Kıymetli okuyucularımız hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.
Yılın sadece bir günü değil, her günü aynı hassasiyet ve duyarlılıkla geçirmemizi dileyerek tüm kadınlarımızın, annelerimizin, teyzelerimizin, ablalarımızın, kardeşlerimizin, arkadaşlarımızın ve tüm kız çocuklarımızın gününü tebrik ediyorum. Kadınlarımıza, kızlarımıza değer verip adaletli, hakkaniyetli bir şekilde onları el üstünde tutan, emanetlere sahip çıkan, koruyan kollayan tüm beylere de şükranlarımı sunuyorum.
Yüce Rabbimiz katında kadın ve erkek kulluk yönünden aynı konumda tutulmuş, yaratılış itibariyle kadın ve erkeğe aynı sorumluluklar yani mükellefiyetler yüklenmiş, kazanılmış hakların kullanımında eşitlik sağlanmıştır. Bununla birlikte Mevlam kadına farklı bazı özellikler lutfetmiştir. Bir yuvanın kurulması ve sağlıklı bir şekilde devam etmesi konusunda kadının rolü erkekten daha fazladır. Evin birleştiriciliğinde ve evliliğin devamlılığında kadının ciddi bir gücü vardır. Merhamet ve şefkat duyguları kadınlarda fazladır. Hem çocuğun sevgi ile büyümesinde hem de ahlakının şekillenmesinde yine anne çok büyük etkendir. Kadının bu yapıcılığı ve hayırlı işlerdeki rolü her dönem dikkat çekmiştir.
Müşterek olan hayatın, doğru ve sağlam bir şekilde yürüyebilmesi için kadın ve erkeğin yardımlaşması, sorumluluğu paylaşması birbirlerine destek olması gerekir. Hayatın içindeki zorluklar, savaşlar, hüzünler, korkular ve acıları aşma konusunda kadın ve erkeğin birlikte hareket etmesi gerekir. İşte bu zor zamanlarda kadınların mücadelesinin, desteğinin, yardımlaşmadaki rolünün önemi bir kez daha anlaşılmıştır.
Yüce Rabbimiz “Erkek olsun, kadın olsun her kim iman etmiş olarak dünya ve ahiret için yararlı iyi işler yaparsa işte onlar da cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.” buyuruyor. (Nisâ, 4/124)
İnsandan beklenen ihtiyacı olana yardımda bulunması, kendisinde var olanı, olmayanla paylaşmasıdır. Rabbimiz bizleri dayanışma ve yardımlaşmada yarışmaya teşvik eder. (Âl-i İmran, 3/ 114). Sanıldığının aksine sahip olduklarını artırdıkça değil, paylaştıkça mutlu olur insan. Sadece kendisini değil, bir başkasını dert edinip düşündüğünde, fedakârlık yaptığında hayatı anlam kazanır. Yüce Rabbimiz “Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep birlikte hayırlara koşun, yarışın!..” buyurmaktadır. (Bakara 2/148) Allah Resulü insanın kalıcılık arzusunun iyilikle gerçekleşeceğini söyler: “İnsan ölünce üç şey dışında ameli kesilir. Sadaka-i câriye yani faydası kesintisiz devam eden hayır, kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.” (Müslim, Vasiyye, 14)
Tarih boyunca Müslümanlar bu duygu ile hayır ve hasenatı hayatlarının merkezine koyarlar. Hayrı, ferdi gayretlerin ötesine taşıyarak oluşturdukları kurumlarla da hayırda yarışırlar. Peygamber Efendimizin teşviki ve örnekliğinde başlayan hayrat geleneği daha sonraları da kurumsallaşarak devam etmiştir.
Kadınlar, İslam’la birlikte haklarını öğrenmiş ve bunları elde etme konusunda bizzat Peygamberimiz tarafından desteklenmiş, sosyal hayatın içinde bizzat yer almıştır. Kadınlık aleminin sultanı, ilk iman eden hanım Hz. Hatice de Hz Peygambere ilk vahiy geldiği zaman onu teselli etmiş ve ona en büyük desteği sağlamıştır. Hz. Peygamber (s.a.s) döneminde kadınlar ticarette de aktif olarak yer almışlardır.
Savaşlarda kadınların da önemli bir rol aldıklarını, bizzat cephede savaştıklarını, yaralılara hasta bakıcılık yaptıklarını, cephane ve mühimmat üretimi, askerlerin yiyecek ve içecek ihtiyaçlarının karşılanması gibi birçok alanda cephe gerisinde de önemli fedakârlıklarda bulunduklarını görmekteyiz.
Vakıf, bir kişinin herhangi bir malını hiçbir etki altında kalmadan kendi arzusu ile Allah’ın rızasını kazanma niyetiyle, toplum yararına tahsis etmesidir. Sosyal hayatın içinde aktif olarak yerini alan Müslüman kadınlar, yaşadıkları toplumun ihtiyaçlarını fark etmede, sorunlara çözüm bulmada, ihtiyacı gidermede bilinçli ve öncü bir rol oynamışlardır. Gerek kurucusu gerek idarecisi olarak çok sayıda kadın vakıflara katkıda bulunmuştur. Kadınların toplumsal duyarlılıklarının bir sonucu olarak her dönemde kurdukları vakıflar veya vakfettiği yerlerdeki hizmetler toplumun ihtiyaçlarını doğru tespit ve sorunların neler olduğunu fark edebilmeleri, incelik, estetik ve detaycılık gibi kadın fıtratının yansıdığı vakıf faaliyetleridir. Kadınların kurdukları vakıflar bugün için akla gelmesi bile kolay olmayan, çok ince detaylara dikkat edilerek toplumsal duyarlılıkları göz önünde bulundurmuşlardır.
Vakıf faaliyetleri, kendi mahallelerinden uzaklara da ulaşmış, Müslümanlar için ayrıca kıymetli olan kutsal mekânlara, Mekke, Medine’ye kadar varmıştır. Hacılara ikramı, hac yolunun meşakkatlerini azaltmayı da kendine vazife bilen bir anlayış hâkim olmuştur. Kadınlar, pek çok vakfın kurulmasındaki önemli rolleri yanında vakıfların mütevelli heyetinde yer almış, yönetici olarak da görev yapmışlardır. Diğer yandan vakıfların kadın istihdamına da katkısı olmuştur.
Kadınların yapmış olduğu faaliyetler arasında esir düşen müslümanları kurtarmak ve evlerine dönene kadar tüm ihtiyaçlarını gidermek, tekke, cami, imaret, köprü, mektep, okul, çeşme de yaptırmak, ihtiyaçları gidermek kadar hayatları da güzelleştirmek, kültürü ve değerleri korumak, gelecek nesillere hakkıyla aktarmak, dul ve yetim evleri kurulması, çocuk emzirme ve büyütme yuvalarının kurulması, kış aylarında kuşların beslenmesi, köpeklere ekmek dağıtılması, çevreye gelen leyleklere yiyecek temin edilmesi, fakir kızlara çeyiz hazırlanması ve düğünlerinin yapılması, çalışamayacak durumdaki yaşlı ve sakatlanan meslek erbabına fon tahsis edilmesi gibi gayeler de yer almaktadır.
Sosyal bütünleşmeyi sağlayan vakıflar, tarihî süreç içerisinde rollerini korumakla beraber yaşanan siyasi, sosyal ve ekonomik değişimlerin doğurduğu yeni yapılar olan sivil toplum kuruluşları ortaya çıkmıştır. Hem devletlerin kalkınmasında hem de toplumsal düzenin sağlanmasında etkili olan bu yapılarda kadınlar aktif olarak rol almaktadır.
Savaş, kıtlık, zorunlu göçler ve deprem gibi büyük afetlerden en çok etkilenenler kadınlar ve çocuklardır. Ülkemizin yaşadığı bu büyük deprem felaketinde “Şimdi Türkiye için iyilik vakti ve yaraları sarma zamanı” diyerek kadınlarımız hem deprem bölgesindeki hem de diğer illerimizde misafir edilen depremzede vatandaşlarımızın her türlü ihtiyacı için çalışmaktadır. Hem ülke genelinde hem deprem bölgesinde gönüllülerin içinde yer alarak depremzedelere maddi ve manevi destek sağlanmaktadır, ihtiyaçlara yönelik malzemeler afet bölgelerine gönderilmekte ve çalışmalara devam edilmektedir. Aynı zamanda afet bölgesinden gelen misafirler için de yardımlar yapılmaktadır. Merhameti iliklerine kadar hisseden kadınlar, bizzat yaşamasalar dahi tanık oldukları acılarla kederlenmiş, toplumun yaralarına merhem olmaya çalışmışlardır. Geçmişte Nene Hatunlar, Şerife Bacılar ne ise günümüzde de onların torunları hala aynılar.
Bizler için ayrı bir önemi olan üç ayların içerisindeyiz. Maneviyatımıza zarar veren her türlü hatadan, Rabbimizin rızasına uymayan her türlü kötülükten berat etmek için büyük bir fırsattır bu zaman dilimi. Afetler karşısında imanımızdan güç almak, duaya sığınmak, kulluğumuzun bir gereğidir. Evet, bugün gönlümüzü duaya açma, halimizi Cenâb-ı Hakka arz etme vaktidir. Sonsuz kudret sahibinin yardım ve inayetini dileme vaktidir. Yüce Mevlamızın “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim” emrine icabet etme vaktidir. “Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin” buyruğuna kulak verme, samimi yakarışlarda buluşma vaktidir. Bugün, depremin sebep olduğu yıkımla mücadele eden milletimiz için Yüce Rabbimizden rahmet, metanet, güç ve kuvvet dileme vaktidir.
Bir kez daha gördük ki: Yaraları el birliğiyle sarabiliriz, gönülleri el birliğiyle onarabiliriz, iyiliği el birliğiyle yayabiliriz. Rabbimiz deprem sebebiyle mahzun olan gönüllerimize bu kıymetli zamanları bir teselli vesilesi kılsın. Kardeşliğimizin ve dayanışmamızın daim; dualarımızın makbul olması temennisiyle…