Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun.
Büyük lütuf ve kerem sahibi olan Allahu Teâlâ yeryüzünün halifeleri kıldığı insanları yalnız bırakmamış, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’den itibaren gönderdiği peygamberlerle onlara dünya ve âhiret mutluluğunun yollarını göstermiştir. Peygamberler hem doğru yolu gösteriyor hem de kendileri uygulayarak örnek olmuşlardır. Peygamberlerin sonuncusu Peygamber Efendimiz (sav) Allah’ın emir ve yasaklarını en güzel şekilde yerine getirmiş, tebliğ etmiştir. Kur’an-ı Kerim, Peygamberimizi şahit, müjdeci, uyarıcı, davetçi, nurlar saçan bir kandil olarak tanımlar.
İnsanlar içinde sadece peygamberler (günah işlemekten) korunmuşlardır. Zira Cenâb-ı Hakk onları İsmet (günah işlememe) özelliği ile yaratmıştır. Bu nedenle peygamberler haricindeki bütün insanlar güzel fiillerde bulunmanın yanında günah işleme ve hata yapma özelliğine sahiptirler. Yüce dinimiz İslâm yasak olan fiilleri açıkça bildirmiş ve müminlere bu davranış ve alışkanlıklardan uzak durmalarını emretmiştir. Kişi bu emirlere uyduğu takdirde kendisini kurtaracak ve Allah’ın sevgili kulları arasına girecektir. Ancak Müslüman’ın vazifesi sadece yasak fiillerden kaçınmakla bitmiyor. Allah’ın haram kıldığı amelleri işleyen kardeşlerini bu davranış ve alışkanlıklardan vazgeçirmeye çalışmak her Müslüman’a farzdır. Buna “Emr-İ Bi’l Ma’ruf ve Nehy-İ Ani’l-Münker” yani iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak denir.
Kur’an-ı Kerim’deki “Sen öğüt verip hatırlat” emri ve insanları uyarma görevi Peygamberimizden sonra bütün Müslümanlara intikal etmiştir. Çünkü hatırlatmak müminlere fayda verir.” buyrulmuştur. Kur’an-ı Kerim’de “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışır ve Allah’a inanırsınız.” buyrulmuş ve bu görevle bütün müminlerin görevli olduğu bildirilmiştir. Ayet-i Kerime Müslümanların ayırıcı özelliğini Allah’a inanmak, iyiliği emredip, kötülükten alıkoymak olarak bildiriyor ve bu özellikleri sebebiyle de en hayırlı ümmet oldukları ifade buyuruluyor. Müminler birbirinin kardeşidirler. Elbette kardeş kardeşi uyaracak ve ona doğru yolu gösterecektir. Allah Teâlâ bu hususu hatırlatarak şöyle buyuruyor: “Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler. Allah’a ve Peygamberine itaat ederler...”
Peygamberimiz şöyle buyuruyor: ْ “Sizden biriniz çirkin bir iş görürse onu eliyle değiştirsin; eğer buna gücü yetmezse diliyle uyarsın; buna da gücü yetmezse kalbiyle nefret etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” Peygamberimiz çirkin ve haksız bir işi gören müslümanın buna sessiz kalmayarak tavır koymasını öğütlüyor ve bu tavrın üç şekilde olabileceğini söylüyor: Gücü yetiyorsa onu eliyle men eder. Bu görev yöneticilere aittir. Böylece kötülük önlenmiş olur. Buna gücü yetmiyorsa nasihat eder. Kötülüğün zararlarından söz eder. Bunda başarılı olursa yine kötülük önlenmiş olur. Buna da gücü yetmiyorsa o işi onaylamadığını tavırlarıyla belli eder, destek vermez. Onun bu tavrı etkili olabilir ve kötülüğün yayılmasına engel olur. Peygamberimiz her vesile ile müslümanların bu görevlerini kendilerine hatırlatmıştır.
Peygamberimiz “Yollar üzerinde oturmaktan sakınınız”, buyurdu. Ashab-ı Kiram “Yol üzerinde oturmak bizim için zorunludur. Lüzumlu olan şeyleri orada konuşuyoruz, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz “Yol üzerinde oturmaktan vaz geçemiyorsanız yolun hakkını veriniz,” buyurdu. Sordular: Ey Allah’ın Resûlü, yolun hakkı nedir? Peygamberimiz cevap verdi “Haram olan şeylere bakmamak, gelip geçene eziyet etmemek, verilen selâmı almak, iyiliği emredip kötülükten menetmek. Yolun hakkı budur.” Müslümanlar bu görevlerini yapmazlarsa kötülükler ve haksızlıklar alabildiğine yayılır. İlk anda o kötülüğün zararı sadece onu yapanda kalacağı sanılır ama öyle olmaz. Bulaşıcı bir hastalık gibi toplumu sarar ve o kötülükten toplum büyük zarar görür. Kur’an-ı Kerim’de: “Öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (topluma sirayet eder ve hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah’ın azabı şiddetlidir.” Öyle günah ve kötülükler var ki sadece o günahı işleyenleri ve o kötülüğü yapanları etkilemekle kalmaz, o günahı işlememiş, o kötülüğe bulaşmamış olanlara da erişir. Bir çok suçsuzları da gelir bulur. Her müslüman kötülüğe karşı tavır koymakla yükümlü olmakla beraber, müslümanlardan bir topluluk özel olarak bu görevle görevlidir. Bunlar, alimlerdir. Alimler bu görevi yerine getirmeleri halinde diğerleri sorumlu olmaktan kurtulur. Bu hususu ifade eden âyet-i kerime’de: “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.” buyrulmuştur.
Topluma Allah rızası için nasihat etmek, yol göstermek önemli bir görevdir. Dinin yaşaması, nasihatın müslümanlar arasında yaygın olması ile mümkündür. Nasihat gönülden kin ve hileyi çıkararak nasihat edilen kimsenin hayır ve mutluluğunu samimiyetle arzu ve temenni etmektir. Sadece sözle değil, her hayırlı iş yapmak da bir nasihattir. Peygamberimiz “Din nasihattır.” buyurunca, sordular: “Kime?” Peygamberimiz: “Allah’a, kitabına, peygamberine, müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” buyurdu. Allah’a nasihat, nasıl olur? Allah’a nasihat demek, O’na inanmak, ortağı olmadığını kabul etmek, sıfatlarında küfre sapmamak, O’nu kemal ve celâl sıfatları ile nitelemek ve noksan sıfatlardan tenzih etmektir. O’na itaat etmek, karşı gelmekten sakınmak, O’na itaat edene sevgi duymak, isyan edene ise ilgi göstermemek, lutfettiği nimetlere karşı O’na şükretmek, her işinde ihlâs ve samimiyet göstermektir. Allah’ın kitabına yani Kur’an-ı Kerime nasihat demek, onun Allah sözü olduğuna ve O’nun tarafından gönderildiğine inanmak ve onu öğrenip uygulamaktır. Allah’ın Peygamberine nasihat ise, onun peygamberliğini tasdik ederek Allah tarafından getirdiği kesin olarak bilinen her şeye inanmak, sünnetine uymak, ahlakiyle ahlaklanmaktır. Müslümanların yöneticilerine nasihat demek, hak üzere olduklarında onlara yardımcı olmak, haktan ayrılmaları ve adaletsizliğe yönelmeleri halinde onları uygun bir dil ile uyarmaktır. Bütün müslümanlara gelince; din ve dünya işlerinde kendilerine yararlı olan şeyleri onlara öğretmek, göstermek, kusurlarını örtmek, iyiliği emredip kötülükten menetmek, büyüklerine saygı, küçüklerine şefkat göstermek, onlara hile ve haksızlık yapmamak, aldatmamak, haset etmemek ve onları sevgi ile kucaklamaktır. İşte hadisi şerifin kısaca anlamı budur.
Başkalarına yaptığı nasihate uymayanların kıyamet gününde acıklı bir azaba uğrayacaklarını Peygamberimiz şöyle haber veriyor: “Kıyamet gününde bir adam getirilir, ateşe atılır, ateş içinde değirmen taşı gibi dönmeye başlar. Cehennem halkı onun etrafını çevirirler: “Ey falan! Sen bize iyilikleri emreder fenalıkları yasaklar değil miydin?” diye sorarlar. Cevap verir: “Evet, öyle, ama ben size emreder kendim yapmazdım, size yasakladıklarımı kendim yapardım.”
İyiliği emredip kötülükten men edecek olan kimsenin nelerin iyilik nelerin de kötülük olduğunu bilmesi gerekir. Kur’an ve Sünnet bir şeye ma’ruf-iyilik diyorsa, o iyiliktir; bir şeye kötülük diyorsa o da kötülüktür. O halde mümin önce Kur’an ve Sünnete göre nelerin iyilik ve nelerin kötülük olduğunu öğrenmesi lâzımdır. Çünkü o, bu görevi Allah ve Peygamberi adına yapacaktır. Onun için Allah’ın o konudaki hükmünü bilmesi gerekir. Aksi takdirde kaş yaparken göz çıkarmış olur.
İyiliği emredip kötülüğü menetmek, toplumu irşad etmek olduğundan bu görev ifa edilirken her türlü kaba ve kırıcı davranışlardan sakınmak da gerekir. Bu görevin temelinde sevgi olmalıdır. Yine örnek Peygamberimizdir. Peygamberimiz “Kolaylaştırınız güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz.” buyuruyor. Kâinatın yaratılışında ve varlık âleminin birbirleriyle ilişkisinde asıl olan iyiliktir. Yüce dinimiz İslam’ın gönderiliş gayesi de iyiliğin yeryüzünde hâkim olması, kötülüğün ortadan kalkmasıdır. Müslüman; iyi bir insan, salih bir kul, erdemli bir birey olmalıdır.
İman ve iyilik birbirinin ayrılmaz eşidir. Peygamberimizin ifadesiyle,“İyilik güzel ahlâktır.”Dolayısıyla hayatta adalet, merhamet, saygı, dürüstlük, vefa ve hoşgörü gibi, güzel ahlâka dair ne varsa, hepsi birer iyiliktir. Mümin ise iyiliğin temsilcisidir. Bir yandan davranışlarıyla iyiliği yaşatırken, diğer yandan da hikmetli bir dille, güzel öğütle, doğru bilgiyle çevresini iyiliğe davet eder. Peygamberimizin tavsiyesine uyarak, hayatı kolaylaştırır, zorlaştırmaz; insanları müjdeler, nefret ettirmez. Mümin, hüsn-i zan besler, iyi düşünmenin ve iyiyi söylemenin imanın gereği olduğunu bilir. İnsanlara karşı iyi niyet besler ve şefkatli davranır. Hayatının her alanında safiyetin, dürüstlüğün ve doğruluğun yanında yer alır. Mümin, kötülüklerin son bulması için elinden gelen gayreti gösterir. Kötülüğe göz yummaz, dilini yalan ve iftirayla, zihnini su-i zanla kirletmez. Fitne ve dedikodu ateşine odun taşıyan asılsız sözlerin peşine düşmez. İnsanların şeref ve haysiyetleri birbirine emanettir. Emanete hıyanet ise münafıklık alametidir.
Rabbim her daim hem kendi nefsimize hem kardeşlerimize iyiliği, güzeli hatırlatıp; kötülükten uzaklaştıranlardan olmamızı nasip etsin. Allah’a emanet olun.