Hayat, inanan insan için kesintisiz bir ilerleyiş, durmaksızın devam eden bir imtihan ve cihad meydanıdır. Bu kutlu yolda atılan her adımın ardından, şeytanın sinsice beklediği en büyük tuzak, o tek kelimelik fısıltıdır: “Keşke”
Bu söz, basit bir üzüntü veya pişmanlık ifadesi gibi görünse de, özünde imanın ve tevekkülün temelini sarsan, kadere teslimiyete hazırlanan bir isyanın ilk fısıltısıdır. Pişmanlık kisvesine bürünmüş bu kelime, zihnimize sızan en zayıf noktayı temsil eder.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bu kritik eşiğe dikkatimizi çekerek şöyle buyurmuştur: “Kuvvetli mü’min, (Allah katında) zayıf mü’minden daha hayırlı ve daha sevimlidir. (Bununla beraber) her ikisinde de hayır vardır. Sen, sana yararlı olan şeyi elde etmeye çalış. Allah’dan yardım dile ve asla acz gösterme. Başına bir şey gelirse, “şöyle yapsaydım, böyle olurdu” diye hayıflanıp durma. “Allah’ın takdiri bu, O, ne dilerse yapar” de. Zira “eğer şöyle yapsaydım” sözü şeytanı memnun edecek işlerin kapısını açar.” (Müslim, Kader 34.)
Hadisin başlangıcındaki “Kuvvetli Mümin” vurgusu ile hemen ardından gelen “Başına bir şey gelirse, ‘şöyle yapsaydım, böyle olurdu’ diye hayıflanıp durma” emri arasındaki ilişki son derece can alıcıdır. Zira güçlü mümin, sadece fiziken değil; imanı, iradesi, azmi, gayreti ve psikolojisi güçlü olandır. O, başına sıkıntılar geldikçe bahane üretip geri adım atan değil aksine azmi artan, doğru bildiği yolda dosdoğru ilerleyendir. Örneğin; İlim öğrenme yoluna girmiş bir kimsenin “Keşke falan yerde başlasaydım, acaba bu hoca daha mı iyi olurdu, bu okula değil şuraya gitseydim” diyerek hayıflanması ilerlemesine mani olacaktır. Yapması gereken bulunduğu yeri, konumu, şartları şuan ki en iyi şartlar olarak görüp elinden geleni sonuna kadar yapmasıdır.
Dikkat edilirse hadiste çabalamaya teşvik, acziyet göstermeme ve ardından “keşke böyle yapmasaydım” dememek, birbiriyle ayrılmaz şekilde zikredilmiştir. Gayret ama aynı zamanda tevekkül, güçlü bir mümin duruşunun iki temel sütunudur. Önce elinden geleni yap, gayretini göster, sonra sonuca razı ol.
“Keşke” Kapısı: Zihnin Sızdıran En Zayıf Noktası
“Keşke şöyle yapmasaydım” diyerek zihnimize bir kere bile kapı açarsak, bunun sonu asla gelmeyecektir. Bu kapıdan içeri giren vesvese, “keşke onu yapmasam, keşke bunu demesem...” diye diye insanı sonu gelmez bir girdaba sokacaktır. Bu da kişinin enerjisini tüketir ve onda ileriye dönük yol alacağı bir enerji bırakmaz, bitirir. Şeytan, bu pinpirikli kişileri çok sever; zira bir kere o kapıyı açtı mı, o pişmanlık ve kendini yeme döngüsünün sonunun gelmeyeceğini bilir. Geçmişte yaşanan bir olayın düzelmesini talep etmek, imkânsızı istemek, hatta zamanı geriye sarmaya çalışmaktır; asıl kuvvet ise, bu gerçeği kabul edip hemen şimdi, “Bu durumla ilgili bugün ne yapabilirim?” sorusunun cevabına odaklanarak harekete geçmektir.
Zihnimiz, teslimiyetimizin ve imanımızın sağlam kalesi; “Keşke” ise kapıyı içeriden zorlayan hain bir düşmandır.
Bu kalenin kapısı olan “Keşke” sözü, bir kez aralandığında, düşman (vesvese ordusu) sadece içeri sızmakla kalmaz; o kapıyı içeriden tamamen söker atar ve kaleyi bir daha toparlanamayacak şekilde ele geçirir. Bu yüzden en kuvvetli savunma, o kapıyı şeytanın fısıltılarına karşı kilitli tutmak ve en ufak bir açılma ihtimaline dahi izin vermemektir.
Buradaki ölçü, “eğer şöyle yapsaydım” diyerek kadere itiraz etme tehlikesine düşmektir. Oysa “Olanda hayır vardır” atasözü, teslimiyetin özünü yansıtır.
Bu gerçeğin en çarpıcı delili Kârûn hadisesidir: Servetine özenen ve ihtişamına hayran kalan tamahkârlar, o servet yerin dibine batınca derin bir pişmanlık yaşamışlardı. İnsanlar o an “Keşke onun gibi olsaydık” diye heveslenmişlerdi, ancak Kârûn’un sonunun şer olduğunu görünce, bu hevesin ne büyük bir hata olduğunu anladılar. Bu durum bize gösteriyor ki; bizim “Keşke” dediğimiz nice olayda, o an görünmeyen, belki de çok sonra ortaya çıkacak büyük bir hayır ve hikmet saklıdır. Bu nedenle, kalbimizdeki teslimiyet, “Olanda hayır vardır” hükmüne dayanmalıdır.
Sonuç: Karar Ver, Güven ve İlerle
Güçlü müminin düsturu, Kur’an’ın bu can alıcı emrinde saklıdır: Önce elinden geleni yap, gayretini göster, sonra sonuca razı ol.
“Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (Âl-i İmrân Sûresi, 3:159)
Unutmayalım: “Allah’ın takdiri bu, O, ne dilerse yapar” demek; geçmişte takılıp hayıflanmak yerine, ileriye doğru atılmak ve kuvvetli bir imanla asla acz göstermemektir. Pişmanlığın vesvese dolu koridorlarında kaybolmak yerine, Allah'a tevekkülün sağlam kalesinde durun ve daima ileriye doğru adımlar atın!