Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun inşallah.
İnsanın özüyle, sözüyle ve bütün benliğiyle istikamet üzere yaşaması imanın gereğidir. İstikamet, imanla verdiğimiz söze sadık kalmaktır. Hayatımızı Cenâb-ı Hakkın emir ve yasaklarına göre tanzim etmektir. Sevgili Peygamberimizi gönülden sevmek, onun gibi dosdoğru, emin ve yüce bir ahlak üzere olmaktır, imanın bize yüklediği sorumlulukların farkına varmaktır.
Ashab-ı kiramdan birisi, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’e gelerek “Ya Rasûlallah! Bana İslam hakkında öyle bir şey söyle ki bu konuda başka hiç kimseye soru sorma ihtiyacı hissetmeyeyim” dedi. Allah Resûlü (s.a.s) ona şöyle buyurdu: “Allah’a iman ettim de, sonra da istikamet üzere ol.”    
İstikamet, imanı, ibadeti, ahlakı, sosyal ve ticari ilişkileri hayatın her anını ve alanını kuşatan bir kavramdır. İnsanın fiilleri çeşitli olduğu gibi istikametin de çeşitleri vardır: İmanda istikamet, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamaktır. Allah’ın varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’in son peygamber olduğuna, meleklere, peygamberlere, kitaplara, ahirete, kaza ve kadere gönülden inanmaktır. İbadette istikamet, “Ey Rabbimiz! Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.” ayeti gereği yalnızca Allah’a kulluk etmektir. Bizi Rabbimizin rızasından alıkoyacak kötülüklerden uzak durmaktır. İbadetlerimizi, her türlü riya ve gösterişten arındırarak sadece Allah’ın rızasını talep etmektir.
Müslüman dilde, kalpte, nefiste, bedende, ruhta, sırda, iyilik ve hayır adına ne varsa her şeyde  istikamet üzere olandır. İbadetleri aksatmamak, anne ve babalık, eş ve evlatlık, komşu ve akrabalık görevlerini yerine getirmek dosdoğru yolda olmak demektir, Rabbimizin “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”emrine uygun bir ömür geçirmektir. Yalan ve hileye, aldatma ve haksızlığa asla tevessül etmemektir. Allah’ın koyduğu helal ve haram ölçülerine titizlikle uymaktır. Edep ve iffeti, onur ve haysiyeti muhafaza etmektir. İstikamet, daima helal dairesinde yaşamaktır. İçki ve kumara bulaşmamak, faiz, kul ve kamu hakkı yememektir. Ne bir kimseye zarar vermek, ne de kimseden zarar görmektir. Elinden ve dilinden emin olunan bir Müslüman olmaktır.
Cenâb-ı Hak, yaratılmışların en şereflisi olan insanı yeryüzünde halife kılarak kendine muhatap kabul etmiştir. Huzurlu bir hayat için onu akıl ve irade gibi iki büyük nimetle süslemiş, peygamberler ve kitaplar göndererek de ona dosdoğru yolu göstermiştir. İşte bu yol, imanın rehberliğinde, ibadet ve ahlakın güzelliğinde, sınırları bizzat Yüce Allah tarafından çizilen ve istikamet üzere yürünen yoldur. İslam, bu yolu Müslümana bir hedef olarak sunmuş, Kur’an bizi bu yola çağırmış, Peygamberimiz bu yol üzere bize rehberlik etmiştir. İşte bu yol, sırat-ı müstakimdir. Hayatı bu doğrultuda tanzim etmek, bu yolda istikrarlı bir şekilde yürümek ise istikamettir.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece ‘İman ettik’ demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar? Andolsun, biz onlardan öncekileri de sınamıştık. Allah, elbette doğru olanları ortaya çıkaracaktır; O, yalancıları da mutlaka ortaya çıkaracaktır.”
İstikametin ne derece önemli olduğunu bize iyi anlatan, Efendimiz’in (sav) “amellerinizin en hayırlısı” buyurduğu namazlarımızın her rekatında mutlaka okuduğumuz ayet-i kerimede Cenab-ı Hakk bize "Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil."diyerek kendisinden istikameti istememizi öğretiyor ve emrediyor. Yapılması gereken, bizleri zaafa sürükleyen etkenlere karşı iman bilincimizi güçlendirmek ve Cenabı Hakk ile bağlılığımızı her daim diri tutmaktır. Rabbimizle kurduğumuz en önemli irtibat olan namazın ve diğer ibadetlerin önemini ortadadır. Nitekim ayetlerde geçen hidayet ve istikamet talebi, dünyanın oyalama ve aldatmalarına karşı muhkem bir duruşu ifade etmektedir.
Kulun istikamet üzere yaşadığı takdirde ulaşacağı mertebe ise “(Ey mü’minler!) Şüphesiz “Rabbimiz Allah’tır” deyip de sonra (kulluk görevlerinde ve işlerinde) istikamet üzere (dosdoğru) olanlar var ya, onların üzerlerine (ölümleri anında) melekler inerler de: “(İlerisi için) korkmayın, (bıraktığınız evlat ve ailenizden de) endişe etmeyin, size söz verilen cennetle sevinip neşelenin.” derler.” diye müjdelenmektedir.
İstikamet, kişinin imanla Allah’ın emniyetine sığınmasıdır. İman hayatımızı anlamlandıran en yüce değer, bütün bir benliği ve varlığı kapsayan en temel disiplindir. İman etmekle kişi, hem kendi varlığına, hem bütün var oluşa, hem hayata, hem de ölüm ve sonrasının anlamına ilişkin sorulara cevaplar bulur. İman, insan olma şerefini, kul olma bahtiyarlığı ile bütünleştirir. İnsana dünyada yaratılış gayesine uygun bir yaşama bilinci aşılar; onun davranışlarını şekillendirir, fikir ve kararlarına yön verir.
İstikamet üzere olmak imanı hayatımızın her alanına yaymakla, imanı ibadete ve güzel ahlaka dönüştürmekle mümkündür. İmanın ibadete yansıması, Kur’an-ı Kerim’in emri mucibince riya ve gösterişten arınarak yalnızca Allah’a kul olmaktır. İmanın ahlaka yansıması ise, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” buyuran Peygamberimizin güzel ahlakını örnek almak ve özümseyerek hayatına aktarmaktır. Fıtratımıza uygun olmayan ve bizi yaratılış gayemizden uzaklaştıran her türlü söz ve davranışı terk etmektir.
Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in ifadesinde ise bu hakikat şöyle yer almaktadır: “Sözlerin en doğrusu, Allah’ın Kitabı; yolların en doğrusu ise Muhammed’in yoludur.” Dolayısıyla ilahi vahyin kontrolü altında olan Peygamberimize ve onun sünnetine tabi olunmadan bir istikametten bahsetmek mümkün değildir. Zira “Resûlullah’a itaat eden Allah’a itaat etmiş olur.”
Çocuklarımızın, gençlerimizin ve toplumumuzun zihin ve gönül dünyasında var olan istikameti bir ömür sürdürmeleri noktasında katkı sunacak; tüm dünyayı yeniden istikamet üzere bir hayatla yani İslam ile buluşturacaksak bunu Peygamberimizin tüm insanlık için rahmet olan öğretileriyle yapabiliriz. Müslümanca yaşamanın yolu İslam’a uymak, rotası ise yine İslam’ın gösterdiği istikamettir.  
Hayatı anlamlı kılan değerler, insanın varoluş gayesi ekseninde şekillenmektedir. Allah’ın peygamberleri aracılığıyla vazettiği bütün hüküm ve değerler, bizzat insanın yeryüzünde ilahi bir kararla var edilmesinin, dolayısıyla varoluş gayesinin tezahürleridir. Asıl olan kötüye karşı iyiden, yanlışa karşı doğrudan, harama karşı helalden, zulme karşı adaletten yana tercihte bulunmaktır. Nitekim ölümün ve hayatın yaratılış amacı da kimin iman ve istikamet üzere yaşayacağını ortaya çıkarmaktır. Bu husus Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmektedir: “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”
İman ve istikamet hususunda müminler için en güzel örnek, hiç şüphesiz Peygamber Efendimizdir. Cenab-ı Hak, inanç, ibadet ve ahlakta istikametin yolunu göstermek için rahmetinin bir tecellisi olarak onu insanlığa rehber seçmiş; sırat-ı müstakimin ve güzel ahlakın gerektirdiği davranışları onun şahsında insanlığa öğretmiştir. Bu hakikat, Kur’an-ı Kerim’de “(Ey Muhammed) Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere gönderilenlerdensin.” ayetiyle açıkça beyan edilmiştir.
Resul-i Ekrem (sas) de “Sözlerin en doğrusu, Allah’ın Kitabı; yolların en doğrusu ise Muhammed’in yoludur.” hadis-i şerifiyle iman ve istikamet üzere yürünecek yolun kılavuzluğunu yapacak iki temel ölçüye dikkat çekmiştir. Bu bakımdan iman ve istikametin gereği, vahyin rehberliğinde ve Allah Resulü’nün örnekliğinde bir hayat yaşamaktır. Vahyi yaşanan bir hayata dönüştüren Resul-i Ekrem gibi güvenilir olmaktır. Özü sözü bir, dosdoğru, dengeli, kararlı ve dürüstçe bir hayatı tercih etmek ve orada karar kılmaktır. Kısacası onun ahlakıyla ahlaklanmak, onun açtığı yolda yürümektir. Rabbimin bizi ve nesillerimizi  doğru yoldan ayırmamasını niyaz ediyorum. Allah’a emanet olunuz.