Eriyorum dün sema durdu Kubbe çöktü.
Vakit vakit kayboldu, çocuk
Gök yerlere yer arşa kalktı.
İnciler inciler vardı bembeyaz
Akçadan, karadan papatyadan annenin taç yaptığı taputtan
Önce mateme büründü her yer sis indi kubbeye, sema kan kustu da uyanmadı müslüman.
Sonra kapkara bulutlar, evleri kapladı perdeler yandı ışıksızlıktan
Zalim nam saldı kimliksiz dünya da korkma çocuk

Yine kan
Yine ölüm
Yine çocuk melekler sarıldı kefene bembeyaz elbiseden…
Sen ANNE diye feryat ederken ANNEN seni aradı toz bulutu içinde pencereden
Ben ruhumu gömdüm Eriyorum ılık bir masa da çaresizliğin şiirini
İçimi saran ACININ hissettirdiklerini avuçlarımda hissederek

Sonra gökten
Beyaz bir lamba, düştü
Dur durak bilmeyen trenler, vagonlar, boş kimliksiz insanlar caddelerde dolaşırken
Yakıtları bitmiş, yolcular
Sen hissiz değilsin çocuk dünya hissini yitirmiş ağlama duvarı devletler para kasaları kilitli çelenkten yapılmış vazolar…
Uyan yeniden uyanmak vakti desem çocuk
Uyanacak yer kaldı mı ki,
Çiçekler soldu çocuk
Semadan damlalar dökülüyor
Üzerime bırak, gece üşümeyelim…
Bu giden yolcunun kimliklerini hesaplamadım çocuk
Cadde ortası bir yerdeyim, ıslak bir merdivene tutundum,
Eriyorum ateşin korundayım
Alev alev avuç içlerim çocuk
Kırmızı ışıklar bomboş adımlar
Kapılar yalın ayak, kapılar susuz çocuk
Sükût en tepeden ışıklarını yaktı yine,
Eriyorum dün sema durdu.
Çocuk…
‘’Ölüm neremize çarparsa çarpsın. Biz burada ölümün bir göç olduğunu yeryüzünün de devam eden bir nehir gibi akmaya devam ettiğini görüyoruz. ‘’