Adam, kadının titreyen ellerinden tutarak avuçlarının arasına alıyor. Gecenin ayazında avuçlarında tuttuğu kadının üşüyen parmak uçlarına nefesiyle hohluyor.
Kadının önce parmak uçları sonra yüreği ısınıyor. Yutkunuyor kadın. Gözleri doluyor. Buğulu bakışlarını parmakları olan adamın avuçlarına bırakıyor. Sesi titriyor kadının.
“Kimse böyle ısıtmamıştı parmaklarımı ve yüreğimi” diyor. Kadının cümleleri titrek dudaklarından sabahın titreyen ayazına düşüyor sessizce.
Rüzgar sert vuruyor kadının ve adamın yüzüne. Adam kadının parmaklarını ve yüreğini ısıtsa da bedenlerini kavuruyor rüzgarın keskinliği. Kadının ince parmakları adamın avuçlarında adeta kayboluyor. Rüzgar, kadının omuzlarından aşağı düşen gür sarı saçlarını savuruyor.
Adam, aşık olduğu kadına dokunmanın, parmaklarını ve yüreğini ısıtmanın, kalbine yol bulup girebilmenin mutluluğunu ve hazzını yaşarken kadın, ilk defa bir adamın kendisine böylesine sahici bir
duygu, saf ve temiz bir hisle yaklaşmasının sevincini yaşıyor tüm özünde.
Belli belirsiz gözlerini etrafta gezdirerek buğulanan göz çukurlarını karşısında duran adamdan kaçırmaya çalıştı istemsiz telaşlarla.
“Çok gözledim bu köşe başında seni. Hep sabırla bekleyişlerim oldu. Ne çok yağmurlar, fırtınalar, gördüm. Keskin soğuklara şahit oldum, şimdi olduğu gibi. Üşüyen parmak uçlarımı yanımdan esip geçen kokunla bastırmaya çalıştım. Gün batımlarında da bekledim seni. Gecenin karanlığında da bekleyişlerim oldu. Köşe başlarından köpek ulumaları duyuluyordu. Arada bir caddeden geçen araçların içerisinde oturan inşaların kafalarını çevirip bana baktıklarını hissediyordum. Aldırmıyordum gecenin ayazına ve insanların başlarını çevirerek bana bakan bakışlarındaki tuhaf ve alaycı garipsemeye. Ben bekliyordum. Hep bekliyordum. Sabahın aydınlığında giden sarı saçların gecenin karanlığında rengini dahi bilmediğim gözlerinle birlikte geri dönüyordu ve ben bekliyordum…”
Kadın, maviye çalan bakışlarını parmaklarının içerisinde olduğu adamın avuçlarına dikmişti. Kıpırtısız sadece kirpiklerini oynatarak bekliyordu. İçinden geçirdiği saf duygulara, adamın temiz sevgisi ve sevecenliği karışıyordu.
“Sen bu beklemelerimi hiç bilmedin. Kirlenmiş duygularım olmadı beklemelerimin yanında. Hayal edilen masum düşler gibiyim. Beklemelerimle yoğruldu sevgim. Kaybolan sabahlarımı ve yitip giden akşamlarımı seni bekleyişlerimle onardım. Masmavi bir gök düşlemek veya uçsuz bucaksız göğün mavisi üzerine yansımış denizlerin beyaz köpüklerini hayal etmekteki gülümsemek gibiydi seni bekleyişlerim. Öyle içten, öyle sahici ve öyle sevecen…”
Kadın, ilk defa kendi içerisinde sevilmenin derin mutluluğunu yaşıyor iç alemlerinde. Sonra peşi sıra içerisinden kabarıp gelen kuşku ve endişelerin seline kapılıyor. İki duygu yoğunluğu arasında sıkışan kadın, gülümsemekle hüzünlenmek arasında mekik dokuyor adeta.
Sabahın tomurcuklanan aydınlığına “Beni tanımıyorsun daha” cümlesini bırakıyor.
“Önce saçların savruldu esen rüzgarda. Tel tel sarı saçların yüreğimin kıvrımlarına dolandı. Kalbimin engin çayırlarında gezindi endamın.”
Adamın avuçlarından gözlerini alan kadın, önce yüzüne sonra iri gözlerine baktı. Mutluluğu ve hayıflanmayı aynı anda yaşadı iri gözlerde.
Kadın, parmaklarını adamın kıvırcık saçlarında gezdirdi hayalen, parmaklarının adamın avuçlarında olduğu halde. Hayal etti kadın. İlk defa bir adamın saçlarında sevgiyle parmaklarını gezdirmenin mutluluğunu hissetti tüm benliğinde. Sonra geniş alnına ve çizgiler beliren yüzüne indirdi parmaklarını.
Adam başını kaldırdı. İlk defa aşık olduğu, uğruna yağmurun, fırtınanın, dolunun, keskin rüzgarın altında iki büklüm paltosuna sarındığı kadının gözlerinin içeni baktı siyah iri yorgun gözleriyle. Ne derindi o gözler. Adam kaybolduğunu hayal etti. Kadının gözlerinin renginin ne olduğu ne fark ederdi ki adam için. Siyah, kahverengi, mavi, yeşilimsi hepsi de olabilirdi. Adam sadece sevgilinin gözlerinde kaybolmanın derin mutluluğunu tattı kısa bir anlığına da olsa. Adam gözleriyle kadının gözlerini aldı ve kendi yüreğinin kıvrımlarında gezdirdi zevk ve keyifle.
“Beni ne kadar tanıyorsun?”
Kadın bir cesaret adamın yüz hatlarında parmaklarını gezdirdi. İçi titredi adamın. Yutkundu sonra.
Ensesinde beliren ter sırtına bir damla olarak kaydı. Yeniden aşık olduğunu hissetti adam. Gülümsedi istemsizce kadının gözlerine.
İçinde bir umut yeşertti kadın. Bir adamın, beden diliyle titreyerek kendisine aşık olduğunu anlatmasına şahit oluyordu. Aşka inanmayan teninde garip bir ürpertiyle bir umut yeşertti üşüyen parmakları adamın avuçlarında titreyen kadın. Hiç bilmediği, hiç tatmadığı, hiç hissetmediği hülyalara daldı o kısacık anda.
Gözlerini kapatmak istedi kadın. Yorgun başını, kıvırcık saçlı, yüzü çizgilerle dolmuş, gözlerinin içi gülen bu adamın göğsüne koyup öylece huzurla kalmak istedi.
Adam, mutluluğun ve içindekini bakışlarıyla ve hal diliyle anlatmanın, yüreğinde biriken volkanın patlamasından, nehrin taşmasından, yağmur yüklü bulutların yağmurunu boşaltmasından duyduğu hazzı yüzüne kondurduğu gülümsemesiyle gösterdi karşısında tedirginliği ve şaşkınlığı her halinden belli olan, utangaç bakışlarla gözlerine ve kıvırcık saçlarına bakan kadına.
“Umut ne güzel şey” dedi adam titrek bakışlarıyla.
Çimenlerin arasında gezinmek, kırda papatyaları koklayarak akan duru bir nehirden su içmek, sardunyalara gülümsemek, kırmızı sarmaşıkların arasında parmaklarını gezdirmek gibi bir duyguyüklüymüş umut.
Sevdiğin kadının karşısına geçip gözlerinin içesindeki mercan ülkesini görebilmek, yağmur yüklü bulutların tüm suyunu boşalttıktan sonra tepelerin arasında beliren gökkuşağına dokunma hissini uyandırmak ve renklerinin güzelliğini tüm benliğinde özümsemek, duyumsamak, hissedebilmekle eş değermiş.
Kadının küçük parmakları adamın avuçlarının içerisinde kaybolurken kadın gözleriyle adamın gözlerine seslendi sabahın titreten ayazında.
“Farz etki ben bir ısırgan otuyum.”
“Gözlerindeki mercan diyarını gördüm.”
“Kim olduğumu bilmiyorsun?”
“Önce saçların savruldu rüzgarda.”
“Uzak diyarlardan gelip yine uzak diyarlara giden bir yolcuyum say.”
“Yüreğimde bir sızı oluştu. Bitmek bilmeyen bir acının hazzını hissettim savrulan saçlarının ahenginde.”
“Sence ben senin için ne ifade ediyorum?”
“Gecenin içerisinde yolumu aydınlatan bir ışık gibiydin. Gökkuşağının tüm renkleri yüzüne düşmüş farkında mısın?”
“Ben hiç umut ekmedim bir kalbin ve bir yüreğin tarlasına.”
“Gündüzleri sevmiyorum. Sabahın aydınlığı seni benden alıp götürüyor. Ve gecenin bir yarısında dönmelerini seviyorum. Ben geceyi seviyorum sen beni bilmesen de. En sevdiğim zamandır senin kapı önünde belirdiğin an. Ve sabahın aydınlığına doğru ilerlemelerin yalnızlaştırır beni. Gecenin zifiri karanlığında dönmelerinle kalabalıklaşırım kendimde.”
“Hayat senin gözlerinde ve yüreğinde ne kadar da güzel. Bir bahar sabahında rüzgarın esmesi gibi serin.”
“Düşlerimde öyledir. Serin ve ıslaktır. Yazın sıcağında yağan yağmurun ardından buram buram kokan toprak gibidir. Buğday başakları gibi hep bir rüzgar bekler salınmak için.”
“Avuçlarının sıcaklığını hissetmeden sevdim, gözlerinin buğusunda kaybolmadan düştün kalbimin en derin çukuruna. Teninin ılıklığını, düşüncelerinin ve düşlerinin renklerini bilmeden bu köşe başında bir umut diye bekledim seni.”
“Yağan yağmurda ıslanıp, kışın buz kesen ayazında üşüdüm. Bedenim üşürken, içim seni düşlemenin hayaliyle hep serindi. En çok hangi çiçeği sevdiğini bilmeden sevdim seni. Hayallerinin bir ucu hangi yıldıza takılır diye bilmeden düştün kalbe.”
“Umut, kıvırcık saçlı, yüzü çizgilerle dolu bir adamın avuçlarına parmaklarını bırakmak mıdır?”
“Saçlarının rüzgarda savrulmasına takıldı gözlerim ve yüreğim. En son hangi çiçeği kokladın, dinlediğin şarkı sana en çok hangi anını hatırlatır, yalnız kaldığında en çok neyi arzularsın, yaşamdan haz almanın en kestirme yolu nedir? Soğuktan köşe başına tünemiş bir kedinin başını ve sırtını şefkatle okşadın mı? Gökkuşağına dokunmayı hiç hayal ettin mi? Hayallerinin ve düşlerinin bir sınırı var mıdır? En çok arzuladığın veya yapmak istediğin, sende haz uyandıran duygu nedir? Ölmeden önce gerçekleştirmek istediğin bir tutkun var mı?”
“Hiç bilmediğin, tanımadığın insanlarla lapa lapa yağan bir karda kar topu oynadın mı? Bir kardan adam yapıp gözlerine siyah kömür yerine yeşil misketlerden koymak istedin mi?”
“Neden kardan adam derler? Kardan kadın yapmak çok mu zor? Ya da kardan kadın yapmak ayıp mı?
Ben kardan bir kadın yapmak isterdim. Bütün kadınların kadınlık duygularını ve hislerini bir tek kardan kadında birleştirmek isterdim. Gözleri senin gözlerine benzesin, senin saçların gibi savrulsun saçları ve saçlarının uçlarına beyaz karlar yağsın. Kardan üşüyen parmaklarını yanındaki kardan adam avuçlarının içerisine alsın dilerdim.”
Isınan parmaklarını, kıvırcık saçlı, yüzü çizgili adamın iri avuçlarından çeken saçları rüzgarda savrulan kadın, köşe başında her zamanki gibi kendisini bekleyen taksiye doğru yöneldi. Adamın avuçlarından parmaklarını çeken kadının parmakları rüzgarda yeniden üşümeye başladı yüreğiyle birlikte. Taksi köşeyi döndüğünde adam gökyüzüne baktı. Simsiyah bulutların arasından bir gökkuşağı hayal etti saf düşleriyle…