Hayatın koşuşturması içinde ruhumuzun yorulduğunu, dünya telaşının kalbimizi tozlandırdığını hissettiğimiz anlar olur. İşte böyle bir demde, gelen en zarif davet "Beytullah" çağrısıdır. Umre, sadece fiziksel bir yolculuk değil; insanın kendi iç dünyasına yaptığı, hatalarından arınıp aslına döndüğü bir hicrettir.

​Bu yolculuk, alemlerin Rabbi olan Allah’ın misafirliğine kabul edilmektir. Ayet-i kerimede buyurulduğu gibi:

​"Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın..." (Bakara, 196)

​Bu niyetle yola çıkan bir mümin, sadece Kabe’yi tavaf etmeye değil, aynı zamanda nefsinin etrafındaki engelleri yıkmaya niyet eder.

​Peygamber Efendimiz (S.A.V.), bu mübarek yolculuğun manevi mükafatını şu güzel müjdeyle bizlere bildirmiştir:

"Umre, ikinci bir umreye kadar olan günahlara kefârettir. Mebrûr haccın karşılığı ise ancak cennettir.” (Buhârî, Umre, 1)

​İhramın o beyaz, dikişsiz örtüsüne bürünmek; makamı, mevkii ve dünyevi tüm etiketleri bir kenara bırakıp "Lebbeyk!" (Buyur Allah'ım!) diyerek mutlak bir teslimiyetin içine girmektir. Orada ne zengin vardır ne fakir; sadece acziyetini bilen ve rahmet dileyen kullar vardır.

Değerli okurlarım, nasip olursa yakında kutsal topraklara, huzura doğru yola çıkıyorum. Bu güzel yolculuk öncesi hepinizden haklarınızı helal etmenizi dilerim. İnşallah orada da kalemimi elimden bırakmayacak, o mübarek iklimin kokusunu yazılarımla sizlere ulaştırmaya devam edeceğim. Dualarınızda hatırlanmak dileğiyle, Allah’a emanet olun.