Kıymetli okuyucularımız hepinizi saygıyla, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum.
Önceki yazımızda mallarımızda yoksulların da hakkı olduğunun bilinci içerisinde infak etmek, zekât ve sadakalarımızla hem Rabbimizin rızasını kazanmak hem kardeşliğimizin gereğini yerine getirmekten söz etmiştik. Bu yazımızda da bizlere bahşedilen sayısız nimetlerden hesaba çekileceğimizi, nimetleri ölçülü ve dengeli bir şekilde sarf etmemiz gerektiği, israf ve cimrilik yapmadan, orta yol izlememiz gerektiğinden böylece Cenâbı Allah tarafından ölçülü olarak verilen rızık dengesi nasıl koruyacağımızdan bahsedeceğiz.
Sosyal medyada sıkça rastladığımız "Ehline denk gelmeyen her şey ziyân olur. Can da, inci mercan da..." sözündeki ziyan kelimesi tam da anlatmak istediğimiz “İsraf” sözcüğünü karşılamaktadır. İsraf aşırı gitmek, haddi aşmak, malı-mülkü saçıp savurmak, yerli yerinde harcamamak, faydasız yere ya da gerektiğinden çok harcamak anlamına geldiği gibi, Allah’ın uygun görmediği yerlere harcamak anlamına da gelir. İhtiyacı gidermeyen, güzel olmayan, yararsız, boş yere ve gayri meşru harcamalar, ihtiyacın ötesinde, hakkı olmayanlara nimetlerin aktarılması birer israftır.
Cimriler ise Cenâbı Allah'ın cömertçe lütfettiği nimetleri, yalnızca kendilerine verildiğini zannederek, onlarda yoksulların da hakkının var olduğunu kabul etmezler. Mal ve servetin bir imtihan aracı olduğunu bilmeyenler, başkalarına da cimriliği tavsiye ederler. Allahü Teâlâ, nimetlerini Yeryüzündeki insanlara dengeli olarak vermiştir. İsraf ederek haddi aşanlar, bu dengenin bozulmasına sebep olurlar. Cimrilik yapanlar ise, mal ve serveti depolayarak yoksullarla paylaşmazlar. Nimettte ölçü ve denge sağlandığında tabiattaki denge korunacak, toplumlar nimet ve rızıklardan adaletle istifade edeceklerdir. Oysa insanların birçoğu da israfa da cimriliğe de saparak negatif bir tutum sergilemektedir.
Tasarrufun bir erdem sayıldığı 19. yüzyılın aksine günümüzde tüketim öne çıkmaktadır. Tamamen tüketim toplumu haline geldiğimiz çağdaş kapitalist sistemde üretim tüketimi yönlendirmektedir. Aşırı derecedeki ambalajlama, pazarlama, reklam ve moda faaliyetleriyle insanlardaki tüketim dürtüleri devamlı kamçılanmaktadır. İnsanlar sürekli yeni şeyler almaya, hızlı bir şekilde onu tüketmeye veya bir kenara atmaya, buna rağmen bir türlü mutlu olmamaya, elindekilerin kıymetini bilmemeye, verilen nimetlere şükr etmemeye böylece maddiyatçı ve huzursuz kişiler olmaya alıştırılmaktadır.
Oysa bu dünya geçici bir imtihandır. Hiçbir şey bize ait değildir, her şeyin sahibi Allah’tır. Emanetçi olduğumuz bu dünyada verilen nimetler imtihan vesilesidir. Ayeti kerimelerde “Allah'ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi?” “Ve size istedikleriniz şeylerin hepsinden vermiştir ve eğer Allah'ın nîmetini sayacak olsanız sayıp bitiremezsiniz. Şüphe yok ki insan elbette çok zalîmdir, çok nankördür.” “Rahman’ın kulları, harcadıkları zaman ne savurganlık ederler ne de cimrilik, bu ikisi arasında orta bir yolu tutarlar” “saçıp savuranlar şeytanın kardeşleridir. " buyrulmaktadır.
Rasulullah buyurdular ki: “Hiçbir kul, kıyamet gününde, ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından ve bildiklerini yaşayıp yaşamadığından sorguya çekilmedikçe bulunduğu yerden kıpırdayamaz.”
Yüce Allah, kainattaki her şeyi insanın hizmetine sunmuştur. O, evrendeki hiçbir şeyi boşa yaratmamıştır. Yaratılan her şey, denge temeline oturtulmuştur. Bozulan denge sonucunda da insanlık alemi, başta sağlık olmak üzere çeşitli problemlere muhatap olmaktadır. Kâinattaki dengenin bozulmasında insanların eylemleri önemli yer tutmaktadır.“İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu.” Cenâbı Allah, halife olarak yarattığı insana büyük lütuf ve ihsan da bulunmuştur. Gökte ve yerde bulunanları onun emrine vermiş, görünür ve görünmez nimet ve rızıkları, insanoğlunun cömertçe istifadesine sunmuştur. Ancak verilenler dengeli bir biçimde kullanılmalı, israfa ve cimriliğe gidilmemelidir.
İsraf etmeyi adet haline getirerek yaratılış düzenini bozmaya çalışmak, bu şekilde olanlara itaat edilmesi zulümden başka bir şey değildir. İsraf, çağımızın en kötü ve bulaşıcı olan hastalıklarından biridir. İsraf bulaştığı toplumları yokluğa ve sefalete sürükleyen; zengini fakir, fakiri daha fakir eden illet bir hastalık türüdür. İsrafın her türlüsü zararlı ve haramdır. Yüce yaradan gönderdiği kutsal kitaplarda israfı haram kılmış, kaçınılmasını emretmiştir. Ayeti kerimede bizzat “Allah, israf edenleri sevmez.” buyurmuştur.
Rasulullah buyurdu ki; “İki nimet vardır ki insanların çoğu bunların değerinden habersizdirler. Bunlar sağlık ve boş zamandır.” İnsanın en kıymetli hazinesi geri alması mümkün olmayan zamandır. Ancak günümüzde görülüyor ki gelişen teknoloji ile birlikte zaman başta olmak üzere insanoğlu yaşamımızı devam ettirmemiz için hayati öneme sahip olan doğal kaynakların hesapsızca tüketilmesinden, en önemli nimetlerimiz ekmek ve su israfına kadar bir çok alanda yaşamı yok etmeye kast etmektedir. Dinimiz bolluk anında dahi israftan kaçınmayı emrederken maalesef ülkemiz ekmek, su ve ilaç gibi en önemli besin ve yaşam kaynaklarını israf etmekte dünya derecelerine ulaşmaktadır.
Varlığımız ve hayatımızı devam ettirebilmemiz, gücümüzü ve sağlığımızı koruyabilmemiz için gerekli gıdaları almak insanî olduğu kadar dinî bir görevdir. İnsan bu görevi yerine getirirken gerekli gıdayı almak mecburiyetindedir. Yüce Dinimiz, ihtiyacımız olan gıdayı azaltıp sağlığımızı kaybetmeyi tasvip etmediği gibi, gereğinden fazla yiyip içmeyi de yasaklamıştır. İnsan karnını tıka basa, ölçüsüzce doldurmayacak, ama güç ve takatten düşecek derecede de aç kalmayacaktır. “Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.” (7 A’raf/31) Cenâbı Allah'ın lütfu ile verilen nimetleri, gerek kendimiz kullanırken ve gerekse başkalarına istifade ettirirken israf edilmemelidir. Çünkü Allah, israf edenlere alçaltıcı bir azab hazırlamıştır. Rasulullah buyurdular ki: “Ekmeğe saygı gösterin. Zira Allah, ekmeği hürmete değer kılmıştır. Kim ekmeğe saygı gösterirse Allah da ona ihsanda bulunur.”“Ekmeğe hürmet ediniz zira ekmek göğün ve yerin bereketidir. Sofradan düşen kırıntıları alıp yiyen kişiyi Allah mağfiret eder”
Dünya genelinde yılda yaklaşık 10 milyon insanın açlık ve yetersiz beslenmeden öldüğü tahmin edilirken, yaklaşık 1 milyar insan açlık çekiyor, dünya çapında 1,3 milyar ton yiyecek, çöpe atılıyor. Gelişmiş ülkelerde çöpe atılan gıdaların yüzde 40'ı, aslında yenebilecek durumda. Dünya Gıda Örgütünün verilerine göre, çöpe giden miktar, küresel olarak üretilen gıdaların üçte birini oluşturuyor. Su, canlılar için en önemli doğal kaynaktır. Artan dünya nüfusu ve bunun sonucu artan su talebi ve su israfı, küresel bir su krizini gündeme getirmiştir. Dünya nüfusu 19. yüzyıla oranla üç kat artmasına rağmen, su kaynaklarının kullanımının altı kat arttığı belirlenmiştir. Türkiye dünyanın en hızlı nehirlerinden birkaçına sahip olsa da, su rezervleri bakımından alt sıralarda yer almaktadır. Türkiye’de su kaynaklarının verimli kullanımındaki politikaların yanlışlığı, geleceğe ilişkin tehditleri ciddi boyutlara ulaştırmaktadır. Bu tehlikeyi en aza indirmek için, su kaynaklarımız çok dikkatli kullanılmalıdır.
Elektrikten, doğalgazdan, kağıttan ve bütün insanlığın ihtiyacı olan doğal kaynaklardan tutun da düğünlere, partilere, özel günlere kadar her yerde ve her şekilde Allah ve Rasulünün yasakladığı israfı meşru ve mübah göstermeye çalışmak büyük bir vebali yüklenmektedirler. Günlük tonlarca yemeğin ve ekmeğin çöpe gittiği yerlerde israfı önlemek için tedbirler almak, yüzlerce insanı doyuracak yemeğin ve ekmeğin çöpe atılıp israf edilmemesini sağlamak hepimizin görevi. Gelin hep birlikte israfı önleyelim israftan kaçınıp tasarruf edelim. Doğayı çevreyi, insanlığı koruyalım Her şeyde olduğu gibi harcamalarda da en güzel şekilde ölçülü olmaya çalışalım. Allah’a emanet olunuz.