“Hiçbir şeyin sahicisi rahatça bulunmuyor. “ Ne kadar doğru değil mi? Bu cümleyi Kemal Tahir’ in Esir Şehrin İnsanları romanında okumuştum. Samimi bir dostluk, gerçek bir sevgi, kalbin derinliklerinden gelen bir iki cümle... Hiç de kolay bulunmuyor.
Buldum sanıyoruz oysa. En iyi, en gerçek şeyi bulduk sanıp inanıyoruz. Kendimizi inandırdığımız yetmiyormuş gibi çevremizdekileri de inandırıyoruz en doğru şeyi yaptığımıza. Elimizde, sahip olduklarımızda, gerçek olmayan her şeyde sahici bir boşluk var, görmüyoruz. O şeylerin boşluğuyla dolduruyoruz içimizi. Neyimiz var neyimiz yoksa ona adıyoruz. Ondan gelecek iyi ya da kötü her şeye sonsuz güveniyoruz. Boşlukta olan insan her şeye kolayca kanar bilmiyoruz. Gidecek yeri yurdu olmayan, iki sözünü dinleyecek bir çift kulak bulamayan, onu görecek bir çift göze muhtaç insan, arar arar en sonunda boşlukla doldurur içini. İnanmak ister bulduğunu sandığı şeye. Onunla duyar, onunla görür, onunla konuşur. Bir bakmış ki o olmuş. Boşluğu dolduran sadece kendisidir. Ama insan daha fazlasına inanır, inanmak ister. Sahici bir şeyi bulamadığından hep daha kötüsüne sarılır. Doğru da aramaz zaten. Gerçek bir şey bulmak için aramaz. Onu oyalayacak, kandıracak bir
şeyler ister, bulunca da bırakmaz.
Doğrusu boşlukta olan insan yine boşluğu arar durur. Onun bütün duyguları o boşluk üzerinedir. Canından dişinden ne varsa oraya akıtır. Sahici şeyler korkutur böyle insanı. Arayıp bulduğumuz şeylerin gerçek ve samimi olduğu bir hafta diliyorum.