Merhaba değerli okurlarım, uzun bir aradan sonra belki biraz yaşanmışlıktan belki de öylece geçmiş zamanın içinden sizlere yeniden merhaba demek bugünlerde beni mutlu eden şeylerden biri diyebilirim. Hazır konusu açılmışken hadi biraz yaşadığımız zamanın içindeki merhabalarımızı konuşalım…

Hayatın içinde türlü mücadeleler verirken nezakete kendimizi o kadar çok kapatırıyoruz ki bir fırındaki kasiyere bile merhaba demeden parayı uzatıp oradan ayrılabiliyoruz. Ve zamanla ufacık bir insani davranışı bile yerine getiremez hale geliyoruz. Peki nasıl bu hale geldik desem? Birçok yanıtı olan bir soru sormuş olurum. Fakat bana kalırsa ‘’mesafe’’ kelimesiyle bu durumu özetleyebiliriz.

Neden bu kadar mesafe?

Toplum olarak öyle bir güven sorunu içerisindeyiz ki, biraz mesafeli olmaktan zarara gelmez hatta fayda sağlar diye düşünürken git gide adeta bencil ve nezaketsiz bir topluluğa dönüşmeye başladık. Son dönemlerde yaşanılan olaylar karşısında kendimizi koruma altına almayı anlıyorum. Fakat nezaket sorununa bence çözüm bulmalıyız. Geçmişe dönük konular açılınca en çok özlenen yıllardır 80’ler, 90’lar… Oysa özlem duyduğumuz şey aslında komşudan gelen sıcak bir kek ya da apartmandan çıktığımızda herkesin birbirini gördüğü, kimsenin birbirini yok saymadığı, sabahsa günaydınların, öğlense iyi günlerin havada uçuştuğu ve yaşadığımızı en çok hissettiğimiz anlar değil mi? Evet dediğinizi duyar gibiyim… Yani bu noktada bazı şeyler eskidiği için ya da üzerinden yıllar geçip takvimler değiştiği için değil bizler artık o şekilde yaşamayı, davranmayı ihmal ettiğimiz için geçmişte kalmış oluyor.

Peki ne yapmalı?

Herkese kapımızı sonuna kadar açıp hayatımızın merkezine mi yakınlaştırmalıyız? Elbette hayır. İnsan kendini korumalı, sınırlarını bilmeli, kime ne kadar yaklaşacağına da tabi ki kendisi karar vermeli. Ancak bütün bunları yaparken nezaketi, saygıyı ve insana duyulan temel güveni de bir kenara bırakmamalıyız. Çünkü mesafeli olmak başka bir şey karşımızdakini yok saymak bambaşka bir şeydir. Ve belki bir gün çocuklarımız geçmişi anlatırken yalnızca eski şarkıları, sokak oyunlarını ya da komşudan gelen kekleri özlemle anmazlar. Bugünün insanlarının da birbirine gülümsediğini, selam verdiğini, zor zamanlarda el uzattığını günleri de anlatır ve anımsarlar.

Şimdi tüm bunların üzerine şöyle içten bir merhaba diyelim o zaman…Sizce de yeniden başlamanın, yeniden konuşmanın ve yeniden merhaba demenin zamanı gelmedi mi?