Cenâb-ı Hakk’ın kullarına bahşettiği en değerli nimetlerden biri merhamet duygusudur. Merhamet, şefkatli ve insaflı davranmaktır, kalpleri kin, öfke ve intikam gibi hastalıklardan temizlemektir. Gönülleri sevgi, saygı ve affın güzelliğiyle tezyin etmektir. Can taşıyan her bir varlığa, bütün kâinata muhabbet nazarıyla bakmaktır.
Merhamet, esirgemek, acımak ve insaflı davranmaktır; kalp inceliği ve gönül yumuşaklığıdır, yaratılan her canlıya karşı duyarlı olmaktır. Merhamet, bir yetimin, bir öksüzün başını şefkatle okşamaktır, yolda kalmışa, dara düşene yardımcı olmaktır, aç ve açıkta olan bir yoksulla lokmamızı paylaşmaktır. Eşimize karşı anlayışlı ve güler yüzlü olmak, gönül alıcı bir çift söz söylemektir. Çocuklarımıza karşı affedici, hoşgörülü ve adil davranmaktır. Merhamet, anne babamızı saygıyla koruyup kollamak, onlara şefkatle muamele etmektir. Kış gününde soğuktan üşüyen, aç kalan; yaz gününde susuz kalan hayvanlara bir kap yiyecek, bir tas su vermektir. Merhamet, kıyametin kopacağı bilinse dahi bir fidanı toprakla buluşturmaktır, kainattaki dengeyi korumak nihayetinde bütün yaratılmışlar için dünyayı güvenilir bir yer kılmaktır.
Allah, sınırsız ve sonsuz rahmet ve merhamet sahibi anlamında, Rahmân ve Rahîm’dir. Zira Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerimde bize kendisini en çok “Rahman” ve “Rahim isimleri ile tanıtır. Sevgili peygamberimizi ise Rahim Ve Rauf (merhamet ve şefkat abidesi) olarak takdim eder. Allah Teâlâ’nın Rahman isminin tecellisi olan merhamet, varlığın ilahi mayasıdır. Maddi ve manevi hastalıkların en etkili ilacı, yürekleri işgal eden türlü sıkıntıların tek çaresidir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir. Allah’ın rahmetiyle etrafındakilere daima yumuşak davranmıştır. Güzel sözlerle onların gönlünü almış, kimseyi incitmemiştir. Savaşırken bile insafı ve adaleti elden bırakmayarak asla zulmetmemiştir. Müminlerin de birbirlerine sevgi, şefkat ve merhametle muamele etmelerini tavsiye etmiştir. Bugün insanlık, şefkat ve merhamete, vicdan ve hakkaniyete her zamankinden daha fazla muhtaçtır. Dünyanın bambaşka köşelerinde sayısız masum insan merhametsizliğin kıskacında kıvranmakta, zulüm ve şiddete maruz kalmaktadır. Bu vicdansızlık ve insafsızlıktan sadece insanlar değil, diğer bütün canlılar ve geleceğimiz de zarar görmektedir. Hâlbuki Allah Resûlü (s.a.s), bütün varlıklara merhametle davranmayı emretmiştir.
Allah’ın yarattığı her bir varlık, O’nun bir emaneti, kâinat ailesinin kıymetli bir ferdidir. Şefkat ve merhamet, katı kalpliliği yumuşatan, kin ve düşmanlığı eriten, nefretin yerine muhabbeti getiren, insanları birbirlerine yaklaştıran ve bağlayan bir vasıftır. Her hususta olduğu gibi, şefkât ve merhamet bakımından da insanların en üstünü Peygamberimizdir. Kur’ân-ı Kerîm’de meâlen şöyle buyrulur: “Ey müminler! Andolsun ki, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir Peygamber gelmiştir.” Yine “Müminlerden sana tâbî olanları kanatların altına al (habîbim).”
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz (s.a.s)’in en belirgin özelliği onun merhamet ve şefkatidir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in davranış şekli şöyle anlatılmaktadır. “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.” Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in çocuklara karşı olan şefkat ve muhabbetini ise çocukluğunu peygamberimizin yanında geçiren Hz. Enes (r.a) şöyle anlatmaktadır: “Allah Resûlü, beni bir kez olsun azarlamadı, kalbimi kırmadı. Bana karşı sürekli ‘evladım’, ‘yavrucuğum’ gibi gönül alıcı, sevgi dolu ifadeler kullandı.”
Allah'ın merhamet niteliğinin bir sonucu olarak insanlara gönderilen peygamberlerin en önemli özelliklerinden birisi de merhametli olmalarıdır. Kur'an, âlemlere rahmet olarak gönderildiğini, Allah'ın rahmeti sayesinde insanlara yumuşak davrandığını belirttiği Hz. Peygamber (s.a.s)'in bu özelliğini şöyle açıklar: kurtuluşa eren, ahirette kitapları sağ ellerinden verilen mü'minlerin nitelikleri sayılırken "Sonra inanıp birbirlerine sabır tavsiye edenlerden, merhametli olmayı tavsiye edenlerden olmaktır" buyrulur.
Şefkat ve merhametin meydana gelebilmesi için sevginin olması şarttır. Sevgi, insanın büyümesi, yetişmesi, ferdî olarak varlığı ve topluma katılması, hayata sağlam bir şekilde uyumu için gereklidir. Bu sebeple insanın, her şeyden önce sevgi ve şefkate ihtiyâcı vardır. Sevgiden mahrum bir insan bedenen gelişirse de, şefkat ve merhametten nasibini alamaz.
Hz. Peygamber (s.a.s), Allah'ın merhametinin büyüklüğünü ve insanlardaki merhametin kaynağı olduğunu dile getirdiği bir hadislerinde şöyle buyurur: "Allah merhametini yüz parçaya ayırdı, doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle yaratıklar birbirine merhamet eder. Allah’ı sevenin üç kerâmeti vardır: Deniz misali cömert olmak, Güneş gibi şefkatli olmak, Toprak gibi mütevâzî olmak. Şefkatsiz kalp, rahmetsiz bulut gibidir.
Allah Resûlü (s.a.s), “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en güzel davranandır.” buyurarak eşlerin birbirlerine karşı insaflı ve merhametli olmalarını emretmiştir. “Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşından dolayı hürmet ederse, Allah da ona yaşlılığında kendisine hürmet edecek birisini hazırlar.” müjdesiyle dua ve bereket vesilemiz olan yaşlılara güzel muamelede bulunmayı tavsiye etmiştir.
İnsanlar arasında merhametin timsali annelerdir. Annelerdeki merhamet, Allah’ın rahmetinin en somut tezahürüdür. Allah’ın rahmetinin ne kadar derin, şefkatinin ne denli nihayetsiz olduğuna dikkat çekmek isteyen Resûlullah’ın, bunu, annenin yavrusuna karşı merhameti ile örneklendirmesi dikkat çekicidir. Nitekim (bir gazve sonrası), Resûlullah’a bir grup esir getirildi. İçlerinden bir kadın telaş içinde esirler arasında yavrusunu arıyordu. Sonunda bir çocuk buldu ve onu kucaklayıp bağrına bastıktan sonra emzirmeye başladı. Durumu gören Hz. Peygamber yanındakilere, “Bu kadının çocuğunu ateşe atacağına inanır mısınız?” diye sordu. Onlar da, “Hayır.” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber (sav), Bilin ki, Allah’ın kullarına olan rahmeti, bu kadının çocuğuna olan şefkat ve merhametinden çok daha fazladır.” buyurdu.
Allah’ın bize lutfettiği imanın en güzel meyvesi şüphesiz merhamettir. İman ile merhamet arasında doğrudan bir ilişki vardır. Allah’a imanı olan kişi, Allah’ın yarattıklarına karşı merhamet duygusu besler. Hz. Peygamber (sav), Allah’ın, ancak merhamete değer veren kullarının kalbine merhameti koyacağını hatırlatınca sahâbîler, “Ey Allah’ın Elçisi, hepimiz birbirimize karşı merhametliyiz.” demişlerdir. Halbuki Hz. Peygamber, buradaki merhametten maksadın, sadece kişinin arkadaşlarına olan merhameti olmayıp bilakis bütün insanlara karşı gösterilmesi gereken merhamet olduğunu ifade etmiştir.
Allah’ın rahmetine lâyık olmak isteyen kimse, şefkat ve merhameti bir yaşam biçimi olarak benimsemelidir. Ancak Allah’ın sınırlarını ihlâl edenlere ve yasaklarını çiğneyenlere acıyarak cezalarını vermemek, Allah’ın istediği bir merhamet değildir. Bu sebeple merhametin miktarı ve ne zaman, kime karşı gösterileceği çok mühimdir. Zira azgına şefkat göstermek, onu başkalarının hakkına tecavüze teşvik edecek ve bu merhametten maraz doğmasına neden olabilecektir. Allah’ın insanların kalplerine koymuş olduğu merhamet sermayesi değerlendirilmezse ya da yerli yerinde kullanılmazsa, sonu zarar ve ziyan ile bitecek bir ticarete dönüşebilir. Hz. Peygamber, Allah’ın bir insanı helâk etmek istediğinde, ondan, önce utanma duygusunu, sonra güvenilirliği, peşinden de merhameti aldığını söylemekte; kalbinden merhameti alınan bir kimsenin ise Allah’ın rahmetinden mahrum kalacağını bildirmektedir.
Hz. Peygamber, “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” buyurmuştur. Merhamet ve şefkat, insanı asıl merhamet sahibi olan Allah’a yaklaştırmakta ve O’na dost yapmaktadır. O hâlde gayesi Allah’a yaklaşmak olanın yolu, merhametli ve şefkatli olmaktan geçer. Dolayısıyla cennete giden yol merhametli olmaktan geçmektedir.
Şiddet, öfke, kin ve nefretin yürekleri işgal ettiği günümüzde merhamet medeniyetinin birer mensubu olarak bize düşen, Rahmet Peygamberinin mesajlarına yeniden sarılmaktır. “Ben ancak rahmet olarak gönderildim.” buyuran Allah Resûlü’nün ilim, hikmet ve irfan mektebinde gönüllerimizi eğitmektir. O halde geliniz! Asrımızın en büyük hastalığı haline gelen merhametsizliği bir tarafa bırakarak; eşimize, çocuğumuza, ana babamıza, yaşlılarımıza, çevremize ve bütün canlılara karşı vicdanlı ve merhametli olalım.
Ya Rab! Sen kimsesizlerin sahibi, mazlumların sığınağısın. Bütün mazlumlara ve bizlere rahmet, merhamet ve nusret eyle.Peygamber Efendimiz (s.a.s) gibi zalimin karşısında, mazlumun yanında olmayı, iyiliği emredip kötülüğü engellemeyi, hakkın tarafını tutmayı, adalete ve merhamete çağırmayı bizlere nasip eyle ! Allah’a emanet olunuz.