Merhaba kıymetli okuyucularımız. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun inşallah.
Müslümanın en başta gelen vazifelerinden birisi, Cenab-ı Hakk’ın rızası istikametinde helal sınırlar içinde yaşamak ve helalinden kazanmaktır. Allah Teala bizi imtihan etmek için bazı şeyleri helal, bazı şeyleri haram kılmıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “En faziletli amel helal kazançtır. En temiz ve üstün kazanç, kişinin el emeği ve her türlü dürüst alış verişten kazandığıdır.” buyurarak bizlere el emeği ve alın teri ile kazanmayı ve dürüst bir ticaretle meşgul olmayı tavsiye etmiştir. İmanı kalbine sindirmiş bir müminin düşüncesi, nasıl olursa olsun sadece para kazanmak değil; helalinden kazanıp helal yollarda harcamak olmalıdır.
Bir Müslümanın ticaret ve iş ahlakının nasıl olması gerektiğini bizlere ilahi ve nebevi ilkeler öğretir. Buna göre; dinimizin iş ve ticaret ahlakı doğruluk, dürüstlük; helal-haram duyarlılığı; işçi-işveren hakkına riayet; alın terine saygı ve liyakat temeli üzerine kurulmuştur. Dinimize göre, kazanç için her yol mübah sayılamaz. Kardeşin hakkına girerek kazanç elde edilemez. İşin ucuzu, hileli olanı ya da menfaate göre olanına kaçılamaz. Hele hele gelir elde etmek için insan onuru, haysiyeti çiğnenemez, emek sömürülemez, can güvenliği tehlikeye atılamaz. İnsan hakkını, hukukunu, saygınlığını çiğnemek aslında onu yaratan Allah’a saygısızlıktır ve mümin bir kimse, kul hakkına riayetin Alemlerin Rabbine saygı olduğunu gayet iyi bilir.
Günümüzde bir tarafta helal-haram düşünmeden konforun alabildiğine kuşattığı bir yaşam tarzı, daha çok kazanma arzusunda olan, kolay yoldan zengin olmak isteyenler; diğer tarafta tek kaygısı evine ekmek parası götürmek olan, hayatını devam ettirebilmek için rızkının peşinde koşan, helal lokma uğruna alın teri dökenler. Modern zamanlar, iş ve ticaret ahlakımızı da etkiledi. Dürüst, güvenilir, işinin ve işçinin hakkını verenlerin yanında sadece maddiyat ve kazanç odaklı düşünenlerin de sayısı arttı. Ticaretin bir imtihan, mesleğinin gereğini yapmanın da bir ibadet olduğunu unutuldu.
Kişinin kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürmesi, çoluk-çocuğunun nafakasını temin etmesi esastır. Bu maksatla helal ve meşrû yoldan kazanç temini için çalışmak, iş ve ticaret hayatının içinde bulunmak kutsal sayılmıştır. Ancak Allah rızasının, helal-haram çizgisinin gözetilmediği, haksızlık ve aldatma içeren her türlü ticaret de yerilmiştir. Nitekim Efendimiz (s.a.s) böylelerinin ibretlik durumunu şöyle bir soruyla ortaya koymuştur: “Yediği haram, içtiği haram, giydiği haram bir kimsenin duasına Allah cevap verir mi?”
Dinimizin emirlerini esas alarak iş ahlakından, milletimizin değerlerinden yola çıkarak doğruluk, güvenilirlik, cömertlik, tevazu gibi prensipler şemsiyesi altında ve her şeyden önce kardeşlik bilinciyle hala kazanca ulaşılabilir. İnsanların aldatılmasına engel olarak, liyakata göre seçim yapılarak, işi ehline vererek bu kazanç güvence altına alınabilir. Yüce Rabbimizin; “Emanetleri ehline verin” uyarısına her zaman sadık kalınmalıdır.
Mümin, her şeyden önce güvenilir kişi demektir. Öyleyse mümin, kazanırken de başkasının hakkına tecavüz etmemelidir. O, helal kazanç uğruna dürüstçe yaptığı her işin ibadet olduğu bilinciyle hareket etmeli, çoluk çocuğuna yedireceği haram bir lokmanın, kendi midesini kavuran bir ateş topu olacağını unutmamalıdır.
Rabbimizin şu ölçüleri, müminin kazanç felsefesi olmalıdır: “Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline! Onlar insanlardan bir şey ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler. Fakat, kendileri onlara bir şey ölçüp, yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar. Bunlar, büyük bir günde tekrar dirileceklerini sanmıyorlar mı?” “Ey İman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret dışında mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin” “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır ve çalıştığını görecektir.” (Necm, 53/39,40)
Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah Teâlâ, birinizin yaptığı işi en güzel şekilde yapmasından memnun kalır.”İş ahlakı, doğruluk, güven, saygı ve adalet gibi temel değerleri işimize yansıtmaktır. İşimizi sağlam yapmak, kul ve kamu hakkına riayet etmek, sözümüzde ve özümüzde dürüst olmaktır. Her daim helali gaye edinmek, kazancımıza haram, dilimize yalan bulaştırmamaktır.
İş ahlakı, çalışma hayatının tamamını kapsayan bir değerdir. Hangi iş ve meslekte olursak olalım, hangi pozisyonda görev yaparsak yapalım, memur, amir, işçi, işveren, esnaf fark etmeksizin devletine sadakatle bağlı, milletine nezaket ve özveriyle hizmet eden, hak ve adaletten asla ayrılmayan, himayesindeki kişilere hakkaniyetle davranan, işini sağlam ve kaliteli yapan, işini emanet olarak gören, imkanları şahsi menfaatleri için kullanmayan, beraber çalıştıkları kişilere huzurlu bir ortam sağlayan, sosyal haklardan mahrum bırakmayan, alın teri kurumadan ücretini tam ve vaktinde ödeyen, dürüstlükten ayrılmayan bireyler olmalıyız. Malımızın kusurunu gizlememeli, stok ve karaborsacılığa tevessül etmemeli, helal kazancımıza haram bulaştırmamalıyız. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in “Bizi aldatan, bizden değildir” hadis-i şerifi gereğince müşterimizi aldatmamalı, ölçü ve tartıyı eksik yapmamalıyız. Müşteri isek, esnafa verdiğimiz sözü yerine getirmeli, borcumuzu zamanında ödemeli, onu zarara uğratacak her türlü söz ve eylemden kaçınmalıyız.
İş hayatında duyarlılığın azaldığı, kanaat, doğruluk ve dürüstlük gibi erdemlerin zayıfladığı, ahlak kavramının içinin boşaltıldığı ve istismar edildiği bir çağda yaşıyoruz. Dünyevileşme, bencillik, bir malı değerinden fazlaya satmak veya kiraya vermek suretiyle çok kazanma arzusu gibi yanlış tutum ve davranışlar toplumsal huzuru ve barışı derinden etkilemektedir. Oysaki güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen Allah Resûlü (s.a.s), “Hiçbiriniz, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe tam anlamıyla iman etmiş olmaz.” buyurmuş, şahsi menfaatlere takılıp kalmamayı, başkalarının hak ve hukukunu gözetmeyi, sosyal hayatta adil ve dengeli olmayı bizlere tavsiye etmiştir. Bizlere düşen görev, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in sadakatini kuşanarak her işimizi emanet bilinciyle sahiplenmektir. Onun hak duyarlılığına riayet ederek işçinin hakkını zayi etmemek, iş sağlığı ve güvenliğine daha fazla hassasiyet göstermektir. Bize verilen her bir imkânı Rabbimizden bir emanet, O’nun rızasını kazanmak için bir fırsat bilelim. İşimizi sağlam yaparak hem dünyamızı hem de ahiretimizi mamur kılalım. Her işimizde helali gözetelim. Unutmayalım ki, Allah katında bizi değerli kılan, yaratılış gayemize uygun hareket etmemiz, her işimizde İslam ahlakını kuşanmamızdır.
Rezzâk olan Rabbimiz, kullarına sayısız nimetler bahşetmiştir. Helal ve temiz rızık peşinde koşmayı, haramlardan ise sakınmayı emretmiştir. Helalinden kazanmak için emek sarf etmeyi, alın teri dökmeyi öğütlemiştir. Nitekim O, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur: “Rızkınızı Allah katında arayın, O’na kulluk edin, O’na şükredin; sonunda O’na döndürüleceksiniz.” Helal kazanç; el emeği ve göz nuruyla elde edilen nimetin “en hayırlı lokma” olduğunu idrak etmektir. Ölçüyü ve tartıyı eksiksiz yapmak, söz ve davranışlarda dürüst davranmaktır. Helal kazanç, işinin hakkını vermek, işçinin hakkını alın teri kurumadan ödemektir. Kul ve kamu hakkına riayet ederek kazancı ve ömrü bereketlendirmektir. Helal kazanç, maddi yönden yükselirken, manevi olarak tükenmemektir. Hırs ve tamahın esiri olmamak, boynunda hiçbir kulun vebalini taşımamak, yalan, hile ve aldatmadan kaçınmak, haram lokmayı, mideyi yakıp kavuran bir kor gibi görmektir.
Çalışma ve ticaretin de bir imtihan, işini layığıyla yapmanın da bir ibadet olduğu unutulmamalıdır. İslam, boğazımızdan geçen her bir lokmanın helal ve meşru olmasını imanımızın bir gereği olarak görür. İçki ve ticaretinden, içerisinde kumar olan bütün oyunlardan, faizin her çeşidinden, hırsızlık, rüşvet, tefecilik, kamu malını üzerine geçirmek, stokçuluk ve karaborsacılık gibi her türlü haramdan şiddetle kaçınmamızı emreder.
Kim helalinden kazanıp helal yollarda harcarsa ibadeti kabul, duası makbul olur. Kazancı bereketle, hanesi huzurla dolar. Nihayetinde Allah’ın rızasına ve cennetine nail olur. Kim de yediğine, içtiğine, giydiğine haram bulaştırırsa malının bereketi azalır. Kazandığını zannederken aslında kaybeder. Dünya saadeti yok olur, ahirette ise cehennem azabına duçar olur. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Haramla beslenen vücudun layık olduğu yer ancak cehennemdir.”
Yüce Rabbim helallerine uymayı, haramlarından kaçınmayı, dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmayı, bu mutluluk için gayret içerisinde olmayı bizlere nasip etsin. Allah’a emanet olunuz.