İslam'ın beş temel esasından biri olan Hac ibadeti, İslam'ın evrenselliğini, dünya Müslümanlarının kaynaşmasını, birlik ve beraberliğini, ırk, renk, cinsiyet, dil, ülke ve kültür ayrımı yapmadan müminlerin kardeşliğini tüm dünyaya göstermektedir. Bir nevi mahşerin provası olan bu ibadet,  maddi ve fiziksel imkanı olan Müslümanların ömründe bir kez Mekke’ye giderek yerine getirmesi farz olan bir ibadettir ve belirlenmiş zaman içinde (Zilhicce ayının 8–13. günleri arasında) Kâ'be, Arafat, Müzdelife ve Mina'da belli dînî görevleri şart ve usulüne uygun olarak yerine getirmeyi ifade eder.

Hac manevi kirlerden arınmaya, gönlü bütünü ile Allah’a açmaya vesile olur. “Kim Allah için hacceder de Allah’ın rızâsına uymayan kötü söz ve davranışlardan ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, kul hakkı hariç annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlarından arınmış olarak hacdan döner. “Hacılar ve umre yapanlar Allah’ın (evinin) ziyaretçileridir. Kendisine dua ederlerse dualarına icabet eder, O’ndan bağışlanma dilerlerse onları bağışlar” anlamındaki hadislerde de ifade edildiği gibi hacda yapılan dualar ve tövbeler kabul görür. Böylece bu ibadeti îfa edenler, işlemiş oldukları hata ve günahlarından arınarak dönerler. Efendimize  En fazîletli amel hangisidir” diye sorulduğunda sırasıyla Allah’a iman etmek, Allah yolunda cihâd etmek ve makbul bir hacdır” buyurmuştur.

Hac, kefen misali bembeyaz giysiler içinde ahiretteki hatırlatan, sınıf ayrımını ortadan kaldıran, benliği yıkıp bizi öne çıkaran, şeytan taşlama, tavaf ve say gibi görevlerin îfa edildiği, helal olan bazı şeylerin ihrama girdikten sonra haram kılındığı ve böylece nefis terbiyesi, irade ve sabır eğitiminin yapıldığı, milyonlarla birlikte Allah'a açılan ellerin boş çevrilmediği, dînî duyguların ihlas ve samimiyetin doruk noktaya çıktığı bir ibadettir.

Hac ibadeti, Hicretin 9. yılında Al-i İmran 96-97. ayetleriyle Müslümanlar üzerine farz kılınmıştır;  “Gerçek şu ki, insanlar için yapılmış olan ilk ev, âlemlere bir hidayet ve bir bereket kaynağı olan Mekke’deki evdir. Orada apaçık deliller, İbrâhim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Gitmeye gücü yetenin o evi ziyaret etmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.” 

Bir kimseye haccın farz olması için onun Müslüman olması, akıllı, baliğ (ergen) olması, sağlıklı olması, özgür olması, yurt dışına çıkma kısıtlılığı bulunmaması, yol güvenliğinin bulunması, hac mevsime yetişmiş olması, can, mal ve namus güvenliğinin sağlanmış olması, ekonomik yönden hac görevini yapma imkanına sahip bulunması gerekir. Son olarak hac yolculuğuna çıkacak kişinin, gidip dönünceye kadar hem kendisinin hem de bakmakla yükümlü olduğu kimselerin sosyal seviyelerine uygun biçimde geçimlerini sağlayacak mâlî güce ve hac için yeterli zamana sahip olması anlamına gelmektedir. Yukarıda zikredilen şartları taşıyan kimsenin ihrama girerek, niyet edip, telbiye getirmesi gerekir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınırsa, annesinden doğduğu günkü gibi günahsız döner." Hac ibadeti, Hz. İbrahim ve ailesinin Allah’a teslimiyetini anmak ve örnek almak açısından derin bir manevi anlam taşır. Kurban kesmek, Arafat’ta vakfe yapmak gibi uygulamalar bu gelenekten gelir. Hac, sabır, fedakârlık, paylaşma ve nefsi kontrol etme yönüyle ruhu olgunlaştırır, bireye manevi bir yenilenme sağlar.

Mekke-i Mükerreme'de Müslümanlara yapılan işkencelerin dayanılmaz hale gelmesi ve İslâmî tebliğin engellenmesi üzerine Medine'ye hicret eden Sevgili Peygamberimiz İslâm Devletini burada kurdu. İslâmiyet bütün dünyaya buradan yayıldı. Peygamber Efendimiz burada vefat etti. Bu mübarek yer, Resûlullah ve Ashabının yaşadığı, ayaklarının değdiği, vahyin indiği ve tebliğ edildiği ve dünyanın en iyi toplumunun oluşturulduğu beldedir. Hacca giden Müslümanın Medine'ye de giderek Resûlullah (s.a.s.) in kabr-i saadetini ziyaret etmesi ve Mescid-i Nebevi ‘de namaz kılması, Müslümanlar arasında terk edilmeyen bir ziyaret olarak devam edegelmiştir. Safâ ile Merve Allah’ın nişânelerindendir; dolayısıyla hac veya umre yaparak Beytullah’ı ziyaret eden bir kimsenin bu yerleri say etmesinde kendisi için bir günah yoktur. Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Haccetmek isteyen kimse acele etsin! Olur ki hastalanır veya binek hayvanı kaybolur ya da (hacca gitmesini engelleyen) bir ihtiyaç ortaya çıkar.”

Hac, belirli fiillerin sadece Allah rızası için yapılmasından oluşan bir ibadettir. Kur'an-ı Kerim'de hac ibadetinin nasıl yapılacağı hem şekli hem de manevi ve ruhi yönlerden tasvir edilerek çeşitli yararlarının bulunduğu belirtilir. Böylece insanlar, haccın hikmetlerini kavramaya ve gerek fert gerekse ümmet olarak onu layığı ile ifa edip azami ölçüde hikmetlerini gerçekleştirmeye teşvik edilir. Hac insanın bütün varlığını ilgilendirir ve bu haliyle külli bir teslimiyetin ifadesidir. Gazali'nin ifadesiyle hac dinin kemale ermesi ve teslimiyetin tamamlanmasıdır. Hac dış görünüşü itibariyle sembolleri andıran, gerçekte ise çeşitli ruhi eğitimleri sağlayan birbirinden farklı davranışların toplamından ibarettir.

Her Müslüman, imandan sonra en faziletli ibadet sayılan namazın kıblesini oluşturan mübarek mekânı görmek, orada başta Hz. Muhammed (as) olmak üzere geçmiş peygamberlerin hak din uğrunda verdikleri mücadeleleri hatırlamak, asırlar boyunca birçok müminin namaz, dua ve niyazlarına sahne olan manevi atmosferde yaşamak ister. Mü'min hac esnasında, Resûl-i Ekrem'ın ve ashabının bulunduğu coğrafi mekânla karşılaşmakta, Kur'an'da "Allah'ın koyduğu dini işaret ve nişanlar" olarak tavsif edilen bu mekânlarda bulunarak o dönemin manevi ruhundan nasip almaktadır. Hac ibadetinin temel gayesi ve hikmetlerinden biri insanların Allah'ın emri gereğince yurtlarını, ailelerini ve dostlarını, mallarını terk etmeye, bazı arzularına karşı koyup sıkıntıları göğüslemeye hazır olduklarını göstermeleridir.

Tavaf kişiye, her şeyin bir başka şey etrafında belli bir düzen içinde döndüğü ve insanın da bu kozmik düzenin bir parçasını teşkil ettiği şuurunu verir. Sa'y, Müslüman'ın sırf Allah istediği için katıldığı bir yürüyüştür; Müslüman bu sayede kendisi gibi aynı yola girmiş, aynı niyet ve duyguları taşıyanlarla beraber koşmanın ne demek olduğunu fark eder. Arafat'ta Rabbine yönelen insan daha bu dünyada, hiçbir yardımcının bulunmadığı şartlarda O'nun huzurunda durmanın manasını, makam, servet ve ilim gibi üstünlüklerin gerçek ölçü olmadığını, üstünlüğün sadece takvada olduğunu kavrar. Hac esnasında Müslüman layığı ile yaşayamadığı imanı ve ahlaki özellikler kazanır; sahip bulunduğu olumlu niteliklerde ise daha çok sebat ve güç kazanır. Hac müminin kendi kendisinin farkına varma sürecidir.

Peygamber Efendimiz “Umre, diğer Umre’ye kadar yapılan günahların keffaretidir. Makbul bir Haccın karşılığı da Cennetten başka bir şey değildir.”  Hac ibadetini eda eden kimse her şeyden önce, Allah’ın emrini yerine getirmiş ve böylece O’nun rızasını kazanmayı amaçlamıştır. Hac yolculuğuna hazırlanan kişi bir taraftan gerekli hazırlıkları yaparken, diğer taraftan günahlarına tövbe eder, üzerinde kul hakkı varsa bunların sahipleriyle görüşüp helalleşir ve borçlarını öder. Eş, dost ve akrabaları ile vedalaşır, özellikle, sağ ise, anne babasının rızasını alır.

Mekke’ye varan hacı adayı, Mü’min, ihrama girerken büründüğü beyaz elbiseyle, kabre girerken bürüneceği kefenin benzerliğinin şuurunda olarak, bu kıyafeti taşıdığı süre içinde, başka zamanlarda kendisine meşru olan bazı davranışlardan uzak kalıp, gündelik alışkanlıklarından ve bağımlılıklarından kurtulma ve kendisiyle hesaplaşma imkanına kavuşmuş olur.

Hac görevini yerine getiren mü’minin yaptığı ibadetin bilincinde olması ve her davranışında Allah’ın rızasını elde etmeyi gaye edinmiş olması gerekir. Bu nedenle, tavaf etmek, sa’y etmek, şeytan taşlamak, Hacerü’l-Esved’i öpmek gibi sembolik yönü ağır olan uygulamaların gerisinde yatan derin anlamları düşünmek, hac günleri boyunca ibadetin amacını göz önünde bulunduran bir ruh hali ve manevi atmosfer içinde olmak önemlidir.

Dünyanın her yerinden Müslümanların katılımının olduğu bu ibadet, Allah’ın iradesinden başka hiçbir şeyin bir araya getiremeyeceği çok zengin bir ırk, renk ve kültür çeşitliliğini oluşturmaktadır. Allah’ın kulları ve birbirlerinin din kardeşleri olarak farlı şehirlerden, coğrafyalardan, dillerden tek bir amaç Allah’ın rızasını kazanıp, günahlardan arınmak niyetiyle bir araya gelmiş bu insanlar geride kalanların gözyaşı ve duaları ile bu ibadeti yerine getirmektedir. Rabbim dileyen, oralara gitmek için yanıp tutuşan ümmeti Muhammed’e tez zamanda nasip etsin inşallah. Arafat’taki dualarda buluşmak niyetiyle Allah’a emanet olun.