"Söyle ne içersin çay mı kahve mi?" diye soruyor Attila İlhan. O sorunca ikisini de içesi geliyor insanın. Yaşamdaki seçimlerimizde kimin, nasıl sorduğu da çok etkili değil mi? Sevdiğimiz, hatırını saydığımız insanlar ne dese onlara olumlu, kolaylaştırıcı yanıtlar verme eğiliminde oluyoruz. Mesela sırf zahmete girmesin diye canımız kahve istese bile “Hazırda çayın varsa çay içerim.” diyoruz.Oysa kanımızın kaynamadığı, pek de hoşlanmadığımız insanlarla böyle mi? Onlara ters ve zorlaştırıcı cevaplar vermekten kaçınmayı bırakın, bile isteye can sıkıcı bir tavır geliştirme eğilimi taşıyoruz. Hal böyle olunca içtiğimiz çayın, kahvenin de zaten tadını almıyoruz. Yani bana soracak olursanız çay, kahve tercihlerimiz kiminle, nerde, nasıl içileceğiyle de çok ilgili.

Çayın kalabalıkla arası iyidir. Kahveyalnızlık ister.” diyor yazar. Ben bu söyleme büyük oranda katılıyorum doğrusu. Çay demek; büyük dumanı üstünde demlikler, şıkırdayan çay kaşıkları, ince belli parlak cam bardaklar, sıcak bir ortam demek. Çay demek menemenin baş rolde olduğu geniş aile kahvaltıları, muhabbet dolu kalabalık akşam oturmaları, şen kahkahalar, uzun vakit geçirmek demek. Mesela “Çay demle, geliyorum.” diyen biri uzun oturmaya, sizinle sohbet etmeye niyetlenmiş demektir. Yani çayın kalabalık ve muhabbetle arası epey iyidir. Kahve de ise önce bir ayrım yapmak gereklidir. Türk kahvesi ve diğerleri… Örneğin filtre kahve yalnızlık ister. Üzerine düşünmeniz gereken bir konu varsa, odaklanıp çalışmanız gerekiyorsa, kitap okuyacaksanız, ders çalışacaksanız, zihinsel bir aktivitede bulunacaksanız bulunmaz bir eşlikçidir. Hayal kurmak, plan yapmak, anıları düşünmek gibi zihinsel yolculuklarda iyi bir yol arkadaşıdır.

Gelelim Türk kahvesine. “Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül ahbap ister, kahve bahane.” diyenlerin tercihidir o. Dertleşmek, halini anlatmak, hemhal olmak için birebirdir. Bunu söylememe gerek yok sanırım, bizim kültürümüzde de epey kıymetlidir. Evlerde, iş yerlerinde özel misafire Türk kahvesi ikram etmek âdettendir, sana değer veriyorum, benim için özelsin demenin bir ifadesidir. Yani Türk kahvesi kalabalığı da yalnızlığı da pek sevmez. Bir kişi olsun, candan olsun ister.

Çay ve kahve bütün dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de oldukça yaygın olarak tüketiliyor. İnsanlar bu ikisinden birini içmeden neredeyse günü kapatmıyor. Günlük yaşam alışkanlıklarımız, çalışma hayatımız, uyku saatlerimiz, beslenme düzenimiz, aileden getirdiğimiz rutinler vb. pek çok etken var çay, kahve tercihimizde. Örneğin gece geç saatlere kadar çalışan insanlarda kahve tüketimi daha çok görülürken, gündüz çalışan insanlarda çay tüketimi daha önde görülüyor. Ya da yalnız vakit geçirmeyi seven insanlar daha çok kahve içerken, kalabalık seven insanlar tercihini çaydan yana kullanabiliyor. Kahvaltı severler çaycı, kahvaltıyı atlayanlar kahveci olabiliyor. Tatlı severler kahve insanı, tuzlu severler çay insanı olabiliyor.

Kimi “Ben kahve içmeden uyanamam.” diyor, kimi de “Demli bir çay olmadan güne başlayamam.” Peki, siz hangi taraftasınız? Çay mı, kahve mi?

Tercihiniz ne olursa olsun ağzınızın tadı yerinde olduğu sürece, yaşamın güzelliklerine gözlerinizi açtığınız sürece, kendinize keyif alabileceğiniz alanlar oluşturduğunuz sürece, yalnız vakitlerdekendinizi dinleyebildiğiniz sürece, sevdiklerinizle hoş sohbetler edebildiğiniz sürece ne içtiğinizin çok da önemi yoktur. Böyle durumlarda çay da kahve de size keyifle eşlik edecektir.

Dert etme, çay demle, kahve iç, kitap oku, çık gez, yağmuru içine çek, biraz üşü... Sonra ısıt içini. Başka uğraşlara ver kendini, basit şeylerle uğraş... Basit şeyler unutturur en büyük acıları.

Özgür Bacaksız