Yozgat İleri Gazetesi'nin kıymetli okurları, hepinize en kalbi duygularımla selamlıyorum...

Ben Ahmet ÜNAL, Yozgat Aydıncık'ta vaiz olarak görev yapan bir kardeşinizim.

Bu değerli köşede sizlerle ilk kez buluşmanın heyecanını ve sorumluluğunu taşıyorum. İslam Hukuku alanında yüksek lisansımı tamamlamış, şu anda da doktora eğitimime devam etmekteyim. Hem bu akademik birikimin hem de mesleğim gereği sahada, özellikle gençlerle ve ailelerle yaptığım birebir temasların verdiği tecrübeyle, bu satırlarda sizlerle hasbihal etmek niyetindeyim.

Rabbim nasip ettikçe, bu köşede en temel kalemiz olan "aile", geleceğimiz olan "gençlik" ve bizi biz yapan "toplumsal değerler" üzerine birlikte düşüneceğiz.

Ve ilk yazımızda, modern zamanların belki de en büyük çelişkisini, başlığımıza da taşıdığım o sarsıcı gerçeği konuşarak başlamak istiyorum: "Aynı Evdeki Yabancılar" olmayı.

Teknolojinin hayatımızın her zerresine nüfuz ettiği bir çağdayız. Evlerimizde artık en hızlı internet ağları, akıllı cihazlar mevcut. Kısacası, Wi-Fi var ama asıl "bağlantı" yok. Aynı koltukta oturan ama birbirinin yüzüne bakmayan, aynı sofrayı paylaşan ama elindeki ekrandan başını kaldırmayan "dağınık" bireylere dönüştük.

Bu "bağlantı kopukluğu" ve "dağınıklık" halini, geçtiğimiz günlerde yaşadığım taze bir anı bana çok net gösterdi.

Yaklaşık 15-20 pırıl pırıl gencin bir araya geldiği bir sohbetteydik. Sohbetimizin sonuna doğru gençlerden biri, hepimizi durup düşündüren şu tespiti yaptı: "Hocam," dedi, "Siz olmadığınız zaman da ara ara biz burada toplanıyoruz ama herkes dağınık bir halde oluyor. Kimi telefonuyla oyun oynuyor, kimi iki-üç kişi bir araya gelmiş ayrı bir grup olmuş sohbet ediyor. Ama bugün siz buradayken, herkes oturmuş, birbirine saygıyla kulak veriyor. En güzeli de, sadece siz konuşmuyorsunuz; herkesi konuşturuyor, herkesi dinliyorsunuz."

Bu gencin sözleri, aslında çağımızın en büyük özlemini dile getiriyordu: Gerçekten dinlenilmek ve bir bütünün "bağlı" bir parçası olmak.

Bu "dağınıklık" hali, bana hemen Asr-ı Saadet'ten bir manzarayı hatırlattı.

Hz. Ömer (r.a.), bir Ramazan gecesi Mescid-i Nebevî'ye girdiğinde, insanların dağınık halde olduğunu görür. Kimi tek başına namaz kılmakta, kimi küçük bir gruba imamlık yapmaktadır. Mescid, potansiyeli olan ama "dağınık" bir halde ibadet eden müminlerle doludur. O büyük basiret sahibi halife, bu dağınıklığın bir "düzene" ve "berekete" dönüşmesi gerektiğini fark etti. Hepsini, tek bir imamın arkasında tek bir cemaat altında topladı. Ertesi gece o muhteşem birliği gördüğünde, "Bu ne güzel bir birliktelik oldu!" diyerek memnuniyetini dile getirdi.!!

Bugün evlerimiz, Hz. Ömer'in müdahalesinden önceki o mescide benzemiyor mu?

Aynı çatı altındayız ama herkes "dağınık". Baba telefonda, anne televizyonda, çocuk tablette... Herkes kendi ekranında, kendi başına "dağınık" bir halde. Fiziksel olarak bir aradayız ama ruhen "kopuğuz".

Oysa o salondaki gençlerin de gösterdiği gibi, hepimizin bir "toparlayıcı" ruha ihtiyacı var. Hz. Ömer'in o mescidde yaptığı gibi, evdeki o dağınık bireyleri sıcak bir "aile yuvasını " yapacak bir iradeye ihtiyacımız var. Bazen bu anne olur, bazen baba... Ama görevi, sadece konuşmak değil, o gencin dediği gibi "herkesi konuşturmak" ve "gerçekten dinlemektir".

İşte bu köşede, evlerimizdeki o "Wi-Fi" sinyalinden daha güçlü olan "kalp bağlantısını" nasıl yeniden kuracağımızı, o dağınıklıktan nasıl sıcak bir "aile yuvasını" oluşturacağımızı konuşmaya niyet ediyorum.

İlk yazımın heyecanıyla, Yozgat İleri Gazetesi çatısı altında sizlerle buluşacak olmaktan gurur duyuyorum.

Haftaya, "bağlantıda" kalmak ümidiyle...

Kalın sağlıcakla.