Yüce Rabbimizin gönderdiği bütün peygamberlerin ortak amacı; canın, dinin, malın, aklın ve neslin güvenliğini sağlamaktır. Rahmet elçileri, hayatları boyunca insanları imana davet etmek, zihinlerin ilimle dolması için gayret etmek, hiçbir cana kıyılmadığı, hiçbir mala zarar gelmediği, nesillerin korunduğu bir medeniyet inşa etmek için çalışmışlardır. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’in hayatı da böyle bir medeniyeti oluşturmakla geçmiştir. İslâm dininin korumayı amaçladığı Zarurat-ı Diniyye veya Zarurat-ı Hamse diye ifade edilen bu temel unsurların güvenliğini sağlamak bütün müslümanlara farzdır, hangi sebeple olursa olsun bunlara zarar vermek ise haramdır.
Ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: “Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar ve Allah’a iman edersiniz…”“En hayırlı ümmet” övgüsüne mazhar olan her bir mümin, zihnine ve gönlüne yalnızca İslam’ın yüce değerlerini nakşeder. Kaynağı vahiy olmayan her çeşit düşünce, uygulama ve alışkanlıklar karşısında dikkatli davranır. İmanına zarar verebilecek tehlikelerden uzak durur. Söz ve davranışlarına İslam ahlakını yansıtır.
Allah’ın varlığı, birliği, zât ve sıfatları açısından O’nun mükemmelliğiyle peygamberlik ve âhiret inancı gibi temel itikadî prensipler olan zarûrât-ı dîniyye, bütün ilâhî dinlerde değişmez ilkeler olarak yer almıştır. Bundan dolay İslâmî inanışa göre Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar bütün peygamberlerin getirdiği hak dinlerin ortak adı İslâm’dır. İslâm’ın prensipleri, aynı zamanda “fıtratı korumaya” yöneliktir. Fıtrat, yani doğuştan kazanılan temel haklar; kişiye mahsustur; devredilemez ve dokunulmazlığa sahiptir.
Zarûriyyât; onsuz olmayan, din ve dünya işlerinin ayakta durması kendilerine bağlı bulunan temel değerler olarak tanımlanmaktadır. İnsanın yaratılıştan getirdiği özelliklerden biri de Peygamber Efendimizin Hadisi şeriflerinde belirttikleri gibi İslam fıtratı üzerine doğmasıdır: “Her doğan çocuk, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra anne babası onu Yahudi yahut Hıristiyan veya Mecûsî yapar…” Bir Müslüman için din yönünden bilinmesi gereken, Hz. Muhammed (s.a.s)'in Allah tarafından tebliğ edip haber verdiği kesin olarak belli esas, hüküm ve haberlerdir. Bunların başında Allah'a ve Hz. Muhammed'in onun peygamberi olduğuna inanmak gelir. Kelime-i Tevhîd “Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur, Muhammed O'nun Rasûlüdür." sözü ile kelime-i şehadet "Allah'tan başka ilâh olmadığına, Hz. Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim." sözünü söyleyen ve bunların kapsamına inanan herkes "mü'min" sayılır. Kur'ân ve Hadislerde bildirilen "âmentü" nün esaslarını bilmek ve inanmak da gereklidir. Bunlar Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna iman etmektir".
Zarûrât-ı diniyye yalnız iman esaslarından ibaret de değildir. Bunun dışında kesin olarak sabit bulunan bir takım emirler, yasaklar ve uyulması istenen esaslar da bu kapsama girer. Kesin delillerle sâbit olan esas ve prensiplerden herhangi birisini inkâr etmek kişiyi dinden çıkarır. Bu konuda şüphe de inkâr olarak kabul edilmiştir. Kişilerin istedikleri dini serbestçe seçmelerini, seçtikleri dinin kurallarını hiçbir müdahale ve sınırlamaya maruz kalmadan uygulamalarını, kendi dinleriyle ilgili eğitim almalarını, başkalarını eğitmelerini garanti altına alma hakkını ifade eder. Rabbimiz, herkese dini inançlarında tercih hakkı verirken zorlama yapılmamasını ama aynı zamanda hak yoluna da davette bulunulmasını emretmiş ve şöyle buyurmuştur: Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır, onlara karşı en güzel metotlarla mücadele et. Dinde zorlama yoktur; artık doğru eğriden ayrılmıştır. De ki: “Ey insanlar! Gerçekten size Rabbiniz’den hak gelmiştir. Artık kim hidâyete ererse, o takdirde ancak kendisi için hidâyete ermiş olur. Kim de dalâlete düşerse, artık ancak kendi aleyhine dalâlete düşmüş olur. Ben sizin üzerinize ille de îmân etmeniz için vekil değilim!” Ey Muhammed! Eğer Rabbin dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi birden iman ederlerdi.
İslâm’da insan hayatı, kutsal ve dokunulmazdır. Hayat, Allah’ın bize ihsan ettiği ve yüklediği bir emanettir. Bu sebeple dinimiz insan hayatını her türlü saldırıdan korumuş, insanların canına haksız yere kıymayı haram kılmış, kan davaları ve intiharı yasaklamış, hayatı tehlikeye düşüren şeylerden sakınmayı ve bulaşıcı hastalıklardan korunmayı emretmiştir. Allah, işkence ve zulüm yapmayı, savaşta kadın, yaşlı çocuk ve din adamlarının öldürülmesini yasaklamıştır. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Kim bir mü’mini kasden öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, lanetlemiş ve büyük bir azap hazırlamıştır.”
“Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Rasulullah buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Allah’a yeminler olsun ki; Müminin öldürülmesi, Allah katında dünyanın yıkımından daha büyük bir hâdisedir.” Başka bir hadis-i şerifte ise: "Bir zimmiyi (sorumluluk altına alınan kişi) haksız yere öldüren cennetin kokusunu duyamaz. Halbuki onun kokusunu kırk yıllık yoldan duyabilir." İnsan hayatının korunmasını ayet ve hadisler ile güvence altına alan dinimiz İslam, insanın korkutulmasının bile hak ihlali olduğunu ve bundan uzak durulması gerektiğini belirtmiştir. “Müslümanın Müslümanı korkutması helal değildir.” “Kim kardeşine (tehdit için) bir demir parçası ile işaret ederse bunu bırakıncaya kadar melekler ona lanet ederler.”
İslam Dini, malın korunması ve muhafazası için en güzel maddi ve manevi tedbirleri almıştır. Çalmak, gasp, yağma, rüşvet, kumar, dolandırıcılık, aldatmak, hile, karaborsa, tefecilik, faiz, israf, haksız ve haram yolla elde edilen mallar gibi gayr-i meşru kazançları haram kılmıştır. Zayi ve telef edilen mallar için tazmin zorunluluğunu getirmiştir. Ayrıca zekat, sadaka ve benzeri uygulamalarla başkalarının hakkını gözetmeyi de prensip haline getirmiştir. Bütün bu tedbirler mal emniyetini sağlamak içindir. Kimsenin malına dokunulamaz. Başkasının mülkünde tasarruf edilemez. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kim bir karış toprağı gasp ederse, Allah kıyamet gününde onu yedi kat yerden kafasına geçirir” Rüşvet olarak alınan ve verilen şey haramdır. Rüşvet insanlar arası ilişkileri bozmakla kalmayıp, toplumsal birlikteliğe de zarar vermektedir. Rasulullah, “Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve eğer inanmışsanız faizden artakalanı bırakın.” “Faiz (riba) yiyenler, ancak kendisini şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi çarpılmış olmaktan başka (bir şekilde) kalkmazlar. Bu, onların: “Alım-satım da ancak faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır.”
İnsanı diğer varlıklardan ayıran temel vasıf akıldır. Dini mükellefiyetlerin ilk şartı akıldır. Kur’an-ı Kerim’de 70 ten fazla ayette “düşünmez misiniz? akıl etmez misiniz?” gibi sözcüklerin tekrarlanması ile aklın önemine vurgu yapılmaktadır. İslam, aklın muhafazası için birtakım hükümler getirmiştir. Aklı zehirleyen her şey yasaklanmıştır. Eğer akıl işlevsiz hale gelirse, o toplum fayda ve zararına olan şeyleri göremez, iyiyi kötüden ayıramaz, dünya ve ahireti perişan olmakla beraber başka toplumların egemenliği altına girmekten kendini kurtaramaz.
Nesillerini inançsızlık, bilgisizlik, tembellik, alkol, uyuşturucu, hayasızlık, hırsızlık, kumar gibi tehlikelerden korumayan milletlerin yarınları yoktur. Bir toplumun yükselmesi, o toplumun içindeki inançlı, bilgili, şahsiyetli, çalışkan ve dürüst insanların varlığının devam etmesine bağlıdır. Neslin muhafazası için yapılması gereken şeylerin başında aile kurumunun korunması ve desteklenmesi gelmektedir. Bu sebeple dinimiz insanları evliliğe teşvik etmektedir. Rasulullah (s.a.v) buyurdular ki: “Gençler, içinizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Zira evlenmek gözü (haramdan) daha çok kapatıcı, iffeti daha çok koruyucudur. Gücü yetmeyen ise oruç tutsun, çünkü orucun şehveti kıran bir özelliği vardır.” Zina, aile yuvasının kurulmasına engel olmakta, kurulan aile yuvalarının ise dağılmasına sebep olmaktadır. İslam, evlilik dışı haram ilişkiler dahil her türlü sapkın ilişkileri ise yasaklamıştır. Allah’a teslim olan kul, kendini, ailesini ve neslini korumaya gayret etmelidir.
Bizler, zarûrât-ı hamseyi yani korunması gereken beş temel hakkı muhafaza ettiğimizde Rabbimizin rızasına nail oluruz. Dünyada huzur ve güven hâkim olur. Ahiretimiz ebedi mutluluk yurduna dönüşür. Bu haklara gerektiği gibi sahip çıkamaz isek toplumda kavga, kargaşa, kin ve husumet ortaya çıkar. Çevremizi hüzün, keder, acı ve ıstırap kuşatır. Nitekim Yüce Rabbimiz bu konuda bizleri şöyle uyarır: “Sadece zulmedenlere dokunmakla kalmayıp herkese sirayet edecek olan azaptan sakının.” İnsanların dünya ve ahiret saadetleri için bu beş temel esasın korunmasını hedefleyen dinimizin emirleri doğrultusunda yaşamayı Yüce Rabbimiz hepimize nasip eylesin. Başta Ümmet-i Muhammed olmak üzere bütün insanlığı bu esasların yıkılmasına çalışan şeytanlardan korusun, himaye eylesin. Allah’a emanet olun.