Günümüz dünyasında, sosyal medya platformlarının sunduğu sürekli "mükemmel" hayat vitrini, insan ruhunun kadim hastalığını, yani narsisizmi ve onun ikiz kardeşi kıskançlığı tehlikeli boyutlara taşıyor. Başkalarının filtresiz zannettiğimiz kusursuz yaşamlarına bakarak kendi değerimizi sürekli sorguladığımız bu çağda, mutluluğun kapısı ne başkasının malında ne de statüsündedir; mutluluk, iç huzur ve kendi yolumuza odaklanmada saklıdır.

Öncelikle, bize düşen manevi sorumluluk, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından konulan o yüce ölçüde saklıdır: “Muhammed’in canı elinde olan Allah’a yemin ederim ki bir kişi iyilik namına kendisi için istediğini, Müslüman kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” (Nesâî). Bu temel kaide, bizi dar benliklerimizden çıkarıp, başkasının başarısını da kendi başarımız gibi görmeye davet eder. Bu, narsistçe bir ben merkezcilik yerine, sağlıklı bir toplumsal ruhun inşasıdır.

Haset, İmanı Çalan Zehir

Başkasının iyiliğini istemek, onların başarısını takdir etmemizi engellemez. Aksine, yapıcı bir takdir (gıpta) ile yıkıcı bir kıskançlık (haset) arasındaki ince çizgiyi bilmeliyiz. Haset, kişinin sahip olamadığı bir nimeti başkasından çekip alınmasını istemesidir ki, bu durum kalpteki imanı aşındırır. Peygamberimiz (s.a.v.), “Bir kulun kalbinde iman ile haset bir arada bulunmaz,” (Nesâî) buyurmuştur. Kıskançlık, sadece başkasının değil, en başta bizim kendi iç huzurumuzu çalar ve bizi mutsuzluğa mahkûm eder.

Bu haset duygusu, büyük ölçüde sosyal medyanın yanıltıcı algısından beslenir. Bu mecralar, izlenme ve beğeni alabilmek adına hayatın yalnızca en parlak, en düzenli ve en lüks anlarını sunar. Oysa bu gösterişli hayatlar, maddi imkânları ne olursa olsun, bir kurmacadır. İnsan dünyaya imtihan için gelmiştir ve herkesin imtihanı farklıdır. Hiçbir insan, sürekli ve kesintisiz bir lüks ve mutluluk içinde yaşayamaz. O gösterişli hayatlar da sahipleri için şükür, kibir, israf gibi konularda birer imtihan vesilesidir.

Odaklanma ve Mutluluk Reçetesi

Mutsuzluk döngüsünden kurtulmanın yolu, daima bizden daha yukarıya bakan o kıyaslama alışkanlığını kırmaktır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) reçetesi şöyledir: “Sizden biri, mal ve yaratılış bakımından kendinden daha üstün kılınan kimseyi baktığında, kendinden daha aşağıda olana da baksın!” (Buhârî).

Eğer bir ömür boyu mutlu olmak istiyorsak, sürekli sahip olamadıklarımıza değil, sahip olduklarımıza şükürle bakmalıyız. Başkasıyla ilgilenmeyi bırakıp, “Ben kendi yoluma bakarım!” demeliyiz. Başkalarının "mükemmel" sandığımız hayatlarıyla meşguliyet, fuzuliyattan (gereksiz işlerden) sayılmalıdır.

Kıyamet günü, kişi kıskançlığın ne kadar boşuna ömrünü tükettiğini görecektir. Başarılı insanlar daima kendi hedeflerine odaklanan, dış gürültüye kulak tıkayan ve başkalarının işleriyle meşguliyeti fuzuli sayanlar oldu. Hayallerimizi gerçekleştiremeyeceğimizi söyleyenlere karşı kulağımızı tıkamak, düşünce ve çabamıza duyduğumuz saygıyı korumamız demektir.

Gelin, bu çağın zehrine karşı koyalım. Başkalarının sanal vitrinleriyle değil, kendi manevi ve dünyevi ilerleyişimizle ilgilenelim. Kendi yeteneklerimize ve kendi çabalarımıza odaklanarak, kimsenin çıkılmaz sandığı doruklara tırmanabiliriz. Gerçek başarı, dışarıya değil, içeriye odaklanmaktan geçer.