Yolun üzerinde yatan adamı son anda fark etmişlerdi. Kullandığı arabayı acı bir frenle durdurdu. Frenin sesi karşı ağaçlık yamaçta yankılandı, gecenin sessizliğini bozdu. Selim arabadan indi, adamın yanına koşarak vardı. Kucaklayıp kaldırmak isterken Nermin de koşarak gelmişti. İhtiyar bir adamdı, yarı baygın yatmaktaydı. Bu yağmurlu havada nereye gidiyordu, kimdi acaba? İhtiyarı da aldıktan sonra bindikleri araba homurtuyla kalkıp tekrar yola devam etti. Az sonra çiftlikteki evlerindeydiler.
Selim ile Nermin yeni evlenmişler, çiftlikte kalıyorlardı. Çiftlik ilçeye yakın bir yerdeydi. Orta yerinde güzel bir evleri vardı. O gün de kasabada anne ve babalarının yanından dönüyorlardı.
Selim sobayı yakarken Nermin de mutfakta çorba hazırlıyordu. Yarım saat sonra sofra kurulmuştu, evin içerisi de sımsıcaktı. Sıcak çorbayı içtikten sonra kendine gelen ihtiyarın konuşması acı bir çığlık gibiydi. 
“Beş sene oldu hanımım öleli, üçü erkek ikisi kız beş çocuğum vardı. Hepsini de everdim, çöl çocuk sahibi oldular, maddi durumları da iyi. Herkes kendi havasında. Ben de biraz birinin yanında biraz da öbürünün yanında kaldım. Anlayacağınız sırayla kalıyordum ta ki düne kadar. İrdelendim, itildim, kakıldım, hiçbirinin yanına sığmaz oldum. Babamdan kalma tarlalarımı çeşitli dalaverelerle elimden aldılar. Dün kuşluk vakti kapı dışarı ettiler. Ben de kasabaya gitmek için yola çıkmıştım. Gidip kaymakamlıktan yardım isteyeceğim. Yardım ederler mi acep dersiniz.” Sustu, gözlerini yumdu, başını öne eğdi, asıl söyleyeceklerine sıra geldiğini belli eden bir susuştu bu. 
“Bunlar bana müstahak. Çocuklarımı küçükken yetiştiremedim. Dini bilgilerinden yoksun olarak yetişen bir insandan ancak böylesi beklenir. Ne ekersen onu biçersin, ben de ne ektimse onu biçtim!” 
Yorgun ve bitkinlikten uyumaya başlamıştı. Selim ve Nermin Allah rahatlık versin amca diyerek ayrıldılar. Sabah olunca, Selim ile Nermin öksürük sesi ve birtakım gürültülerle uyandı. İhtiyarın odasına baktıklarında ihtiyarı paltosunu giymiş, gitmeye hazırlanmış bir şekilde gördüler. Birkaç gün misafirimiz ol diye ısrar ettilerse de kalmadı. Kapıdan henüz birkaç adım ayrılmıştı ki aniden geri döndü. Sanki bir sır verecekmiş gibi bir hali vardı. “Size birkaç öğüdüm var yavrular; doğacak çocuklarınızı siz de benim gibi yetiştirmeyin. İmanlı ve güzel ahlaklı, Allah sevgisiyle, vicdanlı birer insan olarak yetiştirin. Haramın kötü, helalin iyi kazanç olduğunu öğretin. Anaya babaya, büyüklere karşı saygılı olmalarını öğütleyin. İnanın ki sonunda iyi bir şekilde mükâfatını alırsınız. Aksi halde sizler de benim durumuma düşersiniz. Hadi Allah’a ısmarladık evlatlarım” diyerek ayrılıp gitti. 
İhtiyarın konuşmalarını Selim’in biraz gerisinde dinleyen Nermin Selim’in yanına yavaşça yaklaşıp, elinden tutup ihtiyarın arkasından bakarak ya bizim çocuklarımız da bize böyle yaparsa dedi biraz korkarak biraz da ürpererek. Allah korusun dedi Selim. Dönüp el ele verip küçük evlerine yürüdüler.