‘Er geldim ya, olsun beklerim,’ diye düşünüyordum ki gerek kalmadı. Çoktan kalkmış. Giyinikmiş, beni bekliyormuş. Motor gürültüsünü duyar duymaz iverek dışarı çıktı. Kapıyı açtı, tutunarak kendini yukarı çekti, içeri oturdu. Kapıyı kapattı. “Ha şöyle ben de seni bekliyordum. İş sabahın, aş sabahın. Ula yeğen, maşallah. Sen Akçadamlıları da geçtin yav,” dedi. Güldü.
Akçadamlıları bilen bilir. Birbirlerine bakarak iş görürler. İşlerini diğerlerinden önce bitirmek için uğraşırlar. Kimi gün işi daha ileri götürür geceleri bile çalışırlar; ekin biçerler, harman yığarlar, döven sürerler, tarlada çift sürer, herk ederler. Ta öyleler. Tümü de böyle yaptığı için birbirlerinden geri kalmazlar, işlerini aynı sürede bitirirler. Ancak diğer köylere bakarak çok çok önce bitirirler. Akçadamlılar o yüzden erkenden kalkarlar, o yüzden çok çalışkanlardır.
Vahdi dayıyla yine yolda konuşa konuşa saat yedide Sarıkaya’ya geldik. Orada durup oyalanmadık. Boğazlayan yoluna düştük. Kalaba, Avanos derken öğleyi biraz geçe Nevşehir’e vardık. Doğru sanayiye sürdük. Vahdi dayı dükkanın yerini biliyordu. Bulmamız uzun sürmedi. Kamyonu atölyenin önüne eğledik. Dükkanın kapısından girdik. Tevfik usta Vahdi dayıyı gördü. Kollarını açarak bize doğru yürüdü.
“Vay vay vay, sen de gelir miymişsin Vahdi emmi? Ne güzel ne güzel!” diyerek sarıldı. İyice bir kucaklaştılar.
“Buyurun buyurun hele,” dedi bizi içeri aldı. O ara bana elini uzattı, “Hoş geldin delikanlı, hoş geldin,” dedi.
Yazıhanesi köşede dipteydi. Bizi oraya götürdü, oturduk. Önce çaylar geldi. Uzun süredir görüşmeyen arkadaşlar hal hatır sordular, ne var ne yok, nasıllar konuştular.
Tevfik Usta, “Uzun yoldan geldiniz, acıkmışsınızdır bir yemek yiyelim,” diyerek yerinden doğruluyordu ki Vahdi dayı, “Yemeği
yeriz. Hele bir soluklanalım, konuşacaklarımızı konuşalım ondan
sonra,” dedi.
Çaylarımızdan bir yudum aldık. Vahdi dayı başıyla beni göstererek, “Aha bu Yüksel benim yeğenim olur,” dedi. “Birkaç yıl Libya’da çalıştı. Sonra döndü. Kazandığıyla parayla bir kamyonet almış. Bilirsin bu işleri... Kamyona kasa gerek. Bunu duyar duymaz yeğenime seni dedim. Böylece soluğu senin yanında aldık. Sen işini bilirsin. Buna öyle güzel ve sağlam bir kasa yapacaksın ki bakan bir daha bakacak, gözü üstünde kalacak.”
Boğazı kurumuş gibi öksürdü. Yüzüne sözün en önemli yerinde olduğunu belirtir bir anlam yerleştirdi, “Seni bildiğimden sana geldik. Ayrıca kasayı hesaplı yapacaksın. Bizi üzmeyeceksin ha!” diye ekledi.
Tevfik Usta onu gülümseyerek dinledi. Sonra da bana döndü, “Kamyonun hayırlı ve uğurlu osun,” dedi. “Bol kazançlı olsun. Güle güle kullan.”
Sonra da Vahdi dayıya, “Vahdi emmi, biliyorsun benim işim sağlam olur. Kötü iş yapmam. Bunu kendime yediremem. Ne gerekiyorsa, nasıl olması gerekiyorsa onu yaparım. Kasayı hesaplı yapmaya gelince onun için de elimden geleni yaparım. Bunlardan kuşkun olmasın. Sen kesinlikle kaygılanma.”
”Ardından da doğruldu ayağa kalktı.
“Hadi gidip bir kamyonu bir görelim,” dedi. Kalktık birlikte dışarı çıktık kamyonun yanına vardık. Tevfik Usta şöyle bir göz attı. Standarttır, biliyordur.
“Gördüm,” dedi, “yapılacak iş belli. Hadi içeri girelim. Orada konuşalım.”
Vardık yine yerlerimize oturduk. Tevfik Usta bir çay söyledi. Sonra da bize döndü, “Birbirimizi yormayacağız. Bir fiyat söyleyeceğim. Bunun oluru 240 000 TL’dir,” dedi.
Vahdi dayı biraz sessiz kaldı, başını eğip düşünür gibi etti. Sonra da o başını kaldırdı, “Hele biraz düş sen.”
“Ne düşeyim Vahdi emmi, bize bir şey kalmaz.”
“Yok yok, hele bir şey daha de bakalım.”
Vahdi dayı böyle diretince kıramadı: “Aha beş daha almayayım. 235 000 bine olsun.”
Vahdi dayı ayağa kalktı, bana, “Elini ver bakalım yeğenim,” dedi.
Ben de uzattım. Tuttu. Tevfik Usta’ya, “Sen de tut bakalım,” dedi. “230 000 bine tokalaşın. Ellerimizi birbirine tutturdu. Sallamaya başladı. Tevfik Usta, “Kurtarmaz, bana bir şey kalmaz, bundan çok ekmek yiyemem,” dese de sonunda dayanamadı.
“Bu da böyle olsun bakalım. Hayırlı uğurlu olsun,” dedi. Ardı sıra da ekledi: “En çok on beş gün sürer. Olur da erken bitirirsek size haber salarım. Gelir kamyonunuzu alırsınız.”
Sonra yemek söyledi. Yemeğimizi yedik. Tokalaştık. Biz giderken gördüm. Ustalar ilk iş olarak kamyonun çevresinde dönüyor dolanıyorlar, ellerinde metrelerle kasa konacak yerin ölçülerini alıyorlardı. Tevfik usta bizi arabasıyla otobüs terminaline götürdü. Oradan biletlerimizi aldık. Önce Kayseri’ye, oradan da Sarıkaya’ya gittik. Dolmuşlardan bir daha gitmemiş yolcu bekliyordu. Bindik. Köye çıktığımızda ortalık kararmıştı.
Aradan on bir, on iki gün geçmişti ki Vahdi dayı yürümüş bizim köye çıkmış. Beni buldu. “Haber geldi yeğenim,” dedi, “kamyon hazırmış. Git de alıp gel. Benden de bol bol selam söyle.”
Ertesi günü gittim. Gıcır gıcır kamyonu gıcır gıcır, cıncık gibi kasasıyla aldım geldim. Böylelikle kamyon kuyruklu biçiminden kurtuldu. Anşa bibim de gizlice görmüş olacak ki bir daha kuyruk sözü etmedi.