Gençler sadece kendi ailelerinin değil milletimizin, hepimizin istikbalidir. Onların güzel yarınlara en iyi şekilde ulaşabilmeleri, başta kendisine ve ailesine saygılı, sorumluluk sahibi, bilinçli, ahlaklı, Allah’tan korkan, kuldan utanan; vatanına, milletine bağlı, hayırlı bireyler olarak yetişebilmeleri için büyüklere önemli görevler düşmektedir. Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Eğer huşu sahibi gençler, ibadet eden ihtiyarlar, sütteki bebekler ve otlayan hayvanlar olmasaydı, mutlaka üzerinize büyük bir azap yağardı."
Gençlik, Allah'a şükrü gerektiren ve Allah tarafından insana bahşedilen çok önemli bir nimettir. Bu nimetin nasıl ve ne uğurda harcandığı konusunda herkesin sorguya çekileceği bildirilmiştir. Âdemoğlu şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe Rabbinin huzurundan ayrılamaz: Ömrünü nerede geçirdiği, gençliğini nerede tükettiği, malını nereden kazandığı ve nereye harcadığından, son olarak ilmiyle nasıl amel ettiğinden. Arzulanan ve özlemi çekilen gençlik; geçmişinin sağlam temellerine dayanarak, geleceğe adım atarken; Yaratanına layık kul ve onun yarattığı kullarına ve diğer varlıklara faydalı olmayı amaçlayan kimsedir. Gençlik; hayallerin, heyecanın, merak ve arayışın en yoğun olduğu dönemdir. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Gençliğini Allâh’a ibâdetle geçiren delikanlı, hiçbir gölgenin olmadığı bir günde arşın gölgesinde gölgelenecektir”. Gençlik, ömrün en verimli ve değerli çağıdır; dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmanın, yorulmaksızın çalışarak iyiliği çoğaltmanın zamanıdır. Bu sebeple genç, mümin olmanın bilinciyle hareket etmeli ve bu nimetin kıymetini bilmelidir. “Gözü kara” gençlerimizin günümüzün “ilmi ve teknolojik gelişmelerini, geçmişimizin zengin kültür mirası üzerine bina ederek” hayatlarının enerji dolu bu evresini verimli kullanmaları gerekmektedir.      
Resûl-i Ekrem (sav) fertlerin kazanacakları ve ifa edecekleri kulluk ve ibadet için, gençlik döneminde Allah'a kulluk yapmanın, ibadete sarılmanın, insanlara ve Allah’a karşı görev ve vazifeleri bilmenin yaşlılık zamanına göre daha üstün, çok daha önemli ve O'nun katında son derece faziletli olduğunu bildirmiştir. Peygamberimiz (s.a.v) ideal gencin özelliklerini şu şekilde sıralamıştır. En hayırlı, ideal genç Yüce Allah’a ibadet eder, iffet ve hayâ sahibidir, onurlu ve olgundur, Allah'tan af dileyen, Allah’a tövbe eden, nefsin isteklerine karşı koyan, kötülüğe ilgi göstermeyen, yaşından dolayı bir ihtiyara saygı gösterendir. “Allah gençliğini kendisine itaat dairesinde geçiren genci sever.” “Allah, ibadete düşkün gençle meleklere karşı övünerek şöyle buyurur: ‘Kuluma bakın. Benim rızam için nefsanî isteklerini terk etmiştir.” En hayırlı genç, eğlencelere ve fani zevklere dalmayan Allah’ı ve ahireti unutmayandır.  Peygamberimiz buyuruyor: “Rabbin, olgun davranan gençten hoşlanır.” En hayırlı genç,  onurlu ve olgun delikanlıdır. “Allah hayra yönelip heva ve hevesi terk eden, vakar sahibi olgun genci sever.” “Gençlerinizin en iyisi, yaşlılarınıza benzemeye çalışanıdır; yaşlılarınızın en kötüsü ise, gençlerinize benzemeye çalışanıdır.” “Hiçbir baba, çocuğuna güzel ahlak ve edepten daha güzel bir miras bırakmamıştır.” Resûlullah (sav) pek çok hadisinde faziletli gençleri methetmiş, onların ahirette ayrıcalıklı kimseler olacağını beyan etmiştir.  
Geçmişimiz, sayamayacağımız kadar çok kahraman gençlerle doludur. Peygamberimizin Suffe ashabı başta olmak üzere yetiştirdiği genç sahabeler, ilim, idare ve askeri alanlardaki başarılarıyla Hayber’in Fatihi Hz. Ali, edep ve hayada meleklerin bile kendisinden haya ettiği Hz. Osman, ilim için gece gündüz peygamberimize hizmet eden Ebu Hureyre; kimi savaş esnasında şehit olan, kimi de gazilik gururunu yaşayan Milli Mücadelemizin çocuk kahramanları; 21 yaşındayken İstanbul'u fethederek 10 asırlık Bizans İmparatorluğu'na son vererek çağ kapatıp çağ açan Fatih Sultan Mehmet Han bize dayatılan sahte kahramanlar yerine örnek almamaz gereken asıl kahramanlardır.
Gençlik, bu dönemin enerjisini en verimli bir şekilde dünya ve ahirete faydalı bir şekilde kullanmalıdır. Haramlardan uzak Allahı razı etmenin peşinde koşmalıdır. Gençlerimizi, varoluş gayemize göre yaşayan, Kur’an’ın rehberliğinde ve Peygamberimizin (s.a.s) önderliğinde, Allah’ın rızasına uygun hayat tarzını benimseyen; çağın beklentilerine cevap verecek donanıma sahip, dürüst, kişilikli, vakur, alçak gönüllü ve karakter sahibi kişiler olarak yetiştirmek en büyük görevimiz. Ailesinden yeterli ilgi ve sevgiyi göremeyen, sorularına ikna edici cevaplar bulamayan, kendisini yalnız ve desteksiz hisseden gençlerimiz, cazip ve eğlenceli görünen, geçici menfaatler öneren başıboş bir dünyaya kapılacak, aile ve toplumdan kopmasına, mahremiyet sınırlarının çiğnenmesine ve bağımlılık tuzağına düşmesine ya da kötü niyetli kişilere kanmalarına sebep olacaktır. Gençlerimize rehberlik etmek, onları inanç ve medeniyet değerlerimizle buluşturmak zorundayız. Gençlerimiz hayatın anlamını, var oluşun gayesini kaybetmeden, beden ve ruh sağlığını koruyarak, zararlı alışkanlıklardan ve bağımlılıklardan uzak tutulmalıdır. Yüce dinimiz İslam’a, hidayet rehberi Kur’an’a, âlemlere rahmet ve en güzel örnek olarak gönderilen Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in sünnetine sımsıkı sarılmak, gençlerimize sahip çıkmak önceliğimiz olmalıdır. Gençliğine sahip çıkıp onları eğitimli ve güzel ahlaklı bir şekilde yetiştiren toplumlar geleceklerini inşa etmiş demektir. Gençlerimizi anlamalı, onlara değer vermeli, düşüncesini, hayat tarzını, giyim kuşamını yargılayarak dışlamak yerine, hepsine kucak açmalıyız. Kendilerini keşfetmelerini sağlayacak birer rol model olmalıyız. Şuurlu nesiller için gençlerimizi sahih din bilgisiyle ve kültürümüzle donatmalıyız. Resul-i Ekrem “Ey inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyun; onun yakıtı, insanlar ve taşlardır...”
Nesiller Kur’an-ı Kerim’i okuyup öğrenmeli, Kur’an’ın ilim, hikmet ve irfan nurundan beslenmeli, dinini ve dini hükümleri, helali, haramı zamanında bilmeli; ecdadını, şanlı tarihini dedelerinin iftihar ve kahramanlık dolu hayatını tanımalı. Bütün bunları düşünüp ona göre çareler aramak ana-babaların ve eğitimcilerin en büyük vazifeleridir. İnsanlığın parlak bir istikbal beklemesi ancak imanlı, ahlaklı, yüksek karakterli, ilim, sanat, fen ve irfan ehli, dürüst nesiller yetiştirmesine bağlıdır. Peygamberimiz (SAV) şöyle buyuruyor: “Her doğan çocuk muhakkak ki İslam fıtratı üzere doğar, sonra ana ile babası onu, Yahudi veya Hristiyan veya Mecusi yaparlar.”
Gençlere gönül okşayıcı sözlerle hitap etmek gerekir. Kırıcı, sert, öfkeli sözler ve gereksiz çıkışlar ters tepki yapar ve çocukla baba arasında derin uçurumlar meydana getirir. Açık bir hakikattir ki çocuklar, kalp meyveleri ve gönül incileridir. Onlara isim vermekten tutun da evlendirip eş bulmaya kadar bütün zamanlarında onlarla olmak gerek. Nesillerin terbiyesiyle meşgul olmak, sadaka vermekten daha hayırlıdır. Çocuklara harcanan emekler boşa gitmez. Onları geçindirmek, terbiye etmek hususunda çekilen mihnet ve çileler, ibadetlerle affolunmayacak ağır günahları bile eritir, yok eder. Çocukların rızkı için dökülen alın terleri inci tanelerinden bile daha kıymetlidir. En büyük nimet, arkamızda imanlı, ihlâslı ve hayırlı bir nesil bırakmaktır. Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Her biriniz çobansınız ve her biriniz sürüsünden sorumludur. Hepimiz sorumluyuz ve vazifemizi tam olarak yapmış değiliz.