Kıymetli okuyucularımız hepinizi saygıyla muhabbetle selamlıyorum.

            Üzerinde yaşadığımız vatan sadece bir toprak parçasından ibaret değildir. Ecdat diyarıdır. Şehitler emanetidir. Geleceğe sağlam adımlarla yürümek için bağrına yaslandığımız, uğruna atalarımızın canlarını  feda ettiği topraktır. Bizler tarih boyunca vatanımıza muhabbetle ve sadakatle hep bağlı olduk. Millet olarak mukaddesatımız uğruna gözümüzü kırpmadan şehadete yürüdük. Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda fakirlik ve imkansızlık içinde benzersiz bir varoluş mücadelesi verdik ve hiçbir zaman geri çekilmedik. Allah’ın inayeti ve yardımıyla, cesaretimizle, fedakarlığımızla büyük zaferler kazandık.

            Vatanı sevmek ve korumak her Müslüman için kutsal bir vazifedir. Düşman karşısında psikolojik, teknolojik ve ekonomik her türlü savaşa hazırlıklı olmak dinimizin emridir. Nitekim Cenâb-ı Hak bu hususta şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Sabredin; düşman karşısında sebat gösterin; cihad için hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah'tan korkun ki başarıya erişebilesiniz.” Peygamber Efendimiz (s.a.s) ise hak ve hakikat yolundaki bu kutsal mücadele hakkında şöyle buyurur: “Ellerinizle, dillerinizle ve mallarınızla cihad edin.”

            Ecdadımız vatanını ve mukaddesatını koruma uğruna eşsiz kahramanlıklar göstermiş, iman dolu göğsüyle, cesaret ve kararlılığıyla tarihe damga vuran nice eşsiz zaferler kazanmıştır. Bu zaferler bize göstermiştir ki, Allah’ın yardımı daima müminlerle beraberdir. İnananlar “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” diye niyazda bulunduklarında, Yüce Rabbimiz, “Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır.”  müjdesiyle müminleri daima desteklemiştir. Geçmişten geleceğe onurlu yürüyüşünü sürdüren aziz milletimizin varlığı bu dünya için umuttur. Zalimlere karşı ayakta durmamız, mazlumlara kol kanat germemiz ancak vatanımızı, milletimizi ve değerlerimizi topyekûn savunmakla, maddi ve manevi güçlü olmakla mümkündür.

            Unutulmamalıdır ki; tarih sahnesinden silinip giden milletler; düşmanları güçlü olduğu için değil, millî ve manevî değerlerini yitirdikleri için yok olup gitmişlerdir. Gereksiz çekişmeler, kıskançlıklar, farklılıkların ayrışmaya dönüşmesi, kardeşlik duygularının azalıp kavgaların çoğalması, insanların birbirlerine olan güvenlerinin tamamen yok olması, kendilerine olan inançlarını yitirip başkalarını taklit etmeleri, zayıf ve güçsüz düşmelerine neden olmuştur.

            Vatan olmaksızın millet; millet olmaksızın da devlet olmaz. Bir milletin varlığı, hür ve bağımsız bir vatanın varlığına bağlıdır. Bir Müslüman dinini, namusunu, canını ve malını vatan ve devletiyle korur. Vatan bütün Müslümanların evidir. Onu korumak ve muhafaza etmek ise Müslümanların ortak görevidir.  Vatanımıza düşman saldırsa onu korumak dinimizin emridir. Bu emri yerine getirerek buraları bize emanet eden ecdadımıza rahmet olsun.

            Bizim medeniyetimiz, cami merkezli bir medeniyettir. Camilerimiz, birlik ve dirliğimizin, ilim ve irfanımızın kaynağıdır. Yüce Rabbimiz, cami ve mescitleri imar edenler hakkında şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yolda oldukları umulanlar bunlardır.” Bir caminin yapılması ve varlığını koruması için gayret gösteren kimseleri Peygamberimiz cennetle müjdeler: “Her kim Allah için bir mescit bina ederse, Allah da ona cennette bu mescidin benzeri bir köşk bina eder.” Bizlere düşen yüzyıllardır topraklarımızda oluşan ve dini hayatımızı ayakta tutan Anadolu irfanına sahip çıkmaktır, birlik ve kardeşlik şuuruyla camilerimizi canlı tutmak, camilerimizi hayatımızın merkezine almak, kadınıyla erkeğiyle, çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla camilerimizde olmak, camilerimizle hayat bulmaktır.

            “Konstantiniyye mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır! Ve o asker, ne güzel askerdir!” buyurarak fethi müjdeleyen Resûl-i Ekrem Efendimize salat ve selam olsun. Bu müjdeye nail olma aşkıyla yollara düşen İstanbul’un manevi mimarı Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri başta olmak üzere, ashab-ı kirama, onların kutlu izinden gidenlere, Anadolu’yu bize vatan eylemiş, korumuş ve emanet etmiş olan bütün şehit ve gazilerimize selam olsun. Çağının en gelişmiş teknolojisini üreten, gemilerini karadan yürüten, Allah’ın izni ve inayetiyle İstanbul’u fetheden, sonra da bu aziz şehrin tek bir taşına bile zarar gelmesine izin vermeyen, o genç ve dirayetli padişaha, Fatih Sultan Mehmet Han’a selam olsun.

           

             Ayasofya Cami-i Şerifi yeniden cemaatine kavuştu, kubbelerinde yeniden tekbir, tehlil ve salavatların yankılandı, minarelerinden ezan ve salaların yükseldi,  hasret bitti, ulu mabedin sessizliği sona erdi. Bizleri böyle şerefli ve tarihî günlere şahit kılan Rabbimize sonsuz hamd ü senalar olsun. Ayasofya, fethin nişanesi ve Fatih’in emanetidir. Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması, beş asır boyunca cami olarak müminleri bağrına basan mukaddes bir mekânın, aslî vasfını kazanmasıdır, başta Mescid-i Aksa olmak üzere, yeryüzünün bütün mahzun ve mazlum mescitlerinin ümide kavuşmasıdır, temeli tevhid, tuğlası ilim, harcı erdem olan medeniyetimizin yükselmeye devam etmesidir.

            Yâ Rabbi! Dinimizin, devletimizin, milletimizin ve Âlem-i İslam’ın bekasını sarsacak her türlü dâhili ve harici beladan bizleri muhafaza eyle. Fitne ateşiyle bizi yakmak isteyenlere, izzetimize, şerefimize ve kardeşliğimize göz dikenlere fırsat verme. Birliğimize, dirliğimize, muhabbetimize gölge düşüren nifaktan, tefrikadan ve şiddetin her türlüsünden bizleri koru Allah’ım! Sana inanan bu aziz milletten yardım ve inayetini, kuvvet ve rahmetini esirgeme Allah’ım! Bu aziz vatanın bekası uğruna can veren şehitlerimize rahmet, gazilerimize Şâfî isminle şifalar ve hayırlı ömürler ihsan eyle. Onlara layık bir nesil olmayı bizlere nasip eyle. İstanbul’un fethinin 570. yılı hepimize kutlu olsun. Allah’a emanet olunuz.