İnsan nedendir bilmem kaçmak ister. Kendinden, kendi benliğinden, duygularından, düşüncesinden ve hatta kendine ait olduğunu düşündüğü fikirlerinden kaçmak… Kendi kabına, kendi benliğine çekilerek kaçmak ve bu kaçmanın neticesinde kendini bulmak ister.
İnsanın kendinden, iç alemindeki birikmişliklerinden kaçması belki de yeniden kendi aslolanını bulmak içindir.
Bir bilgenin inzivaya çekilmesi, insanlardan uzaklaşması, kendini, kendine ait özü bulmak istemesi değil midir?
Kendi düşünce ikliminde, duygu yoğunluğunda kaybolup, kendiyle hesaplaşması, içinde var olduğunu düşündüğü hazinesini bulmak istemesi değil de nedir?
İnsanın kendi iç alemine yolculuk yapması bir nevi kendinden kaçmak değil midir?
Kendinden, içerisine hapsolan belki de bilmeden kendi irade dışı hapsettiği duygu ve düşünceleri olan kendini bulmak için kaçar insan. Kendinde sevmediği bazı yönleriyle, düşünce dünyasıyla, hiç uyuşmadığı fikirleriyle savaşmak için kendinden kaçar insan.
Bir bedenin içerisine hapsolmuş kendi kendini kemiren düşünceleriyle, yosunlaşmış fikirleriyle kıran kırana savaşmak için kaçar insan yine kendi.
Günün her diliminde, her saatinde, saatin her anında kaçmalar yaşarız. Hesabını bile bilmediğimiz, zamanını kestiremediğimiz, duygu yoğunluğu içerisinde, bazen boş girdaplar deryasında yaşarız bunu.
Yeniden tazelenen toprağın her bahar sabahında, yeniden filizlenen kır çiçeklerinin her yağmur damlasındaki tazeliği kıvamında kaçmalarımız olur.
Kaçarız kendimizden. Tüm benliğimizle, tüm sahiciliğimizle, tüm gerçekliğimizle ve tüm kararlılığımızla aslında bize ait olan, yitirdiğimiz sandığımız kendi özümüze doğru kaçarız.
Çevremizden kaçarız. Bizi kendisine esir eden kalıplaşmış düşünce ve fikir dünyasından, bütün kapılarını kapattığımız, bizi kendisine esir eden, köleleştiren, iğne ucu kadar bir özgürlük havası vermeyen, bizi kendisine sahiplendiren, adeta kör bir esaretle esaretlendiren basma kalıp fikir yumaklarından kaçarız.
Kaçmalarımız özgürlüğümüze açılan birer pencerelerdir aslında. Her bir pencereden farklı farklı düş yalazları görür, fikir birikintilerine ayaklarımızı basar, düşünce deryalarına kulaçlar atarız.
Göz yaşlarının kirpiklerden düşmesini andırır kaçmalarımız. Her düşen bir göz yaşı, gelecek olan diğer bir göz yaşının tazelenmesine gebedir. Biz kendimizden her kaçışımızda yeniden tazelenir, yeni bir doğuş ve diriliş yaşarız.
Kaçmalarız besler aslında bizleri. Fikirlerimizin enginleşmesini, düşüncelerimizin genişlemesini, etrafımızda dönen olay örgülerinin nasıl bir şekil alacağını, gerçekliliğini görmemizi sağlar. Her bir kaçmamız kendimizden bir parça götürüyor zannetsek de, yeni bir dirilişin habercisi, yeni bir tazelenmenin başlangıcı, yeni bir filizlenmenin ve büyümenin fitilidir.
Kaçmayı biz genelde alıp başını gitmek olarak algılarız. Ve bu yönde düşünürüz. Kaçmanın birçok şekli vardır. Belki de insanın öz iradesini bulması için ait olduğunu hissettiği kendinden kaçmasıdır.
Oysa kaçmak, insana bazen kendini bulmayı, kendi özünü keşfetmeyi sağlar. İnsan her kaçışında biraz daha olgunlaşır. Dağarcığına yeni yeni fikirler, sevinçler, gülümsemeler, düş pırıltıları ve belki de farklı bir cepheden bakıldığında, yeni yeni hüzünler, taze burukluklar, hiç tatmadığı iç çekmeler doldurur.
Bulduğu ve tattığı her duygunun farklı farklı lezzetlerini aldığında, tattığında, özümsediğinde kendi olan kendine biraz daha yaklaşır. Dimağına yerleştirdiği, dağarcığına yüklediği, gönül ceplerine yüklediği duygularla yaşama ve hayata bakış açısı yeniden yeniden tazelenir.
Kaçmalı insan. Evet insan kendini yeniden bulabilmek, kendi içerisinde saklanan, gizlenen öz benliğini keşfetmek, ona sahip olabilmek için kaçmalı kendine.
Ve sevgiliden kaçmak. Kendinden kaçar gibi sevgilinin gözlerinde, kalbinde, bakışlarında ki buğuda, tenindeki tazelikte ve şehvetin yeniden alevlenmesindeki hazda sevgiliyi bulabilmek için kaçmalı sevgiliden.
Ve sevgili seni kendi benliğimde bulmak için seneki kendimden kaçıyorum.
Ve kaçmak senden sevgili, seni bulmak için inci mercan deryasını andıran özünden.
Siz kendinizden ve dahi sevgiliden kaçtınız mı hiç?
Billur bir kaseden doyumsuz su içer gibi sevgilinin dudaklarından dökülen sevgi sözcüklerini duymamak için sevgiliden kaçar mısınız?
Gözlerindeki esrarlı bakışları güneşin ziyasının üzerinizde gezinmesi gibi algılarken, o bakışları görmemek için uzaklaştınız mı sevgiliden?
Sevgili, kalbini sizin avuçlarınıza bıraktığında o kalbi soğuk bir kaldırım taşının üzerine bırakır gibi kaçmış lığınız oldu mu?
Sevgilinin kalbinin sıcaklığını hissetmek için kaçmak sevgiliden. Kalbin ve sevgilideki sevginin güzelliklerini, sıcaklığını, sarıp sarmalamasındaki hazzı anlamak ve duyumsamak için kaç sevgiliden.
Bakışlarındaki sıcaklığı, sevecenliği, şehvetinin ateşinin yakmasındaki dayanılmaz kor alevini daha iyi algılayabilmek için kaçmak sevgiden.
Kalp ve beden dilinin sizin üzerinizde yaşattığı, bıraktığı etkinin cazibesinin nasıl başınızı döndürdüğünün hazzını idrak edebilmek için kaçmak sevgiliden.
Böyle kaçışlar yaşadınız mı yaşam çizginizde?
Ya da yaşamayı denemek ister misiniz?
Sevgiliyi belki de tamamen kaybetmek pahasına, bir daha billur dudaklarından doyumsuzluğu yakala yamamacasına, teninin sıcaklığını ve ılıklığını hisse dememecesine, kalbinin size doğru aktığını görmemecesine, yanan bir kor ateşi andıran şehvetinde bir daha yanmamacasına, gözlerinin derinliklerinde kaybolup gönül bahçesinden sizlere sunduğu çiçek demetlerini avuçlarınızla tutmamacasına kaçar mısınız sevgilinin yokluğunun sizde nasıl bir boşluk bıraktığı duyumuna ulaşmak uğruna?
Kaçar mısınız bütün bunlardan sadece sevgilinin sizi siz yaptığının bilincine varmak pahasına? O cesareti göze alabilir misiniz?
Bir yanda sevgiliyi kaybetmek, tattıracağı tüm zevkleri, hazları, yaşatacağı doyumsuzlukları, daldıracağı sevgi deryası diğer yanda bütün bunları daha iyi anlama, idrak etme, sevgilinin sizdeki sizi bilebilmeyi bilmek…
Siz hangisini tercih ederdiniz?
Bu iki hazdan, bu iki zevkten, bu iki duygu deryasından hangisine dalmak isterdiniz?
Sevgiliyi yaşamak ve sevgiliyi daha iyi anlamak için sevgiliden kaçmak.
İki ayrı duygu, iki ayrı haz, iki ayrı tutku, iki ayrı vazgeçilmezlik.
Açıkçası ben ikincini tercih ederdim.
Sevgilinin yokluğundaki hazzı anlayabilmek, sevgilinin sevgisinin bende bıraktığı derin tesiri görmek uğruna kaçmak isterdim sevgiliden.
Bendeki sevgiliyi bulmak için kaçmak sevgiliden.
Kaçmaya bir başka cepheden baktığımızda insan sevdiğini anlamak, sevdiğine sevdiğini hissettirmek için kaçar sevgiliden.
Bir yağmur sonrası, bir ilkbahar ortasından toprağın buğusunun yeniden taze bir yağmur tanesi olabilmek için topraktan kaçması gibi senden kaçar sevgiliden.
Bir gülümseyişle kaçmak.
Göz kirpiklerine değmemek için sancılı bir damla olarak yüreğe düşmemek için kaçmak.
Bazen kaçmalarımız ilk olmayabilir. Defalarca deneriz bunu. Bir, iki, üç ve hatta daha fazlası olur.
Sürekli kendi kabuğuna çekilen bir kaplumbağa misali. Bir salyangozu andırarak kaçmak.
Kendimizden, duygu dünyamızdan, fikir alemimizden yeniden filizlenmek için kaçmalar yaşarız.
Belki de bizi biz yapan, biz yaptığına inandığımız benliğimizden alabildiğine kaçıyoruz, gerçek benliğimizi, bize ait olanı bulmak için yani biz olmak için bizden...
Bu kaçışlar hayatın karşımıza neler çıkarabileceğini bilmeden kaçarız. Bile bile kaçmaların üzerine gideriz.
Kendimizden, benliğimizden, düşüncemizden, fikirlerimizden ödün vere vere kaçarız.
Kaçmak ve bulmak kendimizi.
Kendi özümüzü, bize ait olanı…
İçimize sakladığımız veya kendi irademiz dışında saklanan bize ait olan duygularımızdan, hislerimizden, düşüncelerimizden kaçarız, gerçek olanı bulmak adına.
Sevgili, bendeki varlığının hazzına ve doyumsuzluğunun bıraktığı tadı anlayabilmek için sendeki benden kaçıyorum…
Seni bulabilmek için bende.
Bir bahar sabahında toprak yağmur sonrası buğulanırken kaçmalıyım sevgili senden.
Erik ağaçları ilk tomurcuklarıyla hayata yeniden merhaba derken gitmeliyim tüm sendeki kaçışlarıma.
Sende sen olmak için senden kaçabilmek sevgili.
 O derin hazzı yaşamanın yenidenliğini hissedebilmek için kaçıyorum senden.
Siz kaçar mıydınız sevgiliyi kaybetmek uğruna, yokluğundaki hazzın ve zevkin tadını yaşamak uğruna?