Önceki yazımda çevre ahlakından, bunun için zihinsel bir dönüşüme, bilinçlenmeye ihtiyaç olduğundan bahsetmiş; sıfır atık, sıfır israfa dikkat çekmeye çalışmıştım. Ancak sadece çevremizi temiz tutarak, atık malzemeleri en aza indirerek veya geri dönüştürerek çevremize karşı görevimizi tam anlamıyla yerine getirmiş sayılmayız.
Dünya hayatının vazgeçilmez nimetlerinden biri de ağaç ve yeşilliktir. Doğayı çevreyi korumak aynı zamanda ağacı, ormanları korumakla mümkündür. Çünkü ağaçlar, yaşam için son derece önemlidir. Ağaç dikmek, toprak kaymasını önlenmesi başta olmak üzere yaşam için vazgeçilmez olan oksijen kaynağımızın korunması anlamına da gelmektedir. Karbondioksit emilimini azaltıp oksijen üretmeleri sayesinde doğanın akciğerleri olan ağaçlar, nefes alıp vermemizi sağlamalarının yanında, bizi ultraviyole ışınlardan korur, gölgeleri ile buharlaşmayı önleyerek büyük oranda su tasarrufu sağlar. Ürettikleri meyveler ile büyük bir gıda kaynağıdır. Tüm bunların yanında, doğal afetlerden gördüğümüz zararı minimize ederler. Erozyonu önledikleri gibi depremlerden de en az hasarı almamızı sağlarlar. Uzmanlara göre bitki ve ağaç kökleri depremin etkisini azaltmakta büyük rol oynar.
Çarpık ve hızlı kentleşmenin sonucunda bilinçsizce ve farklı bahanelerle kesilen ağaçlar aslında hayat kurtarıcı bir rol üstlenmektedirr. Bilim insanları, yaptıkları çalışmalarda bitki ve ağaç köklerinin sismik dalgaların gücünü azalttığını ortaya koymuştur. Bu kökler, sismik dalgaların tek bir yerde toplanmasını engelleyerek yeryüzüne yayılmasını sağlayarak dalgaların gücünü azaltmaktadırlar. Bu sebeple çevreye karşı sorumluluğumuz içinde yer alan en hassas nokta, ağacın ve yeşilin korunmasıdır.
Ağaçlar, kapımıza eşik, soframıza kaşık, bebeğimize beşik, ciğerlerimize oksijen, topraklarımızı koruyan; kökünden, yaprağından, kerestesinden, çiçeğinden, meyvesinden, gölgesinden, kokusundan, güzelliğinden yararlandığımız ilâhi bir lütuftur.
Ekolojik dengenin bozulması, tabiatta sağlıksız bir ortamın oluşmasını bu da canlıların hayatlarını dengeli bir şekilde sürdürememesi sonucunu doğurur. İhtiyaç olmadığı halde av hayvanlarının öldürülmesi, ağaçlardan yakacak olarak yararlanan kişilerin genç ağaçları, ihtiyacından fazla bir şekilde kesip yerine yenilerini dikmemesi, doğal ortamı tehdit eden kimyasal maddelerin tedbirsizce doğaya atılması, toprağın en büyük dostu olan ormanların hızla tahrip edilmesini, karada ve denizde yaşayan canlılar ve balıkların ölmesi bunun örnekleridir. Bütün bunlar Allah ve Resulü tarafından yasaklanmış ve kınanmıştır.  
Kur'ân-ı Kerim'de cennet anlatılırken meyveler, hurma ve nar, incir ve zeytin, taneli yiyecekler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, meyveler ve otlaklar,  dikensiz sedir ağaçları, meyveleri küme dizili muz ağaçları, uzamış gölge ve çağlayan sular zikredilir. Kur'an-ı Kerim'de cenneti tasvir eden, ağacın fayda ve güzelliklerini bildiren ayetlerin yanında, bizzat Hz. Peygamber'in hicretten sonra Medine ve çevresinde giriştiği ağaçlandırma ve yeşillendirme faaliyetlerinden de söz etmemiz mümkündür. Hz. Peygamber Medine ve Mekke çevresini haram bölge ilân etmiştir. " Medîne şuradan şuraya kadar haremdir. Bu sahanın ağacı kesilmez, burada bid'at çıkarılmaz." “(Mekke'nin) dikenli ağacı kesilmez, av hayvanı ürkütülmez, yeşil otu koparılmaz" buyurmuştur. Kabe'ye Mescid-i Haram; Mekke ve Medine'ye iki haram anlamında Haremeyn denilmektedir. Haram bölgelerde, bir bitkiyi yolmak, bir karıncayı öldürmek dinen yasaktır. Yapılan her bir yasak için ceza olarak verilecek belirli sadakalar vardır. Burada, dini bir anlayışla,  doğanın korunması sağlanmaktadır.
Peygamberimiz: "Kim bir ağaç kesecek olursa, onun yerine bir ağaç diksin!" buyurmuştur. Peygamberimiz, yeşil alanları korumayı, ağaç dikimini yaygınlaştırmayı İslâmî ve insanî bir görev olarak göstermiştir. "Bir Müslüman bir ağaç dikerse, o ağaçtan yenilen (yemiş) mutlaka onun için sadakadır. O ağaçtan çalınan (yemiş) onun için sadaka, yabanî hayvanların yediği sadaka, kuşların yediği dahî onun için sadakadır. Yaş kesen baş keser" atasözü de, başta ormanlar olmak üzere yeşilliklerin korunması gerektiğini veciz bir şekilde ifade etmektedir. Genel anlamda çevreyi, özelde ağaç ve yeşillikleri koruyup temiz tutmak, bunun için her türlü tedbiri alıp üzerimize düşeni yerine getirmek, hem insani hem de dinî görevimizdir.
Kâinat, Allah’ın yoktan var ettiği ve bizlere bahşettiği bir nimettir. Allah’ın mülkünde ve hâkimiyetinde olan, imar ve ihya sorumluluğunu üzerimize yüklediği bir emanettir. Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren bir hakikat kitabıdır.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, Allah’ın varlığının delillerindendir.” Cenâb-ı Hak, hassas bir denge ve düzen ile yarattığı kâinatın kendisinin eseri olduğunu bizlere öğretmektedir. Hayat bulduğumuz bu âlemi ve içindekilerini yaratanın, yaşatanın ve yönetenin kendisi olduğunu hatırlatmaktadır.
Çevresine ibret nazarıyla bakan insan, göklerin direksiz durmasında, yeryüzünün yaşamaya elverişli kılınmasında, kâinatın kusursuz işleyişinde nice hikmetler görecektir. Gökten inen yağmurla hayat bulan topraktan türlü türlü bitkiler yetişmesinde, can dostlarımız hayvanların birbirinden güzel görüntülerinde ve bizlere sundukları sayısız faydalarda nice ibretler bulacaktır.
İnsan, kâinatı keşfettikçe kendini keşfeder. Dünyayı tanıdıkça yaratılış gayesini daha iyi kavrar. Çevresini anladıkça nereden geldiğini ve nereye gideceğini idrak eder. İnsan, suyu hayatın kaynağı olarak bildiği kadar, kendisinin de bir damla sudan yaratıldığını düşündüğünde tevazu sahibi olur, kibirden arınır. Evini güneşin ışığına ve ısısına açtığı gibi gönül hanesini de İslam’ın çağlar aşan aydınlığına açtığında iyiliği dünyaya hâkim kılar. Yemyeşil vadilerin, masmavi denizlerin, yıldızlarla bezenmiş göklerin kâinatın süsü olduğunu idrak ettiği gibi hayâ ve edebin de ruhun süsü olduğunu fark ettiğinde güzel ahlakı kuşanır, huzura erer, gerçek mutluluğu elde eder.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu.” Bu ayet-i kerimede belirtilen hakikati bugün hepimiz açıkça görüyoruz. Günümüzde yaşanan çevre felaketleri, sorumluluklarımızı ihmal etmemizden kaynaklanıyor. Her gün, bir canlının daha neslinin tükendiğine dair haberler duyuyoruz. Tabiattaki doğal yaşam alanları sadece fotoğraflara konu olacak kadar azalmış durumda. İhmal ve kusurlarımızdan dolayı ormanlar kaybolmaya, topraklar çölleşmeye, su kaynakları yok olmaya başladı. Oysaki çevremizde yer alan her varlık Allah katında değerlidir ve kendi lisan-ı haliyle Allah’ı zikretmektedir. Yüce Rabbimiz bu hususu bize şöyle haber vermektedir: “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tesbih ederler.”
Yaratılan her varlığa Yaratandan ötürü değer verelim. Kâinat kitabını, hikmet, tefekkür ve ibretle okuyalım. Kaynaklarımızı ölçülü kullanalım, israf etmeyelim. Yüce Allah’ın âleme koyduğu hassas dengeyi gözetelim ve koruyalım. Çevremize karşı sorumluluğumuzu ibadet şuuruyla yerine getirelim. Kâinatın yegâne sahibinin Rabbimiz olduğunu, bizim ise emanetçi olduğumuzu aklımızdan çıkarmayalım. Unutmayalım ki, çevremiz atalarımızdan bize bir miras, bizim de çocuklarımıza bırakacağımız eşsiz bir emanettir.
İbretle baktığımızda görürüz ki, küçük bir karıncadan, yörüngesinde akıp giden devasa gezegenlere kadar etrafımızdaki bütün varlıklar Cenâb-ı Hakk’ın eseridir. Rabbimiz, eşsiz gücü ve benzersiz sanatıyla kâinatta bin bir çeşit canlı yaratmıştır. Bunların her biri nimettir ve her nimet emanettir. ayet-i kerimede, “Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından bir nimet olarak sizin hizmetinize vermiştir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.”
Müslüman Türk kültüründe hayvanlar ve kuşları korumaya yönelik vakıflar ve hastaneler kurulduğu, kuş evleri yapıldığı ve hâtıra ağacı dikme adetinin yaygın olduğu bilinmektedir. Biz de elimizden geldiğince fidan dikelim, ağaçları koruyalım, çoğaltalım. Sokak hayvanlarını kollayıp, yedirip içirip onların da dostlarımız olduğunu unutmayalım. Piknik alanlarını, sokakları, bahçeleri, bulmak istediğimiz gibi bırakalım. Çöplerimizi sokağa atmaktansa gerekirse evimize kadar yanımızda taşıyalım. Ağacı, bitkiyi, yeşili sevelim, koruyalım ve çoğaltalım. Allah’a emanet olunuz.