Her yıl aralık ayının son günlerinde aynı hararetli tartışmanın içinde buluyoruz kendimizi. Yılbaşı tartışmalarının gürültüsü arasında asıl kaybettiğimiz şey, bir takvim yılı değil; kendi mahallemize olan aidiyetimiz ve bizi biz yapan o vakur duruşumuzdur. Bugün yılbaşı tartışması, bir takvim değişikliğinden ziyade, bir aidiyet ve vakar sınavına dönüşmüş durumda.
Modernist Bir Tahkir Kültürü
Son zamanlarda şahit olduğumuz tartışmalarda en dikkat çekici unsur, bir kutlama biçimini savunmak adına sergilenen o keskin "ötekileştirme" dilidir. Modernlik iddiasıyla hareket edenlerin, kendi toplumunun hassasiyetlerini dile getiren insanlara karşı kullandığı "kafası basmamak" veya "anlamamak" gibi ifadeler, aslında bir medeniyet tartışması değil, bir tahkir (aşağılama) sorunudur. Bir batılı adeti savunmak için bir mümini hor görmek, savunulan o modernliğin neresine sığmaktadır?
Benzemenin Psikolojik Kökeni
İslami literatürde yer alan "bir topluluğa benzeme" uyarısı, sadece dış görünüş veya şekilsel bir benzerlikten ibaret değildir. Buradaki üzücü tehlike, bu benzerliğin arkasındaki aşağılık kompleksi ve hayranlık hissidir. Eğer bir kişi, yılbaşı kutlamayı "ben dindar değilim, ben bunlardan daha ileriyim" demenin bir yolu olarak görüyorsa, burada fıkhi bir tartışmadan ziyade psikolojik bir kopuş söz konusudur. Müslümanların, müslüman olmaktan gelen o vakur ve izzetli duruşu bir kenara bırakıp, batıdan gelen her türlü adeti üstün bir değer gibi savunmaları, aslında safın nerede tutulduğuna dair acı bir işarettir.
Kardeşlik ve Nezaket Unutuluyor mu?
Kur'an-ı Kerim, müminlerin birbirine karşı merhametli, nazik ve koruyucu olmalarını emreden sayısız ayetle doludur. Bir yılbaşı gecesi eğlencesi için kardeşini kırmayı, onu cahillikle ya da gericilikle suçlamayı göze alan bir zihniyet, hangi "aydınlanmanın" peşindedir? Oysa hiçbir yabancı adet, bir müminin gönlünü kırmaya ve onu toplum önünde küçük düşürmeye gerekçe olamaz.
Sonuç Olarak;
Mesele bir ağaç süslemek ya da geri sayım yapmak değildir. Mesele, bu eylemleri yaparken içine düşülen "onlar gibi olma" ve "bizimkilerden kopma" arzusudur. Dinimizin çizdiği sınırlar sadece yasaklardan ibaret değil, aynı zamanda bize bir kimlik ve duruş kazandırır. Kendi değerlerine yabancılaşarak, başkalarının kültürel mirasını bir üstünlük nişanesi gibi göğsünde taşıyanların, en başta kendi ruhlarındaki o büyük boşluğu sorgulamaları gerekir.
Gelin, bu yılbaşı tartışmalardan ayrı olarak şu soruyu kendimize soralım: Biz kimiz ve kimi, ne adına savunuyoruz?