Güvercinler tüner evlerin çatılarına ve harabe binaların arasına. Bir çığlık bekler gibi beklerler. Bir şimşek çakmasındaki ürpermeyi yaşamanın korkusunu hissederek çekerler kafalarını boyunlarının içerisine.
Haylaz veletlerin sapanlarından çıkan taşlara hedef olmamak için öylece, endişe duyarak pusarlar binaların ve çatıların uçlarına.
Evlerin çatılarına ve harabe binaların duvarlarına güvercinler tüner. Yaşamı boyunca hep feleğin sillesini yiyen bir insanın o sille ne zaman bir daha gelecek diye garip hal içerisine bürünmesinin halini andırırlar evlerin çatılarına, harabe binalara tüneyen güvercinler.
Güvercinlerin bu hali bana zehirli sarmaşıklara bulaşan, zehirli zakkumları yutan bir insanın durumunu anımsatır. Hep tedirgin ve hep ürkektirler.
Tatlının içerisine serpiştirilen acıyı, gülümsemelerimizin içerisine kondurduğumuz ağlamaklı halimizi, cesaretin içerisine saklanan korkularımız gibidir aşklarımızın içerisine yerleşen acı zakkumlarımız.
Sevgilinin bizden uzaklaşması, kaçması, gitmesi bıraktığı acının adıdır zehirli sarmaşık.
Bu sarmaşığı isteriz. Arzularız. Bizi zehirleyeceğini bile bile gideriz ona.
Gideriz üzerine ve aşık oluruz sonunda bizi çepeçevre saracak olan zehirli sarmaşığa.
Aşklarımızda sanki itinayla yerleştirilen kibrit çöpleri, düşmemesi için ellerimizin titreyerek dizdiğimiz domino taşlarını andırır tutunduğumuz zehirli sarmaşıklarımız.
Gözümüz kararır, kalbimiz, gönlümüz mühürlenir adeta. Ellerimizin kanayacağını, avuçlarımızın kan çanağına döneceğini bile bile tutunuruz aşk dediğimiz zehirli sarmaşığa.
Gördüğümüz bir seraptır çölde. Düşe kalka ilerleriz bir damla içmek için.
Zehirli sarmaşıkların arasından geçeriz yapraklarına dokunmadan. Zakkumlar yetiştiririz zehirli olduğunu bile bile.
Zakkum çiçeği etrafına nasılda hoş, enfes kokular yayar. Mest oluruz. İçimize çekeriz. Zehirsizdir kokusu. Oysa kendisi içesinde bir zehir barındırır, yaydığı koku insanı mest etse de. İçerisine bin bir türlü entrika, yalan, hile, iki yüzlülük barındıran aşklar gibi. Zakkumlar barındıran aşk. İleriden görünüşü albenili içerisinde zehirler gizlenen aşklarımız.
Elbette hepimiz aşık oluruz. Bir dilberin peşi sıra gideriz. Gözümüz hiçbir şey görmez. Bir gamzeye tutunur, bir tel saça bağlanır yüreğimiz. Bir çift gözde hapsoluruz.
Aşkın içerisine gizlenen ihanetler, aldatmalar, ihtiraslarımız, kaprislerimiz, güvensizliklerimiz, aşkın içerisine gizlenen zakkumlar gibidir.
Güven veririz. Karşımızdaki insanın kalbinden içeriye girip iç alemlerinde dolaşır, gönül tahtına kurulur, hiç kimsenin tatmadığı, hiç kimselere göstermediğimiz, hissettirmediğimiz güven duygusunu sunarız. İçerisinde kanatan, yaralayan, acıtan zehirler barındıran güven zakkumlarımızı kullanırız.
Güvenir bize. Gözlerimizin içerisine bakar. Gözlerimizle bakışlarımızdaki buğulanma, nemlenme, can alma, iç gıdıklama duygu seline kapılma hislerini uyandıran güvenlerimizi göndeririz karşımızdaki kişiye.
Üşüyen parmaklarını avuçlarımızın içerisine alır nefesimizle ısıtırız. Nefesimiz parmaklarını ısıtırken, gözlerine kondurduğumuz içtenlik ve sevecenlik uyandıran bakışlarımızda kalbini ısıtır.
Bir nefes üflemek gibi gelir bu halimiz karşımızdaki insana. Gülümser. Gülümsetiriz.
Aşk sözcükleri fısıldarız kulaklarına. Omuzumuza yasladığı başının saçlarında parmaklarımızı gezdiririz.
Güven deryasına dalan bir balık misali her haliyle, her tavrı, her duygu ve düşüncesiyle bizimdir artık.
Zakkumlarımızın olduğundan habersiz gezinir tüm benliğimizin, güven bahçemizin içerisinde.
Zehirli sarmaşıkların arasından geçtiğini, parmaklarını yapraklarında gezindirdiğini bilemez. Dokunur onlara. Aşkı hisseder. Sevgiyi, en çokta önemsenmeyi görür ve yaşar bizim halimizde.
Zakkumlar yetiştirdiğimizden habersiz sokuluverir güven limanımıza.
Bırakır kendini.
Gülümser sonra.
Güvenir ve gülümser.
Önemsenmek ne kadar da hoş bir duygudur onun için. Sonrasında gelen ağlamalardan ve kıvranmalardan, ahlardan habersizce önemsenme duygusunun içerisinde coşkuyla gezinir.
Siz hangisi olmayı isterdiniz?
Zehirli bir sarmaşık yaprağına dokunmak mı yoksa dokundurmak mı?
Kanan mı kandırılan mı olmayı dilerdiniz?
Zakkumların zehrini içerisine çeken mi yoksa karşısındakine habersizce, sinsice sunan mı olmak isterdiniz?
Zehirli sarmaşıkların yapraklarında parmaklarını gezdiren mi yoksa o zehirli sarmaşıkların arasına itekleyen mi olmayı tercih ederdiniz?
İkisinin de aslında nasıl bir acı verdiğini biliyoruz.
Zehirli sarmaşık yapraklarıyla veya zakkum çiçekleriyle dolaşanlarında bir gün zehirle sınanacaklarına inanır mısınız?
Ya da aynı zehirle sınanmalarını dileyenlerden misiniz?
Soruyu birde şöyle soralım, sizce hangi zehir daha kuvvetlidir?
Sizce hangi zakkumu verirsek, sahte sevgimize güven duyan karşımızdaki insan daha da büyük acılar
çeker?
Hangi sarmaşık yapraklarının zehrinin arasında gezindirirsek bize olan güveni daha çok sarsılır ve bu
sarsılmanın neticesinde nefret hisleri kabarır?
İhtiraslarımız mı daha çok zehirler?
Kaprislerimizi sizce hangi zakkum zehriyle eşleştirmeliyiz?
Zakkum çiçeğine mi yoksa zehirli sarmaşıklara mı katmalıyız hırslarımızı?
Ya ihanetlerimizi nasıl izah edeceğiz? Hangi zehrin hamuruyla yoğuracağız?
İhanet en büyük olanı olsa gerek. En zehirli olanıdır ihanet.
Kapıldığımız zaaflarımızı hangi zehirle bir tutacağız?
Gözlerinin içerisine baka baka yalan söylemek ve gülümsemek zehirli bakışlarımızla.
Bakışlarımız bile zehir saçıyor tıpkı sözlerimiz gibi…
Yumuşaklığımızın içerisine kattığımız sertliğimiz, sevecenliğimizin içerisine kondurduğumuz asık
yüzümüz, kibarlığın arasına sıkıştırdığımız kabalığımız gibi sahte aşk ve sevgilerimizin arasına zehirli
zakkumlar ve sarmaşık yaprakları sıkıştırıyoruz.
Güllerin arasındaki dikenleri anımsatır aşklarımıza kondurduğumuz sahte yüzlerimiz.
Arsızlığımız, ihanetlerimiz, ihtiraslarımız, zaaflarımız sevgilinin avuçlarına bıraktığımız birer zakkumlardır.
Bize uzatılan gülleri, gül diye tutarız. Bilmeyiz ellerimize güllerin arasından dikenlerin batacağını.
Koklarız. Yüzümüz, gözümüz dikenlere bulanır.
Zehirli zakkumlar saklarız sahte yüzlerimizin arkasında. İhtiraslı, kaprisli, arsız gülümsemelerimizin
arasından zehirli sarmaşık yaprakları gizleriz utanmadan.
Güvercinler tüner evlerin çatılarına ve harabe binaların arasına. Bir çığlık bekler gibi beklerler. Bir
şimşek çakmasındaki ürpermeyi yaşamanın korkusunu hissederek çekerler kafalarını boyunlarının
içerisine.
Haylaz veletlerin sapanlarından çıkan taşlara hedef olmamak için öylece, endişe duyarak pusarlar
binaların ve çatıların uçlarına.
Evlerin çatılarına ve harabe binaların duvarlarına güvercinler tüner. Yaşamı boyunca hep feleğin sillesini yiyen bir insanın o sille ne zaman bir daha gelecek diye garip hal içerisine bürünmesinin halini andırırlar evlerin çatılarına, harabe binalara tüneyen güvercinler.
Güvercinlerin bu hali bana zehirli sarmaşıklara bulaşan, zehirli zakkumları yutan bir insanın durumunu anımsatır. Hep tedirgin ve hep ürkektirler.
Sevgili, elinde tuttuğun zehirli sarmaşıkları ne zaman toprağa gömeceksin?
Ya avuçlarının arasında sıkıca kavradığın zakkumların zehrini hangi rüzgara karşı savuracaksın?
En çok ihanetlerimizle zehirleriz sevgiliyi. Nasılda masumca yaklaşmalarımız olur. Usulca sokulmalarımız. Gülümsemeyen yüzlerimizin arkasına gizlediğimiz zehirlerimizi asla göremez sevgili.
Çünkü kör ederiz gülümsememizle gözlerini sevgilinin.
Avuçlarımızın arasında tuttuğumuz, sıktığımız sevgilinin avuçlarına ne zaman zehrimizi bırakacağımızdan habersizce sokulur güven limanımıza. Gözlerimizin arkasında gizlediğimiz ıslak zehrimizi buğulu bakışlarına hangi zaman aralığında bırakacağımızdan habersizce bırakır tüm zaaflarıyla bütün benliğini.
Evlerin çatılarına ve harabe binalara güvercinler tüner. Ürkek ve tedirgin bir halleri vardır hep. Tıpkı zakkumlarımızla zehirleyeceğimiz masum sevgiliyi andırırlar. Ürkek ve hep tedirgin beklerler öylece orada.