Kıymetli Okurlarım,
Bugün yapay zekâyı ve yeni dünyayı tartışırken ıskalamamamız gereken bir hakikat var: Araç kiminse, yol onundur. Eğer bir sistemi biz kurarsak, ona kendi ruhumuzu, kendi adaletimizi ve kendi ahlakımızı üfleriz. Şayet meydanı boş bırakır, "bu gavur icadıdır" diyerek kenara çekilirsek; o sistemin içine kodlanmış ahlaksızlığın, fitnenin ve yabancı fikirlerin esiri olmaktan kurtulamayız.
Unutmayın ki; yazılım sadece kodlardan ibaret değildir. Her algoritma, onu yazanın dünya görüşünü, hayata bakışını ve değer yargılarını taşır.
Eğer yapay zekâyı, sosyal medyayı veya dijital dünyayı biz şekillendirmezsek;
Bizim mahremiyet ölçülerimizi onlar belirler.
Bizim aile yapımızı onların "algoritmaları" hedef alır.
Bizim helal-haram çizgilerimizi, onların kâr hırsı silip süpürür.
Kısacası; kâfir kendi kurduğu sistemle ancak kendi fıtratına uygun olanı, yani ahlaksızlığını ve batıl fikrini yayar. Biz ise "hakkı" yaymakla mükellefiz. Hakkı yaymanın yolu ise bugün artık sadece kürsülerden değil, satır satır yazılan kodlardan, inşa edilen yapay zekâ modellerinden geçiyor.
Aziz Dostlar,
Müslüman, çağına mühür vuran kimsedir. Bizim gençlerimiz sadece teknolojiyi tüketen birer "kullanıcı" değil; o teknolojinin mimarı, mühendisi olmalıdır. Diploma artık tek başına yetmiyor dedik; evet, çünkü artık diploma sadece iş bulmak için değil, bu büyük "teknolojik hicrette" safını belli etmek için lazım.
Biz kendi sistemimizi kurduğumuzda; yapay zekâ adaleti gözetecek, dijital mecralar edebi yayacak ve teknoloji zulmün değil, mazlumun sesi olacak.
Ecdadımız nasıl ki kılıcın ve kalemin hakkını verdiyse, bugün biz de klavyenin ve işlemcinin hakkını vermek zorundayız. Düşmanın silahıyla silahlanmak, bugün o teknolojiyi onlardan daha iyi bilmek ve daha ahlaklı kullanmak demektir.
Gelin, bu sahada "söz sahibi"olalım ki; dünya sadece soğuk makinelerin değil, merhametli ve imanlı ellerin şekillendirdiği bir geleceğe uyansın.
Selam ve dua ile...