Sessizlikte gelen ölümler, kalabalıkta öldünüz mü hiç siz?
Zaman durdu sanki, dünya sessiz ve susuz kaldı.
Sen insanoğlu matemdesin peki neyin
Kibrin, atkın
Nefsin kelepçen,
Ömrün özünü yitirdin insan
Ruhun en son ilacın
Şifacın suskunluğun
Elinde masken, kara rıhtımın urganı demir atmış son yolculuğuna,
Kibrin ayaklarına franga vurmuş
İnsan ölü, insan köle, insan ruh, insan sen söyle senin sesin nerede
Bir millet yok edildi, frangalar vuruldu ayaklarına, çığlıkları en acı köşede durdu sen devam ettin hayatına,
Belki dedik belki uyanır ruhlarınız?
Bekledik ses verdik çığlık attık.
Öyle böyle şöyle değildi acılarımız, kanmadı toprak kana, doymadı çocuklara, en belirgin özelliğimiz önlüklerimizdi.
Biz Gazze Dr. Ları elimizde neşter ilerledik kuşandık yürüdük koştuk, durduk zaman durdu bebekler ellerimizin üzerinden uçup gitti,
Çocuklar vardı henüz yedi yaşında, bazıları dörtten gün almıştı, hayatlarına dokunmak için uzandık orada, kimsecikler yoktu ne ilaç ne anestezi ne bir hastane odası, yıkıktı her şey bazı caniler uğramış olmalıydı bu rıhtımlara,
Artık şairler bırakmıştı şiir yazmayı çünkü göç etmişti aşıklar aşık tepesinden elinde gelinlik yerine bir kefen dolalı boynunda.
Uzanmıştı umut yerlere serili yatıyordu bir anne göğsünde bebeği açlıktan son nefesini verirken kendi ondan önce gitmişti son çıkıştan.
Haklıydı yüreği dayanamamıştı bebeğinin açlığına son duasını da yanına alıp veda etti sahra tepesini.
Sesimiz bir binanın yıkılmış kolonları altında kaldı.
İnsanlık suskun yüreksizlik defterine yazıldı.
Çığlık bendim ben insandım
Öyle böyle değildi adım vardı benim bir kimliğim vardı sizin gibi koşardım işten eve rıhtımda çekerdim son günün fotoğrafını.
Öyle böyle değildi bizim hikayemiz, adımız şimdilerde sonsuzlukta yazıldı hem de en belirgin harflerle şehadeti açlık sınırında yutkunduk ömrümüzde, sevinçliyiz yine diyoruz yine gelsek hak için ölürüz,
Ha takılmayın ölüyoruz dediğime aslında bizleriz yaşayan bir kimlikte, farkında mısınız, aslında sizlersiniz ölü olan…