bu haftanın bereketinden, feyzinden, rahmetinden bizleri çokça nasiplendirsin inşaallah. (Âmin.) Allah’a emanet olunuz.