Kıymetli okuyucularımız hepinizi saygıyla, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum. Allah’ın selamı rahmeti, bereketi üzerimize olsun inşallah. Millet olarak büyük badirelerden geçiyoruz, ağır imtihanlar ve  amansız bir mücadele veriyoruz. Yine dün olduğu gibi bugün de kadını erkeği, genci yaşlısı, hâsılı milletimizin her bir ferdiyle tek bir yürek olarak hareket edip kardeşlerimizin acısına hep birlikte üzülüp yardımlarına hep birlikte koşuyoruz.
Bizler Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz. Rabbimizin dünyada hepimizi çeşitli şekillerde imtihana tabi tuttuğunun idrakindeyiz. Bu dünyanın geçici, ahiret hayatının ise ebedi olduğuna yürekten inanıyoruz. Rabbimizin verdiği nimetlere şükrediyor, musibetler karşısında ise sabır ve sebat göstermeye çalışıyoruz. Rabbimize güveniyor, O'na tevekkül ediyoruz. İnsan olarak da üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeye gayret ediyoruz.
En büyük galaksilerden en küçük karıncalara kadar, tabiat bir bütün olarak Allah tarafından yaratılmıştır; her an O'nun kontrolü altındadır. Tabiatın muhteşem uyumu ve dengesi, Allah'ın hükmüne ve kanunlarına bağlıdır.  Tarihte deprem, sel, heyelan ve yangın gibi nice afetler yaşanmıştır. Ülkemizde de yakın tarihte yaşadığımız deprem ve sel felaketlerinin acısı, 10’dan fazla ilimizi sarsan depremler gibi hala yüreğimizdeki tazeliğini korumaktadır.
Milletçe büyük bir felaket yaşadık. Yitirdiğimiz her bir canın acısıyla yüreklerimiz yangın yerine döndü. Acımızı tarif etmeye kelimeler kifayetsiz. Allah’a hamdolsun ki dün olduğu gibi bugün de zor zamanımızda kenetlendik. Âlicenap milletimiz başta olmak üzere duyarlılık gösteren herkesin, depremin ilk anından itibaren maddi manevi imkânlarını seferber etmesi her türlü takdire şayandır.
Kur’an-ı Kerim’in insanlığa şöyle bir çağrısı vardır: “Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.”Nitekim tabiata sorumsuzca müdahale eden, kendi menfaati için ormanları kesen, suyu ve havayı zehirleyen, toprağı kurutan insanoğlu, yeryüzünde dengeleri bozmaktadır. Afetlerin kötü neticelerinin önemli bir kısmı bizim kendi hata ve ihmallerimiz sebebiyledir. Nitekim Yüce Rabbimiz bu hususta şöyle buyurur: “Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.” Hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem (s.a.s), şöyle buyuruyor: “Batan bir diken bile olsa Müslüman'ın başına gelen her bir musibeti, Allah onun günahlarına kefaret kılar.”
Cenâb-ı Hakk’ın insana yüklediği görevler, hem dünyayı hem de ahiret hayatını mamur etme gayesine yöneliktir. Dünyayı herkes için yaşanabilir kılmak ve ahirette kazananlardan olmak Allah’ın bu taleplerine uygun davranmakla mümkündür. Mümin, Allah’ın takdirinin muhakkak gerçekleşeceğine iman eder. Ama aynı zamanda tabiat olaylarının, ilâhî düzen ve kanunlar gereği, sebep-sonuç ilişkisi içerisinde meydana geldiğini de idrak eder. Çalışmayı ve sebeplere sarılmayı terk edip “Allah’ın dediği olur” diyerek kolaycılığa kaçmaz. Tabiata zararlı adımlar atarak, göz göre göre afeti davet etmez. İşini sağlam yapar. Her türlü tedbiri alır. Maddi ve manevi sebeplerin tamamına başvurduktan ve sorumluluğunu yerine getirdikten sonra Rabbine tevekkül eder. Peygamber Efendimizin ifadesiyle “önce devesini bağlar, sonra tevekkül eder.”
İnanıyoruz ki aynı iman ve ruha sahip olduğumuz müddetçe aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Toplu vurdukça yüreklerimiz Allah’ın yardım ve inayetiyle üstesinden gelemeyeceğimiz zorluk yoktur. Birlik ve beraberlik içinde hareket ettiğimiz sürece saramayacağımız hiçbir yara, dindiremeyeceğimiz hiçbir acı yoktur.
 Yüce Rabbimiz, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’i, ömrünün hüzün senesi olarak bilinen çok zor bir döneminde miraç hâdisesiyle teselli etmişti.  Rahmet ve mağfiretin bizleri kuşattığı bu kutlu günlerde sözlü dualarımıza fiili dualarımızı da katalım. Yaşadığımız bu büyük afet karşısında kimsesizlere kimse, çaresizlere çare olmaya devam edelim. İhtiyaç sahiplerine kol kanat gerelim, yetim ve öksüz yavrularımızı bağrımıza basalım. Kardeşlerimizin acısını bir nebze de olsa hafifletmek için elimizden gelen bütün gayreti gösterelim. Deprem bölgelerinin yanında illerimize gelen depremzede kardeşlerimize de ulaşıp destek olalım. İhtiyaç fazlası evlerimizi ve bütün imkânlarımızı karşılıksız olarak onların istifadesine sunalım. Bu zor dönemde fahiş fiyatlarla depremzede kardeşlerimizi, aziz milletimizi istismar edenleri uyaralım. Unutmayalım ki gün, dayanışma ve yardımlaşma günüdür. Vakit, iyilik ve fedakârlık vaktidir. Zaman, Allah Resûlü (s.a.s)’in şu hadis-i şerifini aklımıza ve gönlümüze nakşetme zamanıdır: “Bir kul, kardeşine yardım ettiği sürece, Allah da o kula yardım eder.” ( Ebû Dâvûd, Edeb, 60.)
Bizleri başarılı kılacak olan, Allah’a karşı sarsılmaz imanımızdır. Vatana, ezana, bayrağa ve bağımsızlığa sevdamızdır. Yüreğimizdeki şehitlik ve gazilik arzusudur. Bu öyle bir iman ve vatan aşkıdır ki, Cenâb-ı Hak, bu aşkla toprağa düşenleri şöyle müjdelemektedir: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilâkis onlar diridirler; Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir hâlde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.” Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şehitler 5 kısımdır: Bulaşıcı hastalığa yakalanan, ishale tutulan, suda boğulan, göçük altında kalan ve Allah yolunda savaşırken şehit olanlar."(Buhârî, Cihâd 30; Müslim, İmâre 164. Ayrıca bk. Buhârî, Ezân 32; Tirmizî, Cenâiz 65)
Depremlerde vefat eden kardeşlerimizin şehit olduğuna inanıyoruz. Bu güne kadar ülkemizde meydana gelen afetlerde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Yüce Rabbimiz, bizi, ülkemizi ve İslam beldelerini afetlerden muhafaza eylesin. Bizlere de afetlerden gerekli dersleri çıkarmayı, sorumluluklarımızı yerine getirip huzurlu ve güvenli bir hayat sürmeyi nasip eylesin.
Ahirete irtihal eden her bir kardeşimize Cenâb-ı Hak’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifa, aziz milletimize metanet diliyorum. Rabbim bizleri her türlü felaketten muhafaza eylesin. Milletimizin başı sağ olsun, devletimiz var olsun, ordumuz daim muzaffer olsun.
“Ey Rabbimiz! Bize göndereceğin her hayra muhtacız.”   (Kasas, 28/24.)
“Rabbimiz! Gönlümüze ferahlık ver. İşimizi kolaylaştır.”  (Tâhâ, 20/25-26.)
“Ya Rabbi! Bizleri bağışla. Bizlere merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın. (Mü’minûn, 23/118.)