Nefes aldığımız, yediğimiz, içtiğimiz, gördüğümüz ne varsa doğanın kendi döngüsünün içinde. Doğa kendine ait güzellikleri bize sunuyor ve biz de onun izin verdiği kadar ondan faydalanıyoruz. Gittiğimiz şehirlerde çektiğimiz manzara fotoğrafları, püfür püfür esen ağaçların gölgesinde içilen çaylar, kahveler, uzun piknik sofralarına vuran o çam kokuları... Hepsi doğa izin verdiği kadar. Ona sahip çıktığımız, kıymet verdiğimiz kadar.
“ Her hayvanın yaşam çarkında bir yeri var. “ Bu sözü Mufasa filminde duymuştum. Her hayvanın, her canlının, yaşam çarkında bir yeri var. Yaşama kattığı bir şey var. Ama ülkemizde üst üste gelen yangınlarla bu yaşam çarkı da bozuluyor. İnsanlığımız gibi... Her şeye alışıyoruz. Ülkemizde olan kavgalara da, tacizlere de, cinayetlere de, yangınlara da... Yaşadığımız kötülükler ülkemizin normaline dönüşüyor neredeyse. Neden?
Neden el birliğiyle güzelim ülkeyi aşağı çekmemiz? Neden her şehrinde, her taşında toprağında manzara manzara fotoğraf çekip de arkamızı dönüp gitmemiz? Neden insanlığımızı da o yangınların içine atmamız? Yok oluyor. Yangınlarla, işlenen suçlarla, yapılan hatalarla bir ülke yok oluyor. Bu bütün insanlığın hatası. Kadının kadın gibi olmadığı, erkeğin erkek gibi olmadığı, çocuğun çocuk gibi davranamadığı bir ülkeden geriye ne kalır ki.
Kadın kendini, değerini ve amacını unuttu. Erkek gücünü, sahip çıkması gerekenleri, yerini unuttu. Çocuk çocuk gibi davranmayı, çocuk gibi yaşamayı hiç öğrenemedi. Bunların yangınlarla, felaketlerle ne ilgisi var diyeceksiniz. Felaketlere sebep olan o insanları da bir anne baba dünyaya getirdi. Dolayısıyla bir çocuğun nasıl yetiştiği artık hiç olmadığı kadar önemli. Değerleri, inançları, eğitimi doğru ve zamanında işlenmeyen her çocuk kaybedilmeye meyilli. Bizimse insan kaybedecek zamanımız yok. İyi bir şeyler olmalı, iyi insanlar yetiştirmeli. Yaşam çarkını hak ettiği düzene yeniden kavuşturmalıyız. Bu da önce iyi insan olmaktan ve iyi yetişmekten geçiyor. Yaşayabildiğimiz sürece iyi haftalar diliyorum.