Kırk yıl önce gönül haneme girdin
Düğünlü dernekli toylu Evdeş’ im
Yüreğime nakış nakış örüldün
İlmik ilmik desen desen Evdeş’ im
Hak Teâlâ’dan kaderime yazılan
Şu bahtıma ışık gibi süzülen
Ak alnıma elif elif çizilen
Güler yüzlü, tatlı sözlü Evdeş’ im
Gözlerin gözüme bir an gelince
İçime bir huzur dolar ilk önce
Gurbet yolu bekledin hep ömrünce
Sabır yüklü kor yürekli Evdeş’ im
Gün oldu halvetten halvete düştüm
Meltem yeli gibi bağrıma estin
Yaz bahar demedin her mevsim açtın
Gönül bahçemde gülüm Evdeş’ im
Hayal değil, rüya değil gerçeğim
Çölde Şebnem dağda kır çiçeğim
Dar günümde dayanağım desteğim
Soyu insan, huyu melek Evdeş’ im
Ömrümüz tükenip bittikçe her gün
Hep yoklukla geçti bugünle dünüm
Katıksız soframa günde üç öğün
Acı soğanı bal eyledin Evdeş’ im
Ta ezelden gönül verip sevdiğim
Ozan Yüksel sevdasına yeldiğim
Bu yüreğime attığın kördüğüm
Çözülmedi çözülmesin Evdeş’ im
‘’Erkek sel olur, Hanım göl olur.’’
YÜKSEL KOÇ VE EVDEŞ’İ ÜSTÜNE BİRKAÇ Söz-
Şahin Güvenç
“Seversin, kavuşamazsan aşk olur," demişler. Kavuşunca ne olur, onu dememişler. Ondan sonrası; ev olur, evlilik olur, çocuklar olur, iş-güç olur, geçim derdi olur. Olur, da olur. Sanırım bir maceranın bitmiş olması ve yukarıda sayılan yaşamın gerçekleriyle karşılaşıp bocalamaya başlanmasıdır bu.
O yüzden kavuşmadan sonrası pek yazılmaz ya da okunmaz. En azından alışılagelen durum böyledir. Sevgiye ayıracak emek ve süre kalmaz. Ya da buna gerek kalmaz. Veya öyle sanılır. İstenilen olmuştur, amaca ulaşılmıştır.
Üstünde yaşadığımız Yeryüzü parçasında evdeşler için çok az şeyler yazılmıştır. Evdeş olmadan önce duygu yüklü anların getirisi roman, şiir, şarkı-türkü olur; resim olur; tiyatro, film olur da sonrasında ne olursa pek bir şey olmaz.
Bizde Adnan Binyazar’ın Ölümün Gölgesi Yok adlı romanı evdeşlik üzerine en güzel yapıtlardan biridir. Yazar orada evdeşini anlatır. Çok da güzel, duygulu ve içtendir. Sevginin, iyiliğin, güzelliğin kavuşmalara kadar gidince bitmediğini, kavuştuktan sonra daha da güzelleşip anlamlı olduğunu evliliğinin her kesitinden örnekler vererek gösterir.
“Evlilik, kır çiçekleri arasından geçip ormanın derinliklerine dalmaktır. Ormanda yolunu şaşırmayan mutlu olur; şaşıran, mutluluğun ne olduğunu bilmeden arsızca yaşar, ”der bir yerde. (Ölümün gölgesi yok. Sayfa: 138.)
Bir karşılaşmamızda, “Bu roman yazılmamış yazdırılmış. Yeşil bakışlı, kara gözlü Filiz’iniz size yazdırmış,” dediğimde, anlamlı anlamlı bakmış, “Doğru,” demişti. “Öyle oldu.”
O yüzden bir yazan, bir de yazdıran vardır. Bir, yazandır; Pir ise yazdırandır. Biri yazar, Pir’i ise yazdırır.
Bu durumun bir örneğini de Yüksel Koç’un “Evdeşi’m” dörtlüklerinde görürüz. “Yaz bahar demeyip her mevsim açan o gönül bahçesindeki gülü Evdeş’ ine” dediklerinde bir sürü anlam vardır.
Kavuşmalardan sonra ‘ormanın derinliklerine dalıp, yolunu şaşırmayarak ilerleyen ve mutlu olan bir evdeşliğin dile gelip anlamlandırılması vardır.
Zorluklarda, zor anlarda bile iyi olma, iyilik için uğraşma vardır.
Sevgiye sarılma, onu güzelleştirme, ona tutunma vardır.
“Yüreğe ilmik ilmik, desen desen örülme” vardır.
Hep “güler yüzlü tatlı sözlü olma/kalma” vardır.
“Bakıp içi huzurla doldurma” vardır.
Bunca geçen yıllara katlanma, dayanma vardır. “Sabır yüklü, kor yürekli” olma vardır.
“Çölde şebnem, dağda kır çiçeği; soylu, huylu olma” vardır.
Katıksız olsa bile acı soğanı yaşam sofrasında bal eyleme vardır.
Sonunda bunun toplamı vardır. Sarılıp düğümlenen bir sevginin çözülemezliğidir bu.
En güzeli de böyle bir şey yazmaya girişmek, evdeş için bir şeyler söyleme gereği duymaktır. O yüzden yüreğine, ağzına, diline ve eline sağlık Yüksel Koç. Sen ve Evdeş ’in çok yaşayın.