Çandır’dan gelmelermiş. On dokuzuncu yüzyılın ortalarında göçmüşler. Yüklerini yüklemişler, çıkmışlar yola. Gele gele Hisarbey’e gelmişler, yerleşmişler. Nedenine de “Birtakım anlaşmazlıklar” demiş, geçiştirmişler. Demek ki bilinmemesi daha iyi. Ne olduğu unutulsun gitsin, bir daha anılmasın.
Eskiden de soylara bir ad takarlar o soyu o adla anar söylerlerdi. Öyle etmişler, kim olsa o adı verir. Onlara “Çandırlılar,” demişler. Çok sonraları soy adı yasası çıkınca kendilerine ‘Çandırlı’ dense iyi olacakmış ya olmamış. Öztürk soy adını almışlar. Soyları Çandırlılar, soy adları Öztürk olmuş.
Aradan elli altmış yıl geçmiş. Çandırlılar olarak anılsalar da onlar da artık oralı, Hisarbeyli. Evleri, barkları, tarlaları tumpları var. Sonra çol çocuk büyütüp kök salmışlar.
Onlardan biri de Osman. Yeni yetişip gelmiş, aslan gibi bir delikanlı. Artık evlilik çağında.
Gönlündeyse biri var, teyzesi Habe Gelin’in kızı Anşa. Osman gönlünü ona düşürmüş. Anşa, boylu boslu, ela gözlü, kara kaşlı, ceylan gibi bir kız. Güzelliği dillere destan. “Sürmeli Anşa,” diyerek anılır, söylenirmiş.
Osman’ın sevgisi karşılıklı. Anşa da Osman’ı istermiş.
Osman’ın anası Esmehan’la3 babası Çandırlı Ali4 dünür gitmiş, Anşa’yı anası babasından istemişler. Habe Gelin’le Tırış Ali’nin Hasan5, “Nasipse, Allah yazdıysa bize de olur demek düşer. Osman’dan iyisine mi vereceğiz! Verdik gitti,” demişler. Doğal olarak Anşa’nın kardeşleri Salih, Mustafa, Ali ve Hüseyin’in de olurunu almışlar. Onlar da ‘olur’ demiş. Böylece bu iş olmuş bitmiş.
Kışın sonlarıymış, Yıl 1914. Düğün bayrağını Osman’ın evinin yanına dikmişler. Davulcu davuluna vurmuş, zurnacı zurnasını öttürmüş. Düğün başlamış. Sevinçli, mutlu, kutlu güzel bir düğün etmişler. Sonunda da Anşa’yı Osman’a gelin etmişler.
Anaları, babaları, kendileri, eş dost yakınları mutlu, sevinçli. Her şey güzel başlamış, her şey güzel olmuş, her şey güzelmiş, her şey güzel olacakmış. Öyle görünüyormuş.
Kışın sonu olan düğünleriyle bahara giren Anşa ile Osman’ın mutluluklarına diyecek yokmuş. Sevinçle, coşkuyla, umutla baharı geçirmişler…
Yaz gelmiş, kötü haberler de gelmeye başlamış. Ağustosun başlarında da olan olmuş. Büyük Savaş çıkmış. Ortalık kaynıyor, dünya cayır cayır yanıyormuş. Osmanlı Devleti de durmamış, Almanya’nın yanında Büyük Savaş’a katılmış. Savaşa orduyla girilir, orduya da asker katmak gerekir. Seferberlik ilan etmişler. Yurdun dört bir yanından eli silah tutanları seferber etmişler, onları silah altına almışlar. Hisarbey’den Osman da kayınları Salih, Mustafa, Ali ve Hüseyin gibi çağrılanların arasındaymış.
Çandırlıların Osman da sürmeli Anşa’sını, anasını babasını arkada gözü yaşlı bırakarak, diğerleriyle birlikte Akdağmadeni’nin yolunu tutmuş. Oradan da bir kafileyle katılacağı birliğin olduğu kentin yolunu...