Billur, duru bir suya benzetirim kadının bakışlarını ve tenini. O bakışlardaki gizemi sonunu bilmediğim ve hep merak ettiğim, ilerledikçe beni heyecanlandıran odaları olan bir dehliz gibidir. Siz o bakışlardaki dehlizlerden içeriye ilerledikçe kalbinizin yerinden fırlayacak gibi olduğunu hissedersiniz.
Heyecan basar birdenbire bedeninizi. Bu gidişin neticesinin nasıl bir yer olduğunu kestiremezsiniz.
Ancak ayaklarınız sizi hep o kadına götürür.
Suyun duru hali kalbinize ve gönlünüze bir ferahlık, yüreğinize bir serinlik katmaktadır. Hep olsun istersiniz. Su hep duru ve temiz olsun dilersiniz. İşte bir kadının bakışları ve teni de suyun en duru halidir. Bakışlarından içeriye girmek hatta balıklama düşmek istersiniz. Sonunun ne olduğunu bilmezsiniz. Bilseniz de sizin için çokta önemli değildir. Belki de umursamazsınız. Çünkü alacağınız lezzet, tadacağınız tat, size bahşedeceği haz başınızı döndürmüştür. Bir kadının bakışları ve teni sizi kendisine çağırır. Sonunu düşünmeden o bakışlardan içeriye girmek ve o tenin hazzın da yıkanmak
isteyeceksiniz.
Tozlarından ve kirlerinden arınmak için suyun saf ve duru halinde yıkanıp temizlenen beden, bir kadının şehvet duygularında yıkandığında hazzın en derin, en berrak, en duru haline bürünmez mi?
Hazzın deryasında yıkanmıyor mu?
Kadını bir gül bahçesine benzetirim. Kıyısından ve yanından geçtiğinizde, bakışlarında bulanık buğuyu gördüğünüzde, teninin kıvrımlarında gezindiğinizde birçok tat alırsınız. Hissi, şehvani, duygu dolu, birbirinden farklı tat uyandıran lezzetler gelir dimağınıza. Bunların içerisinde en güzeli, en kalıcısı, en çok baş döndüreni ise sizde bıraktığı hazlarıdır.
Hazzın deryasında hangimiz yıkanmadık ki?
O deryanın içerisine dalmayan, engin sularında kulaç atmayan bir insana rastladınız mı?
İnsanın yaradılış doğasında, var oluşunda vardır hazzın içerisinde bulunmak. Kendisini o haz deryasında yıkamak. İnsan var ve haz da vardır. Haz, insanın, insan olma özelliğini taşımaz mı bir bakıma? Haz bizim doğamız gereğidir.
İnsan olmanın doğası haz almayı gerektirmez mi?
Eğer bizler haz alıyorsak ve aldığımız bu hazlar bizler de bir keyif uyandırıyorsa, bir tat veriyorsa, bu hazzın güzelliğini, hazzın olmazsa olmazını ortaya koyar. Her insan mutlaka bir olaydan, bir olgudan, bir durumdan, hatta görsel bir şekilden, bir yazıdan, şehvani hisler uyandıran bir kadının kıvraklığından, salınmasından ve bakışlarındaki gizemden haz duyar.
Ben bir bakıma hazzın yalnız olmadığını düşünürüm. Hazzın yanında mutlaka bulunan, onu yalnız bırakmayan, yanından hiç ayrılmayan iki kelime daha var. Bu iki kelime hazzın hep yanı başında bitiverirler. Hazza ayrı bir anlam, ayrı bir duyumsama katarlar.
Zevk ve keyif. Bu iki kelime hazzın başladığı yerde hep var olmuştur.
Ben bu üç kelimenin anlam itibariyle de birbirlerinde çok ta uzak olmadıklarını düşünürüm. Üçü de aynı bahçeye açılan kapı gibidir. Bir kadının bakışlarından, içeriye adım attığınızda veya bir kadının tenin de gezindiğinizde, kokusunu içinize çektiğinizde aynı duygu ve hisleri aldığınızı görürsünüz.
Hazzın inanılmaz doruklarında gezinirken, zevkin kıyılarında koşar, bir çimenin üzerine sırt üstü uzanıp gökyüzünü seyrederek keyif çıkarıyormuş gibi keyiflenirsiniz.
Güzel olan, sizlere iyi gelen bedeninizi ve ruhunuzu dinlendiren, kalbinize bir ferahlık ve aklınıza, zihninize rahatlık veren en çokta insani bir tutum olan şehvani hislerinizi kamçılayan, dürten, nefesinizi kesen, duygunun neticesinde aldığınız haz hiçbir hazza değişilmeyecek oranda keyif ve zevk verir insana.
Hazzı insanın içerisinden, doğasından çıkartıp aldığınızda içerisine su konulmamış bir bardağı andırır.
Bardak sadece bir bardaktır. Bardak suyla birleştiğinde bir mana ve anlam ifade eder. Su bardağa bir anlam yükler. Siz bardağın içerisindeki suyu boşalttığınızda bardağın bardak olmaktan başka hiçbir özelliğinin kalmadığını görürsünüz.
İnsanın içerisindeki haz duygusunu aldığınızda da aynı özellikle karşılaşırsınız. İnsana insan olma özelliğini katan hazlarıdır. Haz insana bir mana ve bir anlam hatta bir öz vermektedir. Hazzı koparıp attığınız insan, et ve kemikten başka hiçbir duygu ve hissi olmayan bir varlık olacaktır. Haz gözdeki mercek gibidir, kulakta ki zar gibidir, parmaklarımızın üzerindeki tırnaklarımız gibidir. Bir değer, anlam ve öz katar hazlarımız bizlere.
Siz hazlarınızı kendi içerinizden söküp atabilir misiniz?
Eğer size hazlarınızı yok etme, içinizde boğup öldürme yetisi verilseydi bunu yapar mıydınız?
İçinizde yerleşen öfke, nefret, hasret, özlem gibi duyguları bunların neticesinde ağlamak, gülmek, titremek, paniklemek, korkmak gibi durumlar nasıl bize ait ise, bizim içimizde var olduğuna inanıyor ve kabulleniyorsak, aşkın ve sevginin arkasından gelen hazzı da inkar edemeyiz. Kabullenmek durumundayız. Haz hep vardır.
Haz bizim elimiz, ayağımız, azalarımız gibidir. Hislerimiz, nefesimiz gibi bize ait, bizimle var olan, var olmamızdaki en önemli, en özel duygu ve histir.
Hazzın ötelenmesi, bilinç altına atılması, üzerinin örtülmesi, küllenmeye bırakılmasını kabul edebilirsiniz. Fakat hazzın var olduğunu inkar edemezsiniz.
Hazzın doyumsuz iklimine giren bir insan andığı mutluluğu nasıl tarif eder?
Hazzı duyumsadığınızda bunun yanı başında duran keyif ve zevki de duyumsamak size nasıl bir his ve lezzetler veriyor.
Bu his ve lezzeti tarif edebilir misiniz?
Tarif edemezsiniz. Sadece yaşar, tadar ve alırsınız. Bu his ve lezzetin tarifi yoktur.
Haz insandan insana değişen bir duygudur. Hazzı kavram olarak bir düşününüz. Nasıl ki sevgi duygusu her insanda var ve kavram olarak adına sevgi diyoruz. V sevgilerimiz her insanda bir olmuyor ve insan dan insana değişiyorsa, hazlarımızda kavram olarak birdir ve bu da sevgi gibi insandan insana değişmektedir.
Her insanda haz faklı keyifler uyandırır, farklı zevkler yaşatır. Damaklarda değişik tatlar bırakır.
Evet haz vardır. Ve kişiden kişiye değişmekte, her insanda farklı bir tada bürünmektedir.
“Ben sevginin ve aşkın neticesinde haz duymadım” diyen bir insana rastladınız mı?
Hangimiz hazzın engin sularına girip de yüzmedik?
Hangimiz bir şelale gibi akan hazzın altında durup da keyif ve zevk duyarak ıslanmadık?
Hazzın deryasında yıkandıktan sonra yeniden yeniden onu bir daha tatmak için istekte bulunmadık?
Evet her insan haz alır. Ve bu aldığı hazlar doyumsuzdur. İnsan aldığı hazları içerisinde bulunan istemek duygusuyla yeniden almayı duyumsar. Her haz almamız yeni bir haz alacağımız anlamına gelir. Her bir haz bir başka hazza kapı aralar kendi içerisinde.
Haz, insandan insana değişkenlik ifade ettiği gibi aynı insanda bile her defasında farklı tatlar ve lezzetler bırakarak değişiklik ifade eder. Her aldığımız haz bir önceki hazdan farlıdır. Biz aynı hazzı alıyoruz diye düşünsek de hazzı kavram olarak zihnimizde şekillendirsek de her haz içerisinde farklı bir tat barındırır. Her tohumun kendi özünü barındırması gibidir bu durum.
Eğer aynı hazzı alsak, aynı hazzı duyumsasaydık haz alma isteğimiz olmazdı. Hazza karşı bir isteksizlik olurdu. Haz basitleşir ve aşkın sıradanlaşması gibi sıradan hale gelirdi. Bıkkınlık, özlemsizlik, istememezlik gibi duygulara kapı aralardı.
Bir saat veya bir gün önce aldığınız haz ile an itibariyle aldığınız haz aynı haz değildir. Asla birbirinin aynısı olmuyor. Böyle bir durum söz konusu olsaydı, yani hep aynı hazzı duyumsasaydık, hazza yaklaşımımız değişir hep aynı hazzı duyumsamak istemezdik.
Bizler farklı farklı hazların deryasına dalıp yıkandığımız için sürekli haz istemekteyiz. Haz deriz sadece adına. Aynı hazzı duyumsadığımızı sanırız. Asla öyle değildir. Her aldığımız haz birbirinden farklı olduğu, başka başka tatlar ve lezzetler bıraktığı için yeniden yeniden haz almayı duyumsamaktayız.
Buda hazzın bizler için ne kadar önemli olduğunu, insanın doğasında var olduğunu, insanın olmazsa olmaz bir hissi olduğu göstermektedir.
Haz her zaman kendisini gösterir. Adeta “ben buradayım” der. Her sevgide, her aşkta, her dokunuşta, her bir bakışta başını kaldırır ve bizlere göz kırpar.
Haz, aldığımız her duyumsamada “Beni tadın, içinize çektiğiniz nefes gibiyim, soluklarınızdaki soluğu andırırım, içtiğiniz su gibi bana ihtiyacınız var” der.
Evet. Haz bize hep kendisini gösterir ve var olduğunu hissettirir. Hazzı inkar edemeyiz. Belki de sadece öteler, üzerini küllendiririz. Sönmeyen bir ateş gibidir haz. Biz ne kadar da küllendirsek de, o içten içe hep yanacak ve bizim bir üflememiz veya sevgilinin bir bakışındaki can alıcı kıvılcım olarak içimize düşecek ve hazzı alevlendirecektir.
Hazza “yoktur” demek, sevgi ve aşka da “yoktur” demektir. Aşkı inkar edemediğimiz gibi hazzı da inkar edemeyiz. Dili, ırkı, dini, milleti, milliyeti, kökeni ne olursa olsun her insan mutlaka hazzın deryasına girip yıkanmıştır.
Haz, bazen bizi kendisine çağırır. Hazzın büyüleyici kapısından içeri giren insan aldığı hazzın doyumsuzluğuna ulaştığında, o hazzı yeniden yeniden isteyecektir. Çünkü her haz kendi içerisinde başka başka lezzetler barındırmaktadır. Her hazda bir önceki hazzın aynı olmayan doyumsuzluğunu bulmak isteyecektir.
Hazlarımız bizleri mutlu kılar. İçimizde tarifi imkansız duyumsamalar bırakır. Hazlarımızla varız biz. Hazlarımız eritir bizi. Bir dağın yamaçlarında veya tepesinde güneşin ışıklarını görünce eriyen kar gibidir hazlarımız. Hazzın dayanılmaz cazibesinden bedenimizin erimesi gibi hislerimiz ve ruhumuzda erimektedir.
Hazzın duyumsanmadığı yerde duygularda olmaz. Duygularla hazzın arasında bir bağ vardır. İstek, arzu, sevgi hatta acıyı hissetmek gibi duygularda bile hazza giden bir yol vardır.
Hazzı gidilecek bir yer, varılacak bir menzil olarak düşünürsek, duygularımız bu yoldaki işaret levhaları gibidir. Belki, bizler idrak etsek de etmesek de bilinçaltımızda bu his ve duyguları yaşayarak hazza ulaşırız. Hazza, yolun üzerine dizilmiş olan işaret levhalarıyla varırız.
Hazza ulaşmanın yol haritaları, işaret levhaları olan his ve duygularımız bizleri hazzın engin deryasına götürüp altında yıkanmamızı sağlar.
Duygu ve hislerimiz olmasaydı ya da biz onları yeteri kadar bedenimiz ve benliğimizde özümseyemez, idrak edemez, yaşayamasaydık, hazda bir yanımız eksik kalırdı. Hazzı tam manasıyla tadamaz, duyumsayamazdık.
Her insan kendi hazzını yaşar ve kendi hazzında ulaşılması gereken doyuma ulaşır. Ve bizler hazlarımızla yaşarız.