Sevmeye zorlandığımız, kabul etmeye zorlandığımız, o da öyle ne yapalım dediğimiz, idare ediverelim dediğimiz ne çok şey var hiç düşündünüz mü? Hep idare etmeleri, susmaları, kabul etmeleri seviyoruz. Neden öylesin? diye sormuyoruz hiç. Ne oldu sana? Ne zamandır bu haldesin? Seni kim bu hale getirdi? diye sorsak aslında. Ah bir sorabilsek. Belki her şey düzelmek için önce bir sorunun sorulmasını bekliyor.

Bugün nasılsın? Gerçekten bugün nasıl hissediyorsun? Evet sen, gerçekten iyi misin? Bu soruları birbirimize soramıyoruz. Sorduğumuzdaysa cevaplar hep aynı ağızdan çıkmış gibi. İyiyim sağ ol sen. Ben de iyi teşekkür ederim. Ve konuşma biter... Sormuş olmak için sorduğumuz sorular ve görev gibi cevaplar. Artık çoğu şey görev gibi ve her birinin içi boş. Birini sevmek bile görev gibi. Eşi olduğu için, kardeşi olduğu için, evladı olduğu için, annesi olduğu için, babası olduğu için sevmek. Bu hayatta birilerinin, hiç olmazsa birinin gerçek manada bir şeyi olabildik mi?

Hayatın içinde elimize verilenleri görevmiş, ödevmiş gibi biliyoruz. Mış gibi yaşamaya çabalıyoruz. Oysa bir insan, bir kadın kucağına neyi koyarsan onu bağrına basar. Onu sever, kuşatır. Birbirimize verdiğimiz her şey işte bu yüzden bu kadar önemli. Bazen bir nasılsın olacak bu, bazen gerçek bir sevgi, bazen açık açık konuşmak, bazen de susmak... Ama hep bir şeyler koyuyoruz birbirimizin kucağına.

Gün geliyor dolup taşıyor kollarımız. Sevgi, aşk, güzel bir müzik, güzel bir cümle, kocaman bir sarılma, mutlu bir haber... Gün oluyor asık bir surat, kıran, yıkan cümleler, kötü haberlerle dolu oluyor kollarımız. Bize ne verildiyse gün boyu taşımak zorunda kalıyoruz. Gece oluyor yastığımıza bile taşıyor bazen. Sevinçten uyuyamıyoruz ya da kırılıp kırılıp dağılmaktan. “Söylediğiniz sözleri evine götüren insanlar var.” diye bir cümle okumuştum bir yerde. Birbirimizin evine emanet ettiğimiz şeyler ne kadar kıymetli değil mi? Emanet diyorum çünkü bizimle çok uzun kalmıyorlar. Birine yaptığımız ya da yapamadığımız her şey geçiyor. Geçerken çok hasar vermesin diyoruz işte ama çok mutlu etsin. Öyle mutlu etsin ki söylediğimiz, yaptığımız şeyle gününde kelebekler uçsun bir kadının, bir adamın, bir çocuğun, bir annenin, bir babanın, bir kardeşin, bir öğrencinin...

İnsanız, bazen de çamura bulaşacak kıyafetlerimiz. Bir yağmur suyu sıçrayıverecek paçalarımıza, yürürken batacak yeni ayakkabılarımız. Ama hiçbir insan arka bahçesi kirli olan birinin vereceği hasarı hak etmiyor. Arka bahçelerimizi temizleyebildiğimiz, gerçek bir “nasılsın?” sorusunu sorabildiğimiz, birinin gerçek manada bir şeyi olduğumuz iyi haftalar diliyorum.