Kıymetli dostlar, kıymetli okuyucularım,
Bu hafta sizlerle hayatın tam da içinden, hepimizin zaman zaman unuttuğu ama üzerinde durup düşünmesi gereken bir konuya değinmek istiyorum: Kıymet bilmek…
Gelin, bugün hayatın telaşına biraz ara verelim. Birlikte düşünelim, kendimize birkaç soru soralım. Yanımızda olan insanların, hayatımıza dokunan güzelliklerin ve her gün karşılaştığımız nimetlerin gerçekten ne kadar farkındayız?
Çünkü insan bazen sahip olduklarının değerini, onları kaybetme ihtimaliyle yüzleştiğinde anlıyor. Oysa kıymet bilmek, bir şey elimizden çıktıktan sonra arkasından güzel sözler söylemek değil; henüz yanımızdayken değerini hissettirebilmektir.
Bir annenin her sabah kapıdan uğurlarken söylediği, belki de artık ezberlediğimiz bir cümlesi vardır: "Kendine dikkat et yavrum." Bazen acelemizden duymayız bile. Oysa bir gün o sesin yerini sessizlik aldığında, insan sıradan sandığı o cümlenin ne büyük bir nimet olduğunu anlar.
Bir babanın nasihatini düşünün… Gençken fazla konuştuğunu zannederiz. Yıllar geçtikçe bazı sözlerin hayatımıza nasıl yön verdiğini daha iyi anlarız.
Bir dostun sebepsiz yere araması, bir komşunun hâlimizi hatırımızı sorması, yolda hiç tanımadığımız bir insanın bize gülümsemesi… Bazen bir yabancının içten bir tebessümü bile gün boyu taşıdığımız yorgunluğu hafifletmeye yeter.
Peki, bunların hangisi küçük bir şey?
Belki birinin bize ayırdığı beş dakika sıradan bir zaman dilimidir. Ama o beş dakikayı ayıran insan, kendi yoğunluğunun içinden bize bir yer açmıştır. Bir teşekkür, bir özür, güzel bir söz… Söylemesi birkaç saniye sürer ama bir insanın gönlünde yıllarca yer edebilir.
Kıymet bilmek yalnızca insanlarla da sınırlı değildir. Doğduğumuz memleketin bir sokağı, çocukluğumuzun geçtiği bir ev, bayram sabahlarının telaşı, eski bir arkadaşın sesi, soframızdaki bir lokma ekmek, sağlıklı bir nefes…
Bazen başka şehirlerin güzelliğine hayran olurken kendi memleketimizin değerini unuturuz. Bazen elimizdeki imkânları küçümserken bir başkasının hayalini kurduğu hayatın içinde yaşadığımızı fark etmeyiz.
İşte tam da burada kendimize sormamız gereken bir soru var:
Biz gerçekten sahip olduklarımızın mı farkındayız, yoksa yalnızca eksik olduğunu düşündüklerimizin mi peşindeyiz?
Tasavvuf bize görünenin ötesindeki hikmeti görmeyi, nimetin yalnızca maddi değerlerle ölçülemeyeceğini hatırlatır. Bilim de insan ilişkilerinde sevginin, güvenin, aidiyetin ve sosyal desteğin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar. Aslında ikisi de bizi hayatın önemli bir gerçeğine götürür: İnsan, değer gördüğü yerde güçlenir; anlaşıldığı yerde kendini daha güvende hisseder.
Şükür de yalnızca dilimizden dökülen bir kelime değildir. Bir insanın gönlünü incitmemek, bize verilen emeği görmezden gelmemek, sevgiyi ertelememek ve vefayı unutmamak da şükrün hayatın içindeki karşılığıdır.
Elbette hiçbirimiz kusursuz değiliz. Hepimizin farklı bir hikâyesi, taşıdığı ayrı bir yükü, içinde verdiği kendine özgü bir mücadelesi var. Kimi ailesiyle, kimi geçim derdiyle, kimi yalnızlığıyla, kimi de kimseye anlatamadığı düşünceleriyle hayat yolculuğuna devam ediyor.
Belki de bu yüzden birbirimize karşı biraz daha anlayışlı, biraz daha merhametli olmalıyız. Çünkü karşımızdaki insanın hangi mücadeleden geçtiğini, hangi sözü beklediğini, hangi tebessüme ihtiyaç duyduğunu her zaman bilemeyiz.
Tam da burada, toplum olarak üzerinde daha fazla düşünmemiz gereken bir konuya değinmek istiyorum: Bağımlılık…
Bazen bir gencimizin değişen davranışlarını, bir bireyin içine düştüğü zorluğu ya da yardım bekleyen bir insanın işaretlerini fark etmekte geç kalabiliyoruz. Oysa bağımlılık, yalnızca bireyin değil, ailesinin ve bütün toplumun hayatına dokunan ciddi bir meseledir.
Bir insanı bağımlılığın eşiğine gelmeden tanımak, onu dinlemek, yaşadığı değişimleri fark etmek ve yargılamak yerine yanında durmak çok değerlidir. Çünkü bağımlılıkla mücadele yalnızca sorun ortaya çıktığında çözüm aramak değildir; önleyebilmek, erken fark edebilmek ve insanı kaybetmeden ona ulaşabilmektir.
Unutmayalım; bağımlılıkla mücadelede asıl başarı, bir insanı kaybettikten sonra üzülmek değil, onu kaybetmeden önce kazanmak için çaba göstermektir.
Hiçbir insan yalnızca yaşadığı sorunlardan ibaret değildir. Her bireyin içinde yeniden hayata tutunabilecek bir umut, yeniden başlayabilecek bir güç vardır. Bazen zamanında uzatılan bir el, içtenlikle dinleyen bir kulak ve yargılamadan kurulan bir cümle, bir insanın hayatında yeni bir başlangıcın kapısını aralayabilir.
Bir insanı kazanmak bazen büyük fedakârlıklar gerektirmez. Zamanında söylenmiş içten bir söz, samimi bir teşekkür, gönülden gelen bir tebessüm yeter.
Ama bir gönlü kırmak için bazen tek bir cümle yeter de artar bile.
Öyleyse neden güzel sözlerimizi erteliyoruz? Neden sevgimizi göstermek için özel günleri bekliyoruz? Neden aramak istediğimiz insanı aramıyor, teşekkür etmek istediğimiz kişiye teşekkür etmiyoruz?
Unutmayalım; hayat, her şeyi telafi edebileceğimiz kadar uzun değil.
Ben bu satırları yalnızca sizlere bir şeyler anlatmak için değil, kendime de hatırlatmak için yazıyorum. Çünkü insan yazarken de yaşarken de önce kendi gönlünden geçirmeli söylediklerini.
Hayatın içinden süzülen bu düşünceleri sizlerle paylaşırken bir kez daha anlıyorum ki insanın gerçek zenginliği, kaç kişiyi tanıdığıyla değil, kaç insanın gönlünde güzel bir iz bırakabildiğiyle ölçülür.
Bu köşede belki birbirimizi hiç görmedik, belki aynı şehirde bile yaşamadık. Ancak aynı satırlarda buluşabiliyor, farklı hayat hikâyelerimizden ortak duygular çıkarabiliyoruz.
Her hafta yazılarımı okuyarak bana eşlik eden, düşüncelerime zaman ayıran, bazen sessizce okuyan, bazen de bir cümlede kendinden bir parça bulan bütün okuyucularıma gönülden teşekkür ediyorum.
Sizleri tanımıyor olabilirim ama bu satırlara ayırdığınız zamanı ve gösterdiğiniz ilgiyi önemsiyorum. Bir gazetede aynı sayfada buluşmak, farklı hayatların ortak duygularda bir araya gelebilmesi de başlı başına güzel bir nimettir.
Yazımı küçük ama hepimizin kendisine sormasını istediğim bir soruyla bitirmek istiyorum:
Bugün, hayatımızda varlığına alıştığımız için kıymetini yeterince gösteremediğimiz kime veya neye güzel bir söz söyleyebiliriz?
Belki bir telefon açarak, belki bir teşekkür ederek, belki de yalnızca içten bir tebessümle…
Çünkü kıymet bilmek için yarını beklemeye gerek yok. Bugün hâlâ yanımızda olan insanlar, bugün hâlâ söyleyebildiğimiz güzel sözler ve bugün hâlâ paylaşabildiğimiz güzellikler var.
Kıymet bilmek bir erdemdir, kıymet gördüğünü hissettirmek ise gönül zenginliğidir.
Rabbim bizleri sahip olduklarının değerini bilen, insanların gönlünde güzel izler bırakan, şükrü sözünde değil davranışlarında taşıyan kullarından eylesin.
Hepinize sağlıkla, neşeyle, huzurla ve bereketle dolu günler diliyorum.
Sevgi ve muhabbetlerimle…