Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun inşallah.
Kirlilik halinden, pis sayılan şeylerden uzak olmayı ifade eden temizlik, insan onuruna ve saygınlığına en çok yakışan niteliklerin başında gelir. İslâm kaynaklarında temizlik kavramı genellikle tahâret (tuhr) kelimesiyle ifade edilir. Ayrıca zekât kökünden çeşitli kelimeler “maddî veya mânevî yönden temizlenme; arınma, arıtma, temize çıkarma” anlamında kullanılır. Bu kavramların karşıtları necâset, necis gibi kelimelerdir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, mü’mini maddeten ve manen temizleyen abdest, gusül ve teyemmümü emrettikten sonra şöyle buyurmuştur: “Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez, fakat O sizi tertemiz kılmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.” Hadis-i şerifte Peygamberimiz Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah her türlü noksanlıktan, kusurdan münezzehtir, davranışlarında, sözlerinde nezih olan kullarını sever; Allah, temizdir, temiz kullarını sever.”
Kur’ân-ı Kerîm’de temizlik karşılığında en sık kullanılan kavram taharettir. Bu kavram, hadesten tahâreti yani abdestsizlik halinden çıkmayı, günahlardan, ahlâkî ve mânevî kirlerden temizlenmeyi ve necasetten tahareti yani maddî hem mânevî temizlik anlamlarını ifade eder. Tahâret beden ve ruh (nefis) temizliği diye ikiye ayrılır, “Elbiseni temiz tut, günahlardan uzak dur!” buyrulması Kur’an’ın maddî ve mânevî temizliğe verdiği önemi gösterir. Temizlikle ilgili kavramlar hadislerde mânevî temizliği ifade etmek üzere geçmektedir. Hz. Peygamber günahlarını affederek kalbini temizlemesi, nefsine takva verip ruhunu arındırması, beyaz elbisenin kirden arındığı gibi kendisini de hata ve günahlardan temizlemesi için Allah’a dua ederdi. Bu duaların neticesinde İsra hadisesiyle ilgili hadislerde Cebrâil’in Resûl-i Ekrem’in göğsünü açarak kalbini zemzem suyu ile yıkadığı ve içini temizlediği bildirilir.
Allah, Hz. İbrâhim’e ve İsmâil’e kendi evini (Kâbe) temiz tutmalarını emretmiştir. Allah yeryüzünün hayat bulması ve insanların her türlü kirden temizlenmesi için gökten su indirmektedir, bu tertemiz ve tatlı bir sudur. O iyi kullarına cennette tertemiz bir içecek lütfedecek, orada müminlere tertemiz eşler verilecektir. Allah’ın insanlara iffetli olmalarını, ibadet etmelerini, kendisine ve peygamberine itaat etmelerini emretmekle onları günah kirlerinden arındırıp temizlemeyi murat ettiği; müminlere abdest, gusül ve teyemmümü emretmekle onları günahlardan temizlemek ve üzerilerindeki nimeti tamamlamak istediği; sadakanın insanları günahlardan arındırdığı bildirilir.
“Ona ancak temiz olanlar dokunabilir” meâlindeki âyetele, “Levhi mahfuza sadece tertemiz melekler dokunabilir” ya da, “Kur’an’a ancak günahlardan temizlenmiş olanlar dokunabilir” veya Kur’an’a abdestli olmayanların el süremeyeceği yönünde anlamlar verilmiştir. Buna göre nefsini arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklerle kirleten ise hüsrana uğramıştır; “Kim temizlenirse kendi iyiliği için temizlenmiş olur”; öyle günahkârlar var ki Allah âhirette onlarla konuşmayacak, yüzlerine bakmayacak, onları temizlemeyecektir. Bazı âyetlerde iyiliklerin insan için temizleyici ve arıtıcı olduğu bildirilir.
Peygamber Efendimiz sağlık ve temizliğe, bilhassa ağız, burun ve diş gibi sağlık bakımından özel önem taşıyan organların temizliğine önem verirdi. “Temizlik imanın yarısıdır”; “Namazın anahtarı temizliktir” meâlindeki hadisler Resûl-i Ekrem’in temizlik kültürünün geliştirilmesine verdiği önemin açık ifadeleridir. Resûlullah çevresindeki insanlara temizlik alışkanlığı kazandırmaya çalışır, kılık kıyafet temizliğine dikkat çekerdi. Bilhassa cuma ve bayram günlerinde yıkanır, temiz ve güzel elbise giyer, hoş koku sürünürdü. Temizliği gösterdiği için beyaz elbise giymeyi tavsiye ederdi. Bir hadiste, “Ümmetime fazla zorluk yüklemekten çekinmeseydim her namaz öncesinde misvak kullanmalarını emrederdim” buyurmuştur. Öte yandan ortak kullanım alanlarının ve çevrenin temizliği konusunda duyarlı olan Resûl-i Ekrem yolların, insanların oturduğu, gezip dolaştığı yerlerin temiz tutulmasını isterdi. Hz. Âişe, Resûlullah’ın mescidler yapılmasını, buraların temiz tutulmasını ve buralara güzel kokular yayılmasını istediğini bildirir.
İslâmiyet’in bedenle ruh arasında kurduğu ilişkinin sonucu olarak her yönüyle temizlik konusuna Kitap ve Sünnet’te, Hz. Peygamber’in uygulamalarında, İslâmî kaynaklarda büyük önem verilmiş, bu sayede bir temizlik kültürü oluşmuş, temizlik, su ve bunlarla ilgili çeşme, hamam, kuyu, sarnıç vb. İslâm medeniyetinin en belirgin unsurlarından olmuştur.
İslam dini başta beden temizliği olmak üzere maddi temizliği de dini mükellefiyet kapsamında görmüş, bu konuda bizlere ödev ve sorumluluk yüklemiştir. İslam kültüründe genel anlamdaki temizlik ile ibadet amaçlı temizlik birbirini tamamlar. Bu sebeple İslam bilginleri temizliği maddi, manevi ve hükmi temizlik şeklinde üç safhada değerlendirmişlerdir. Beden, elbise ve çevre temizliği şeklinde ifade edilebilecek olan maddi temizliğin, genelde ibadete hazırlık ve ön şart olarak, kimi durumda ibadet olarak değerlendirilmiş olması, ona, İslam kültüründe bir ibadet içeriği kazandırıldığını gösterir. Abdest ve gusül, hükmi temizlik kademesidir. Üçüncü kademede ise kişinin uzuvlarını gıybet, yalan, haram yemek, mala hıyanet etmek gibi günahlardan, kalbini haset, kibir, gösteriş, hırs ve benzeri kötü huy ve hastalıklardan temizlemesi gelir.
Peygamber Efendimiz "Namazın anahtarı temizliktir." hadisiyle temizliğin özellikle namaz için vaz geçilmez bir şart olduğunu ortaya koymuştur. İmandan alınması gereken hazzın madden ve manen temiz olmakla sıkı bir ilişkisi vardır. Bazı açıklamalarında temizlikle iman arasında bağlantı kuran Hz. Peygamber bu bağlantının önemini anlatmak için: "Temizlik imanın yarısıdır." buyurmuştur. Zira pislik ve kirlilik imanla bağdaşmayan bir durumdur. Bunun için Hz. Peygamber, din olarak Müslümanlığı seçenlere Kelime-i şehadet söylemelerini ve boy (gusül) abdesti almalarını emretmiştir. Bu uygulama aynı zamanda imanla temizlik arasındaki tamamlayıcı ilişkiye de işaret etmektedir.
Hz. Peygamber camiye giderken ve toplum içine çıkarken en temiz elbiselerini giymesi, güzel koku sürünmesi ve bunu tavsiye etmesi, toplum içerisine çıkacağı zaman kokusuyla insanları rahatsız edecek yiyeceklerden sakınması ve cemaate katılacak olanlara bunları yememelerini önermesi, beden temizliği yapmayı ısrarla tavsiye etmesi temizlik konusundaki güzel örnek ve rehberliğini göstermektedir.
Çevre temizliğine dikkat etmek, müminlere namazgâh kılınan yeryüzünün tamamını temiz tutmak dini ve insani bir görevdir. Tabiatta yüzyıllarca kalan ve zehir saçan plastik ve benzeri atıkları rastgele savurmak yerine geri dönüşüm kutularına atmak, çevre ahlakına uygun davranmak gelecek nesillerimize karşı sorumluluktur. Kâinat daimi bir yenilenme ve arınma içindedir. Yeryüzündeki bütün canlılar, fıtratları gereği temiz olmaya çalışır. Ancak temizlik hususunda, eşref-i mahlûkat olan insanoğlunun bütün canlılar içinde ayrı bir yeri ve sorumluluğu vardır. Nitekim doğayı kirleten de, temiz tutacak olan da insanoğludur. Vücudumuzun sıhhati, iç âlemimizin huzuru temizlikte saklıdır. İnsan olmanın onuruna yakışan vücut temizliği, ağız ve diş bakımı maddi temizliğin başında yer alır. Sağlığın korunmasında temizliğin rolü çok büyüktür. Vücudumuzu mikrop ve bakterilerden koruyabilmek için; yemekten önce ve sonra ellerin yıkanması, dişlerin fırçalanması gerekir. Bu önemli davranışlar Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’den bizlere şöyle aktarılmaktadır. "Yemeğin bereketi yemekten önce ve sonraki yıkamalardadır" "Misvak ağzı temizler, Rabbi hoşnut eder”
Manevi temizlikte ilk adım tövbedir. Çünkü tövbe manevi kirlerden arınma vesilesidir. Abdestimiz, guslümüz, namaz kılmak için bedenimizi, elbisemizi ve namaz kılacağımız yeri temiz tutmamız, namazımız, orucumuz, zekâtımız, haccımız, Kur’an-ı kerim okumamız hepsi birer manevi arınmadır. Yüce Rabbimiz de bizi, tövbeye, iman etmeye ve Salih ameller işlemeye çağırmakta ve bizlere şöyle müjde vermektedir. “Ancak tövbe ve iman edip iyi işler yapanlar başkadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır; engin merhamet sahibidir.”
Rasulullah bir heyet gönderirken onlara şu tavsiyede bulundular: Sizler kardeşlerinizin yanına varıyorsunuz. (Onların yanına vardığınız zaman) binek hayvanlarınızı güzelleştirin ve güzel elbiseler giyininiz. Çünkü Allah çirkinliği ve isteyerek çirkinleşmeyi sevmez. Ebû-Ahvas anlatıyor: “Ben perişan bir kıyafetle Peygamberimizin huzuruna geldim. Peygamberimiz beni o halde görünce: “Malın yok mu?” diye sordu. Ben: “Var” dedim. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle dedi: “Mademki Allah sana varlık verdi, Allah’ın bu nimet ve ikramı üzerinde görünsün.”
Rabbim hepimizi her türlü kirden arındırsın Kendine layık kul Efendimize layık ümmet eylesin. Allah’a emanet olunuz.